Kocam Ailemle Kavga Etti: Artık Onları Evimize Sokmuyor
“Bu evde artık anneni de babanı da görmek istemiyorum, Elif!”
Kocam Murat’ın sesi, mutfağın fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. Annem ve babam salonda, gözleriyle bana sorular soruyorlar; ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilmiyorum. Sanki bir anda nefes almak bile zorlaştı.
Altı yıl önce Murat’la evlendiğimde, herkes bize imrenerek bakıyordu. İstanbul’un kenar bir mahallesinde, krediyle aldığımız küçücük ama sıcacık bir evimiz vardı. İkimiz de çalışıyorduk; ben bir devlet okulunda öğretmen, Murat ise bir özel şirkette muhasebeciydi. Hayatımız sıradan ama huzurluydu. Ta ki Murat’ın öfkesi, gölgeler gibi hayatımıza sızana kadar.
Murat’ın sinirleri bazen aniden parlıyordu ama genelde kısa sürerdi. Birkaç saat sonra özür diler, bana sarılırdı. Ama son zamanlarda bu öfke nöbetleri sıklaşmaya başladı. Özellikle ailemle ilgili konularda… Annemler haftada bir uğrar, bana yardım ederlerdi. Annem mutfağa girer, bana börek açar; babam ise balkonun camını silerdi. Murat başta buna ses etmezdi ama son zamanlarda eve geldiklerinde suratını asıyor, selam bile vermiyordu.
O gün, annem mutfakta bana yardım ederken Murat işten geldi. Kapıyı sertçe kapattı, ayakkabılarını fırlattı. Babam televizyonun sesini kısınca Murat patladı:
“Burası benim evim! Kimse bana sormadan burada bir şey değiştiremez!”
Babam şaşkınlıkla bana baktı. Annem ellerini önlüğüne sildi, gözleri doldu. O an içimde bir şeyler kırıldı. Murat’ın gözlerinde ilk defa yabancı birini gördüm.
O gece annemler sessizce evi terk etti. Ben ise mutfakta yere oturup ağladım. Murat yanıma gelip özür dilemedi; aksine, “Senin ailenden bıktım artık,” dedi. “Sürekli buradalar, kendi evimizde bile rahat edemiyoruz.”
O günden sonra Murat kesin bir kural koydu: Annemle babamı eve davet etmek yasaktı. Onlarla dışarıda görüşebilirdim ama eve asla getiremeyecektim. İlk başta bunun geçici olduğunu düşündüm. Belki birkaç hafta sonra yumuşar diye umut ettim. Ama haftalar geçti, Murat’ın tavrı değişmedi.
Annem her aradığında sesi titriyordu: “Kızım, Murat hâlâ kızgın mı? Biz bir şey mi yaptık?”
Ne diyebilirdim ki? “Hayır anneciğim, siz hiçbir şey yapmadınız,” dedim ama içimden kendimi suçladım. Belki de onları çok sık çağırdım, belki de Murat’ı ihmal ettim…
Bir akşam işten eve dönerken annemle karşılaştım. Elinde poşet vardı; bana börek getirmişti. Apartmanın girişinde buluştuk, yukarı çıkmak istedi ama izin veremedim.
“Anne, lütfen… Murat evde yokken bile olmaz,” dedim gözlerim dolarak.
Annem başını eğdi: “Kızım, biz sana yük mü olduk?”
O an içimdeki suçluluk duygusu boğazımı sıktı. Annemi sarılıp öptüm ama o an kendimi dünyanın en kötü kızı gibi hissettim.
Evde ise Murat her zamanki gibi televizyonun karşısında oturuyordu. Yanına oturdum, cesaretimi toplayıp sordum:
“Murat, annemle babam sana ne yaptı? Neden bu kadar kızgınsın?”
Gözlerini devirdi: “Sürekli buradalar Elif! Kendi evimde yabancı gibi hissediyorum. Sen de onların tarafını tutuyorsun.”
“Ben kimsenin tarafını tutmuyorum,” dedim sessizce.
Ama Murat dinlemiyordu bile. O günden sonra aramızda görünmez bir duvar örüldü. Ne zaman ailemden bahsetsem Murat ya konuyu değiştiriyor ya da sinirleniyordu.
Bir gün okulda nöbetçiydim, telefonum çaldı: Babam hastaneye kaldırılmıştı. Kalp krizi geçirmişti. Apar topar hastaneye koştum; annem ağlıyordu, babam yoğun bakımdaydı.
Murat’a haber verdim; “Geleyim mi?” diye sordu isteksizce.
“İstersen gelme,” dedim kırgınlıkla.
Babam günlerce hastanede kaldı. Ben her gün işten çıkıp annemin yanında oldum. Eve döndüğümde Murat ya uyuyordu ya da bilgisayar başındaydı. Bir gece dayanamayıp bağırdım:
“Murat! Benim ailem de senin ailen! Onlara böyle davranamazsın!”
Murat soğuk bir şekilde baktı: “Benim ailem sensin Elif. Başka kimseye ihtiyacım yok.”
O an anladım ki Murat’ın dünyasında sadece kendisi ve ben vardık; ailem ise fazlalıktı.
Babam taburcu oldu ama eve gelmek istemedi; “Kızım, Murat’ı rahatsız etmeyelim,” dedi utana sıkıla.
Aylar geçti, aramızdaki mesafe büyüdü. Annemle babam torun istediklerini söylediler ama ben bu ortamda çocuk getirmekten korkuyordum.
Bir gece Murat’a sordum:
“Sen hiç kendi aileni özlemiyor musun? Ya da benim ailemi neden bu kadar dışlıyorsun?”
Murat cevap vermedi; sadece omuz silkti.
Şimdi her gece yatağımda gözlerimi tavana dikip düşünüyorum: Bir kadının evi mi ailesi mi daha önemli? Kendi mutluluğum için ailemi feda etmeli miyim? Yoksa evliliğim için annemi babamı hayatımdan çıkarmalı mıyım?
Siz olsanız ne yapardınız? Sevdiğiniz adam için ailenizden vazgeçer miydiniz? Yoksa aileniz için evliliğinizi riske atar mıydınız?