“Kimseye Kalmasın!”: Bir Kadının Yatağından Kalkış Hikayesi

“Kimseye kalmasın! Kimseye!” diye fısıldadım, gözlerim tavana kilitlenmiş, nefesim göğsümde sıkışmış halde. O gece, Mehmet’in anahtar sesiyle kapıdan girdiğini duydum. Saat gecenin ikisiydi. Yıllardır süren evliliğimizde, ilk defa bu kadar geç geliyordu. İçimde bir şeyler kırılmıştı; kalbim mi, yoksa yıllardır ördüğüm güven duvarı mı, bilmiyorum.

Yatağımda güçsüzce yatarken, annemin sesi kulağımda yankılandı: “Bir kadın isterse her şeyi anlar kızım.” Annem haklıydı. Mehmet’in son zamanlarda bana bakışları değişmişti. Eve geldiğinde gözlerini kaçırıyor, telefonunu yanından ayırmıyordu. Bir keresinde yanlışlıkla telefonunu elime aldığımda, ekranda “Ayşe” diye bir isim gördüm. Sadece bir mesajdı: “İyi geceler.” Ama o mesaj, içimdeki bütün huzuru aldı götürdü.

O gece Mehmet mutfağa geçti, su ısıtıcısını açtı. Ben ise sırtımı duvara dönmüş, gözlerimi kapamıştım. Ama uyuyamıyordum. İçimdeki şüphe, uykumu da huzurumu da çalmıştı. Birden içimde bir öfke kabardı. “Ben bu evde yıllarımı verdim, çocuklarımı büyüttüm, her şeye katlandım. Şimdi ise bir başkasına mı gidecek?” dedim kendi kendime.

O sırada kapı hafifçe aralandı. Mehmet başını uzattı:

— İyi misin Zeynep?

Cevap vermedim. Gözlerimi sımsıkı kapadım. O ise iç çekip kapıyı kapattı. O an kararımı verdim: Yataktan kalkacaktım. Gücüm yoktu belki ama içimdeki gurur bana güç verdi.

Yavaşça doğruldum, ayaklarımı yere bastım. Dizlerim titriyordu ama umurumda değildi. Salona doğru yürüdüm. Mehmet kanepede oturmuş, elinde telefonuyla bir şeyler yazıyordu. Beni görünce irkildi.

— Zeynep, ne oldu? Neden kalktın?

Gözlerinin içine baktım. “Sana bir şey soracağım,” dedim titrek bir sesle.

— Tabii, sor.

— Bana yalan söyleme Mehmet. Senin hayatında başka biri mi var?

Bir an sessizlik oldu. Sadece mutfaktaki saatin tik takları duyuluyordu. Mehmet’in yüzü bembeyaz oldu.

— Zeynep… Ne diyorsun sen? Saçmalama…

— Saçmalamıyorum! Her şeyi hissediyorum! Ben bu evin kadınıyım, çocuklarımın annesiyim! Bana yalan söyleme!

Gözlerimden yaşlar süzüldü. Mehmet başını öne eğdi. O an içimdeki öfke yerini tarifsiz bir hüzne bıraktı.

— Zeynep… Ben… Sadece biraz kafam karışık… İşler kötü gidiyor… Ayşe sadece bir iş arkadaşı…

— O zaman neden geceleri ona mesaj atıyorsun? Neden bana yabancılaştın? Neden artık bana dokunmuyorsun?

Mehmet cevap veremedi. Gözlerinden yaşlar süzüldü. İlk defa onu bu kadar çaresiz gördüm.

— Ben seni hâlâ seviyorum Zeynep… Ama kendimi kaybettim… İş yerinde baskı çok fazla… Sana anlatamadım…

O an içimdeki bütün öfke dağıldı ama kırgınlığım geçmedi. Yıllarca her şeyi sineye çekmiş, kendi duygularımı bastırmıştım. Annem hep derdi: “Kadın susarsa ev susar, kadın ağlarsa ev ağlar.” Ben sustum, ev sustu; ben ağladım, ev ağladı.

O gece sabaha kadar konuşmadık. Sadece karşılıklı oturduk ve ağladık. Sabah olunca çocuklar uyanmadan önce mutfağa geçtim. Ellerim titreyerek çay demledim. Mehmet yanıma geldi, arkamdan sarıldı.

— Affet beni Zeynep… Ne olur affet…

O an affetmek ne demekti bilmiyordum. İçimdeki yara çok tazeydi. Ama bir şey biliyordum: Bu evde mücadele etmeden hiçbir şey olmuyordu.

O günden sonra hayatımız değişti. Mehmet bana daha çok zaman ayırmaya başladı ama ben artık eski Zeynep değildim. Kendime söz verdim: Bir daha asla kendimi yok saymayacaktım.

Bir gün annem ziyarete geldiğinde gözlerimin içine baktı:

— Kızım, sen iyi misin?

Başımı eğdim:

— Anne, iyi olmaya çalışıyorum…

Annem ellerimi tuttu:

— Hayatta en zor şey bazen affetmek değil, kendini sevmek kızım…

O an anladım ki yıllarca başkalarını mutlu etmek için kendimi unutmuştum.

Şimdi bazen geceleri yatağımda uzanırken kendi kendime soruyorum: “Bir kadın ne zaman gerçekten güçlü olur? Affettiğinde mi, yoksa kendi yolunu çizdiğinde mi?” Sizce hangisi? Ben hâlâ cevabını arıyorum…