Kızımın Yanına Taşınmak: Yalnızlığın ve Yakınlığın Kıyısında
“Anne, lütfen… Burada yalnız kalmanı istemiyorum. Bizimle gel.”
Elif’in sesi titriyordu. Gözlerinde endişe vardı, ama ben hâlâ kocamın odasında, onun eski pijamasını koklarken, duvarlarda yankılanan sessizliğe gömülmüştüm. O an, Elif’in bana uzattığı elin sıcaklığını hissettim ama içimde bir yer, bu yakınlıktan korkuyordu. Kırk iki yıl boyunca aynı adamla yaşadım; onun nefesiyle uyandım, onun sesiyle geceye veda ettim. Şimdi ise evim, bana ait olan her şey, bir anda anlamını yitirmişti.
Cenazeden sonra evdeki sessizlik daha da büyüdü. Komşular birer birer çekildi, taziyeler bitti. Elif her gün aradı, “Anne, ne olur gel,” dedi. Oğlum Murat ise uzaktan, “Anneciğim, Elif’le olman iyi olur,” diye destekledi. Ama ben… Ben bu yeni düzene hazır değildim. Yalnızlık acıydı, evet; ama başkasının evinde, başkasının düzeninde yaşamak… O daha da zordu.
Bir sabah, mutfakta çayımı karıştırırken gözlerim doldu. Kocamın fincanı hâlâ raftaydı. “Ne yapacağım şimdi?” dedim kendi kendime. O an karar verdim: Elif’in teklifini kabul edecektim. Belki de yalnızlıkla savaşmanın başka bir yolu yoktu.
Elif’in evine ilk adımımı attığımda, torunum Defne kapıda bana sarıldı. “Babaannem geldi!” diye bağırdı. İçimde bir sıcaklık hissettim ama hemen ardından bir huzursuzluk çöktü: Burada misafirdim. Elif’in eşi Cem beni güler yüzle karşıladı ama gözlerinde bir tedirginlik vardı. Akşam yemeğinde herkes kendi hayatından bahsederken ben sessizce tabağıma baktım. Elif’in gözleriyle buluştum; “İyi misin?” diye fısıldadı. Başımı salladım ama içimde fırtınalar kopuyordu.
İlk haftalar zor geçti. Sabahları erken kalkıp mutfağa girdiğimde Elif’in düzenine dokunmaktan çekindim. Bir gün kahvaltı hazırladım; Elif işe gitmek için aceleyle mutfağa girdiğinde masadaki yumurtaları görünce gülümsedi ama Cem’in yüzünde bir hoşnutsuzluk belirdi: “Anneciğim, zahmet etmeseydin…”
O an anladım ki, burada her hareketim dikkat çekiyordu. Kendi evimdeki gibi davranamazdım. Akşamları Defne ödev yaparken ona yardım etmek istedim ama Elif, “Anneciğim, Defne kendi başına yapmalı,” dedi nazikçe. İçimde bir kırgınlık oluştu; ben sadece yardımcı olmak istemiştim.
Bir gece odama çekildiğimde kocamın fotoğrafına baktım. “Sen olsaydın ne yapardın?” dedim sessizce. Gözlerimden yaşlar süzüldü. O an, yalnızlığın sadece fiziksel olmadığını anladım; insan kalabalık içinde de yalnız kalabiliyordu.
Bir sabah Elif’le mutfakta çay içerken konu açıldı:
“Elif, burada kendimi biraz yabancı hissediyorum,” dedim.
Elif’in yüzü düştü: “Anne, öyle hissetmeni istememiştim.”
“Biliyorum kızım… Ama senin düzenin var, ben ise alışkanlıklarımla geldim.”
Elif gözlerini kaçırdı: “Ben de korkuyorum anne… Ya sana iyi bakamazsam?”
O an aramızdaki mesafenin sadece fiziksel olmadığını fark ettim. İkimiz de birbirimize yaklaşmaktan korkuyorduk; o bana yetememekten, ben ise fazlalık olmaktan.
Bir akşam Defne okuldan ağlayarak geldi. Arkadaşlarıyla kavga etmişti. Yanına oturup saçını okşadım:
“Biliyor musun Defne, bazen insanlar birbirini anlamakta zorlanır. Ama konuşursan, anlatırsan… Belki de çözüm bulursun.”
Defne başını omzuma koydu: “Sen de mi bazen yalnız hissediyorsun babaanne?”
Gözlerim doldu: “Evet kızım… Hem de çok.”
O gece Elif yanıma geldi:
“Anne… Senin burada olman bana güç veriyor ama seni üzmekten korkuyorum.”
“Ben de seni üzmekten korkuyorum Elif.”
İşte o anda aramızdaki duvarlar biraz olsun yıkıldı. Ertesi gün Elif’le birlikte pazara gittik; eski günlerdeki gibi kol kola yürüdük. Eve dönerken Elif gülümsedi:
“Seninle pazara gitmeyi özlemişim anne.”
Ben de gülümsedim ama içimde hâlâ bir burukluk vardı.
Günler geçtikçe evin içinde daha fazla yer almaya başladım ama Cem’in bakışları değişmedi. Bir akşam yemek sonrası bulaşıkları yıkarken Cem mutfağa girdi:
“Anneciğim, siz dinlenin lütfen.”
Elif araya girdi: “Cem, annem yardım etmek istiyor.”
Cem başını salladı ama ses çıkarmadı.
O gece Elif’le tartıştılar; sesleri odama kadar geldi:
“Senin annen diye her şeye karışamaz!”
“Elbette karışmayacak ama burada yaşıyor artık!”
Yatağımda gözyaşlarımı tutamadım. Ben istemeden ailede huzursuzluk yaratmıştım.
Bir sabah Murat aradı:
“Anneciğim, iyi misin?”
“İyiyim oğlum…”
“Bak, istersen bize de gelebilirsin.”
“Yok oğlum… Burada kalacağım.”
Ama içimde bir boşluk vardı; nereye gidersem gideyim, hiçbir yer artık bana ait değildi.
Bir gün Defne okuldan bir resim getirdi; üç kişilik bir aile çizmişti: Annesi, babası ve kendisi. Ben yoktum.
“Babaannem nerede?” diye sordum.
Defne başını eğdi: “Unutmuşum…”
İşte o an anladım ki, yeni hayatımda yerimi bulmak zaman alacaktı.
Akşam yemeğinde Elif bana döndü:
“Anne… Senin burada olmanı istiyorum ama sana da haksızlık etmek istemiyorum.”
“Elif… Ben de sana yük olmak istemiyorum.”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Elif elimi tuttu:
“Belki de birlikte yeni bir düzen kurmalıyız.”
Başımı salladım; gözlerimizde yaşlar vardı.
Şimdi her sabah yeni bir güne uyanırken kendime soruyorum: İnsan en çok nerede yalnız kalır? Kendi evinde mi, yoksa sevdiklerinin yanında mı? Sizce aile içinde gerçek yakınlık nasıl kurulur? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…