Yanlışımı Çok Geç Anladım: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
— Elif Yılmaz! — Hemşirenin sesi koridorun uğultusunda yankılandı. Elimdeki kâğıtlar terden neredeyse eriyecek gibiydi. Gözümdeki yaşları saklamak için başımı eğdim, ama annemin sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu: “Bak kızım, bu şehirde herkes birbirini bilir. Dikkatli ol!”
O an, annemin sözlerinin ne kadar haklı olduğunu anlamıştım ama artık çok geçti.
Ayağa kalktım, bacaklarım titriyordu. Koridordaki kadınların bakışları üzerimdeydi; kimisi merakla, kimisi acıyarak. Kapıdan içeri girdim. Doktor Hanım — orta yaşlı, yorgun bakışlı bir kadın — dosyama göz gezdirdi. “Buyurun oturun,” dedi soğuk bir sesle. Sandalyeye otururken ellerim hâlâ titriyordu.
“Sonuçlarınızı inceledim Elif Hanım,” dedi, gözlerini benden kaçırarak. “Bazı şeyleri konuşmamız gerekecek.”
O an içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır bastırdığım korkularım, pişmanlıklarım bir anda gün yüzüne çıktı. Kafamda yankılanan tek cümle vardı: “Keşke zamanında dinleseydim.”
Üç yıl önceydi. Üniversiteden yeni mezun olmuştum, hayallerim vardı. Annemle babam küçük bir kasabada yaşıyordu; ben ise İstanbul’da kalıp kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum. Annem her fırsatta arar, “Kızım, dikkatli ol, büyük şehir başka,” derdi. Ben ise her defasında ona karşı çıkardım.
Bir gün, iş yerinde tanıştığım Serkan’la hayatım değişti. Serkan yakışıklıydı, konuşkan ve özgüvenliydi. Bana kendimi özel hissettiriyordu. Anneme ondan bahsettiğimde yüzü asıldı: “Kızım, acele etme. Önce ailesini tanı.” Ama ben âşıktım, annemin sözleri bana eski kafalı geliyordu.
Serkan’la kısa sürede evlendik. Başlarda her şey güzeldi; ama zamanla Serkan’ın ilgisi azaldı, eve geç gelmeye başladı. Bir gece eve sarhoş geldiğinde tartıştık. “Sen de annen gibisin!” diye bağırdı bana. O an içimde bir şeyler kırıldı.
Evliliğimizin ikinci yılında hamile kaldım. O haberi aldığımda sevinçten ağlamıştım; ama Serkan’ın tepkisi soğuktu: “Şimdi sırası mı?” dedi sadece. O günden sonra aramızdaki mesafe daha da büyüdü.
Bir sabah uyandığımda kanamam vardı. Panikle hastaneye gittim; düşük yapmıştım. Annemi aradığımda telefonda sadece sessizliği duydum. “Ben sana demiştim,” dedi sonunda, sesi titreyerek.
O günden sonra kendimi suçlamaya başladım. Belki de annemi dinlemeliydim; belki de Serkan’la evlenmeden önce daha çok düşünmeliydim.
Şimdi, elimde yeni tahlil sonuçlarıyla yine bir hastane koridorundaydım. Doktor Hanım’ın sesiyle kendime geldim:
“Elif Hanım, rahim duvarınızda ciddi bir problem var. Tedaviye hemen başlamamız gerekiyor.”
Gözlerim doldu. “Çocuğum olabilir mi?” diye sordum kısık bir sesle.
Doktor başını eğdi: “Şu an için kesin bir şey söyleyemem ama… Zor görünüyor.”
O an dünyam başıma yıkıldı. Annemin sözleri, Serkan’ın ilgisizliği, kendi inatçılığım… Hepsi bir anda üzerime çöktü.
Hastaneden çıktığımda yağmur başlamıştı. Eve yürürken annemi aradım; açmadı. Eve vardığımda Serkan yine yoktu. Masanın üzerine tahlil sonuçlarını bıraktım ve koltuğa yığıldım.
Gece yarısı kapı açıldı; Serkan içeri girdi. Yorgun ve sinirliydi.
“Yine mi hastaneye gittin?” dedi alaycı bir sesle.
“Serkan, konuşmamız lazım,” dedim gözyaşlarımı silerek.
“Ne konuşacağız Elif? Zaten yeterince sorun var başımızda!”
“Benim sağlığım tehlikede,” dedim titreyen bir sesle. “Belki de hiç çocuğumuz olmayacak.”
Serkan sustu, gözlerini kaçırdı. Sonra ceketini alıp kapıyı çarparak çıktı.
O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda annemi tekrar aradım; bu kez açtı.
“Ana… Anneciğim… Sana ihtiyacım var,” dedim hıçkırarak.
Annemin sesi yumuşadı: “Kızım, gel yanıma. Her şeyin çaresi bulunur da… Sen iyi ol yeter.”
O gün valizimi topladım ve kasabaya annemin yanına döndüm. Annem beni kapıda sarılarak karşıladı; gözlerinde hem öfke hem de şefkat vardı.
İlk günler çok zordu; kasabada herkesin gözü üzerimdeydi. “Bak işte şehre gitti de ne oldu?” diyenler oldu. Ama annem hep yanımdaydı.
Tedaviye başladık; umutlar azdı ama annem bana güç verdi. Bir gün akşamüstü balkonda otururken annem yanıma geldi:
“Kızım,” dedi sessizce, “hayat bazen insanı sınar. Ama unutma, en büyük hata pes etmektir.”
O an anneme sarıldım ve yıllardır içimde biriken gözyaşlarını bıraktım.
Şimdi tedavim devam ediyor; Serkan’dan boşanma davası açtım. Hayat kolay değil ama artık yalnız olmadığımı biliyorum.
Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakarken kendi kendime soruyorum: İnsan en büyük hatasını ne zaman anlar? Sizce pişmanlıklarımızla yüzleşmek için illa dibe mi vurmak gerekir? Yoksa hâlâ umut var mı?