Bir Akşamda Dağılan Hayaller: Eski Bir İstanbul Apartmanında Neler Olur?
“Anne, duman kokusu geliyor! Bir şey yanıyor!” diye bağırdı küçük kardeşim Ece, daha kapıdan içeri adımımı atar atmaz. Anahtar elimde titrerken, apartmanın koridorunda yayılan o keskin yanık kokusu ciğerlerime doldu. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, dedemden kalma bu eski apartmanda her gün başka bir sorun çıkardı ama bu gece farklıydı. Ayakkabılarımı aceleyle çıkarıp, annemin telaşla mutfağa koştuğunu gördüm. “Süheyla, yangın mı çıktı?!” diye seslendi babam, sesi her zamankinden daha gergindi.
O an, içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır biriktirdiğimiz tüm sıkıntılar, o dumanla birlikte evin içine dolmuştu. Annem musluğun başında ellerini yıkarken, gözleri dolu dolu bana baktı: “Yok kızım, komşu Ayten Hanım’ın ocağı taşmış. Ama bak, yine de dikkatli olalım.”
Evin içinde hâlâ bir panik havası vardı. Ece, bana sarılmış, “Ablacığım, ya bizim evimiz de yanarsa?” diye fısıldadı. Onu sakinleştirmeye çalışırken, içimdeki korkunun sadece yangından değil, ailemizin dağılma ihtimalinden de kaynaklandığını biliyordum.
Babam son zamanlarda iyice içine kapanmıştı. İşsizliğin ve geçim derdinin ağırlığı omuzlarına çökmüştü. Annem ise sabahları temizlik işlerine gidiyor, akşamları ise evde dikiş dikerek üç kuruş kazanmaya çalışıyordu. Ben ise üniversiteyi kazanmıştım ama ailemin maddi durumu yüzünden kaydımı dondurmak zorunda kalmıştım. Herkesin içinde bir öfke, bir kırgınlık vardı ama kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.
O gece sofraya oturduğumuzda, babam aniden sessizliği bozdu: “Yarın Ayten Hanım’ın doğum günüymüş. Apartmandan birkaç kişi toplanıp ona sürpriz yapacaklarmış. Biz de çağrıldık.”
Annem hemen karşı çıktı: “Bizim ne halimiz var ki kutlama yapacak? Evde doğru düzgün yiyecek yok!”
Babamın gözleri bir an için parladı: “Belki biraz kafa dağıtırız. Hem komşuluk böyle günlerde belli olur.”
O an annemle babam arasında yıllardır süren sessiz savaş yeniden alevlendi. Annem, “Sen hâlâ anlamadın mı? Bizim derdimiz kutlama değil, geçim!” diye bağırdı. Babam ise masadan kalkıp odasına çekildi.
Ece ağlamaya başladı. Onu kucağıma alıp pencereden dışarı baktım. Karşı apartmanın ışıkları bir bir sönüyordu. İstanbul’un bu köhne mahallesinde herkes kendi derdine düşmüştü.
Gece boyunca uyuyamadım. Annemin odasından gelen hıçkırık sesleriyle babamın derin iç çekişleri birbirine karışıyordu. İçimde bir isyan vardı ama neye, kime olduğunu bilmiyordum.
Ertesi sabah annem erkenden kalkıp mutfağa geçti. Ben de ona yardım etmek için peşinden gittim. “Anne,” dedim usulca, “belki de babam haklıdır. Biraz nefes almaya ihtiyacımız var.”
Annem gözlerimin içine baktı: “Senin yaşında ben de hayal kurardım kızım. Ama hayat hayal kuranları affetmiyor.”
O gün apartmanda hummalı bir hazırlık başladı. Herkes elinde bir tabak, bir tepsiyle Ayten Hanım’ın kapısına gidiyordu. Biz de elimizde annemin yaptığı mütevazı bir kekle katıldık onlara.
Ayten Hanım kapıyı açınca gözleri doldu: “Hiç beklemiyordum! Allah hepinizden razı olsun.”
İçeride eski Türk sanat müziği çalıyordu. Komşular gülüyor, çocuklar oyun oynuyordu. Bir an için herkes dertlerini unutmuş gibiydi.
Ama mutluluk uzun sürmedi. Kutlamanın ortasında apartmanın sahibi Hakkı Bey kapıda belirdi. Yüzünde asık bir ifade vardı: “Kusura bakmayın ama bu kadar kalabalık toplanmak yasak! Ayrıca aidatları ödemeyenler için son uyarımı yapıyorum!”
Bir anda ortam buz kesti. Herkes birbirine bakmaya başladı. Annem sessizce başını eğdi, babam ise Hakkı Bey’e dik dik baktı: “Biz burada komşuluk yapıyoruz Hakkı Bey, insanlık öldü mü?”
Hakkı Bey alaycı bir şekilde güldü: “İnsanlık mı? Aidat ödemeden insanlık olmaz!”
O an içimdeki öfke patladı: “Siz hiç mi vicdan sahibi değilsiniz? Herkesin durumu ortada!”
Hakkı Bey bana döndü: “Senin yaşında ben çalışıp aileme bakıyordum! Şimdi gençler sadece konuşuyor!”
O an sustum. Çünkü haklıydı; ben de çalışmak istiyordum ama iş bulamıyordum. Üniversite hayallerim ise her geçen gün daha da uzaklaşıyordu.
Kutlama dağıldıktan sonra annem bana sarıldı: “Kızım, hayat bazen insanı köşeye sıkıştırır ama yine de umut etmekten vazgeçme.”
O gece pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken düşündüm: Bizim gibi kaç aile aynı sıkıntıları yaşıyor? Kaç genç hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor?
Belki de en büyük yangın evde değil, içimizde yanıyor… Sizce bu yangını nasıl söndürebiliriz?