Kırmızı Paltolu Kadın: Bir Hayatın Eşiğinde

“Bunu yapmak zorunda değilsin, Ali!” annemin sesi, Ankara Garı’nın kalabalığında bile kulağımda çınlıyordu. Ellerim titriyordu, biletimi cebimde sıkıca tutuyordum. Sabahın köründe, istasyonun soğuğu kemiklerime işlerken, önümde uzanan raylara bakıyordum. Babamdan gizli, annemin gözyaşları arasında aldığım bu bilet, hayatımın en büyük isyanıydı.

O sabah, trenin kalkmasına on dakika vardı. İnsanlar telaşla koşturuyor, çaycılar bardakları tokuşturuyor, valizler bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Ben ise olduğum yere çakılmıştım. Tam o anda, gözümün ucuyla onu gördüm: Kırmızı paltolu bir kadın. Peronun en ucunda, sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi duruyordu. Saçları dağınık bir topuzda, kulaklarında beyaz kulaklıklar vardı ama müzik çalmıyordu. Gözleri uzaklara dalmıştı; belki de benim gibi kaçmak istiyordu.

Kendi içimde boğulurken, annemin dün geceki sözleri aklıma geldi: “Ali, baban öğrenirse mahvoluruz! O kadar emek verdik, tıp fakültesini bırakıp ressam mı olacaksın?” Babamın öfkesi gözümün önüne geldi: “Bizim ailede doktor olmayan yok! Hayal peşinde koşmak sana yakışmaz!” Oysa ben çocukluğumdan beri resim yapmayı seviyordum. Fırçamı elime aldığımda dünya susuyordu. Ama ailem için önemli olan tek şey, soyadımızın yanında bir ‘Dr.’ unvanıydı.

Kırmızı paltolu kadın birden bana döndü. Göz göze geldik. İçimde bir şey kıpırdadı; sanki beni anlıyormuş gibi baktı. Yanına gitmek istedim ama ayaklarım yerinden kalkmadı. O sırada trenin düdüğü çaldı. Herkes hareketlendi. Kadın bana doğru yürüdü ve yanımdan geçerken hafifçe gülümsedi. “Kaçıyor musun?” diye fısıldadı.

Şaşkınlıkla ona baktım. “Bilmiyorum,” dedim titrek bir sesle. “Belki de sadece kendimden kaçıyorum.”

Kadın başını salladı. “Kaçmak bazen cesaret ister. Ama nereye gidersen git, kendini yanında götürürsün.”

Bir an sustuk. Sonra kadın cebinden bir defter çıkardı ve bana uzattı. “Ben de kaçtım,” dedi. “Ama sonunda döndüm ve yüzleştim. Belki sen de yazmak istersin.”

Defteri aldım. Kapağında eski bir Ankara fotoğrafı vardı. Kadın uzaklaştı, trene bindi ve gözden kayboldu. Ben ise peronda kala kaldım.

O an düşündüm: Gerçekten kaçmak mı istiyordum? Yoksa ailemin beklentilerinden mi yorulmuştum? Annemle babam arasında sıkışıp kalmıştım. Annem beni korumak istiyor ama babamın baskısından korkuyordu. Babam ise kendi hayallerini bana yüklemişti.

Bir hafta önce, babamla büyük bir kavga etmiştik:

“Ali, bu saçma resim işlerini bırakacaksın! Tıp fakültesini bitireceksin!”

“Baba, ben mutlu değilim! Her gün kendimi kaybolmuş hissediyorum.”

“Mutluluk neymiş? Biz senin iyiliğin için uğraşıyoruz! Senin yaşında ben köyde tarlada çalışıyordum!”

O gece odamda ağladım. Annem yanıma geldi, saçımı okşadı: “Biliyorum oğlum, kolay değil. Ama baban çok gururlu… Onu üzme.”

Ama ben de üzülüyordum! Herkesin hayalleri vardı da benimkiler neden önemsizdi?

Kırmızı paltolu kadının defterini açtım. İlk sayfada el yazısıyla bir not vardı: “Hayat bazen rayların üzerinde gider; bazen de raydan çıkmak gerekir.”

O an kararımı verdim. Trene binmeyecektim. Eve dönecektim ama bu kez susmayacaktım.

Eve vardığımda annem kapıda bekliyordu. Gözleri şişmişti.

“Ali… Dönmüşsün.”

“Anne, konuşmamız lazım.”

Babam salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu.

“Baba,” dedim kararlı bir sesle, “ben doktor olmak istemiyorum.”

Babam önce dondu kaldı, sonra öfkeyle ayağa kalktı:

“Ne demek istemiyorsun? Biz seni okutmak için neler çektik biliyor musun?”

“Biliyorum baba! Ama ben de her gün kendimi öldürüyormuş gibi hissediyorum! Sadece sizin için yaşıyorum; kendi hayatımı unuttum!”

Annem araya girdi: “Ali… Lütfen…”

Babam bana doğru yürüdü, gözleri dolmuştu ama sesi sertti:

“Sen bizim gururumuzsun! Bizi utandırma!”

O an kırmızı paltolu kadının sözleri aklıma geldi: ‘Kaçmak cesaret ister.’

“Baba,” dedim titreyerek ama kararlı bir şekilde, “ben artık kendi yolumu çizmek istiyorum.”

Babam sustu. Annem ağlamaya başladı.

O gece evde kimse konuşmadı. Ama ben ilk defa kendimi hafiflemiş hissettim.

Günler geçti, evde soğuk rüzgarlar esti. Babam benimle konuşmadı; annem arada gizlice odama gelip sarıldı.

Bir sabah babam kapımı çaldı:

“Ali… Eğer gerçekten istiyorsan… Denemelisin. Ama unutma; hayat kolay değil.”

Gözlerim doldu. Babama sarıldım.

Şimdi atölyemde resim yapıyorum; bazen kırmızı paltolu kadının defterine yazıyorum.

Hayat rayların üzerinde mi gider, yoksa raydan çıkınca mı başlar? Sizce insan kendi yolunu seçince bencillik mi yapar? Yoksa gerçek cesaret bu mudur?