Annem Yetmişlerinde, Yanımıza Aldım: Ama Çok Geçmeden Büyük Bir Hata Yaptığımı Anladım
“Zeynep, bu evde bana yer yok mu artık?” Annemin sesi, mutfakta çaydanlığın fokurtusuna karışırken içimi delip geçti. O an, çocukluğumdan beri ilk defa annemin gözlerinde bu kadar çaresizlik gördüm. Oysa onu buraya, bizimle yaşamaya aldığımda her şeyin daha iyi olacağını sanmıştım. Ama işler hiç de öyle gitmedi.
Her şey geçen kış başladı. Annem, babamı kaybettikten sonra yalnız kalmıştı. Kardeşim Serkan yurtdışında, ablam Gül ise İzmir’deydi. Annem İstanbul’da tek başına, eski apartman dairesinde, her geçen gün biraz daha içine kapanıyordu. Bir sabah telefonda sesi titreyerek “Kızım, galiba artık yalnız kalamıyorum,” dediğinde içim parçalandı. Eşim Murat’la konuştum. “Tabii ki gelsin,” dedi ilk başta. Ama o zaman ne ben ne de Murat, bu kararın ailemizi nasıl sarsacağını tahmin edemedik.
Annem taşındıktan sonra evdeki hava değişti. Çocuklarım Defne ve Ege başta çok heyecanlıydı. Anneanneleriyle masal dinlemek, onun yaptığı zeytinyağlıları yemek hoşlarına gidiyordu. Ama zamanla annemin eski alışkanlıkları, evin düzenine ayak uyduramaması sorun olmaya başladı. Sabahları erkenden kalkıp evi havalandırıyor, Defne’nin odasına girip camı açıyor, Ege’nin bilgisayarını kapatıyordu. “Çocuklar çok geç yatıyor, bu yaşta bilgisayar mı oynanır?” diye söyleniyordu sürekli.
Bir gün Murat işten yorgun geldiğinde annem ona “Oğlum, bu kadar geç saate kadar çalışılır mı? Zeynep’i de çocukları da ihmal ediyorsun,” dedi. Murat’ın yüzü bir anda asıldı. O akşam bana “Zeynep, annenle konuşur musun? Sürekli eleştiriyor, huzurum kaçıyor,” dediğinde arada kalmıştım. Annem ise kendi odasında sessizce ağlıyordu.
Bir gece Defne yanıma geldi. “Anne, anneannem bana kızdı çünkü telefonla arkadaşlarımla konuştum. Benim odamda niye sürekli?” dedi gözleri dolu dolu. Ege ise “Anneanne çok bağırıyor, ben korkuyorum,” diyordu. O an anladım ki annemin yalnızlığıyla başa çıkmaya çalışırken kendi çocuklarımı ihmal etmeye başlamıştım.
Bir sabah kahvaltıda annem yine başladı: “Bu çocuklar hiç dua etmiyor mu? Eskiden sofraya oturmadan önce besmele çekilirdi.” Murat gazeteyi bırakıp bana baktı. “Zeynep, lütfen…” dedi fısıltıyla. Annem ise bunu duydu ve birden yükseldi: “Ben mi yanlış yapıyorum? Sizin evinizde hiçbir şeyin kıymeti yok!”
O gün patlak verdi her şey. Annem odasına çekildi, kapıyı çarptı. Murat işine gitti ama aramızda soğuk bir duvar örüldü. Çocuklar okula gittiğinde annemin yanına girdim. Yastığına sarılmış ağlıyordu.
“Anne, ne olur böyle yapma… Bak, burada hepimiz huzursuz olduk,” dedim.
“Ben mi huzursuz ettim sizi? Ben mi geldim buraya? Sen çağırdın! Şimdi de yük oldum değil mi?”
O an içimde bir şeyler koptu. Annemi üzmek istemiyordum ama ailem de paramparça olmuştu. Kardeşim Serkan’ı aradım; “Ablacığım, ben burada ne yapabilirim ki?” dedi sadece. Ablam Gül ise “Senin yanında daha iyi olur diye düşündük,” deyip konuyu kapattı.
Geceleri uyuyamaz oldum. Murat’la aramızda mesafe oluştu; çocuklar eve gelmek istemiyor gibiydi. Annem ise her geçen gün daha da içine kapanıyordu.
Bir akşam Murat’la oturduk. “Zeynep, bu böyle gitmez. Ya annenle konuşup bir çözüm bulacağız ya da… Ben bu evde huzur bulamıyorum artık,” dedi gözleri dolu dolu.
O gece annemin odasına girdim. “Anne, bak… Burada olmana çok sevindim ama evde herkes mutsuz oldu. Belki başka bir çözüm bulabiliriz.”
Annem sessizce başını salladı. “Ben zaten fazlayım burada… Keşke baban ölmeseydi de böyle olmasaydık,” dedi ve o an ilk defa annemin ne kadar kırıldığını anladım.
Bir hafta sonra annemi bir huzurevine yerleştirdik. Orası temizdi, bakımlıydı ama annemin gözleri hep uzaklara dalıyordu. Her hafta ziyaretine gidiyorum ama içimdeki suçluluk duygusu hiç geçmiyor.
Şimdi geceleri yatağımda yatarken kendime soruyorum: Bir anneye en büyük kötülük onu yalnız bırakmak mıdır? Yoksa kendi ailesinin huzurunu korumak mı? Siz olsanız ne yapardınız?