Unutulan Numara: Bir Anne-Kız Hikayesi

— Anne, kaç kere söyledim, bana karışma artık! — diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. Annem, Emine Hanım, elindeki çay bardağını titreyen elleriyle masaya bırakırken gözleri doldu. O an içimdeki öfke, yıllardır biriktirdiğim kırgınlıkla birleşip taşmıştı.

— Kızım, ben sadece… — dedi ama cümlesini tamamlayamadı. Sanki boğazında bir düğüm vardı.

— Sadece ne anne? Yine mi o eski numaradan aradın? Yine mi babamı aramaya çalıştın? Kaç yıl geçti, hâlâ peşindesin! — dedim, sesim çatallandı.

O an, çocukluğumdan beri içimde taşıdığım o ağır yükü tekrar hissettim. Babam bizi terk ettiğinde on iki yaşındaydım. Annem, her gün eski model tuşlu telefonunu eline alır, silinmiş numaraları tekrar tekrar tuşlar ama hiçbir zaman arayamazdı. Sanki babamın sesi o telefonun içinde saklıydı ve annem her gün onu bulmaya çalışıyordu.

O sabah yine aynı sahne yaşanıyordu. Annem, eski telefonunun tuşlarını okşarken gözleri uzaklara dalmıştı. Ben ise üniversite sınavına hazırlanırken, evdeki bu ağır havadan boğuluyordum.

— Anne, bak… Benim de hayatım var. Senin geçmişinle yaşamak zorunda değilim! — dedim ve odama kapandım. Kapının ardından annemin sessizce ağladığını duydum. O an içimde bir suçluluk hissetsem de öfkem daha baskındı.

O gece uyuyamadım. Annemin odasından gelen hafif hıçkırık sesleriyle tavanı izledim. Babamın gidişiyle başlayan bu sessiz savaş, yıllardır bitmemişti. Annem hep aynı numarayı aramaya çalışıyor, ben ise geçmişi unutmak istiyordum.

Ertesi sabah kahvaltı sofrasında sessizlik hakimdi. Annem gözlerini benden kaçırıyor, ben ise ekmeğimi çiğnerken boğazımda düğümleniyordu. Birden annem konuştu:

— Zeynep, biliyorum bana kızgınsın. Ama bazen insanın geçmişi peşini bırakmaz. Ben de bırakamıyorum…

— Anne, bırakman lazım! Babam bizi terk ettiğinde ben çocuktum. Şimdi büyüdüm ama hâlâ o günkü gibi hissediyorum. Sanki her an kapıdan girecekmiş gibi bekliyorsun onu…

Annem başını eğdi. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü.

— O gün… O gün sana yalan söyledim Zeynep. Babanın neden gittiğini hiç anlatmadım sana.

Bir anda içimde bir korku belirdi.

— Ne demek istiyorsun anne?

Annem derin bir nefes aldı.

— Baban gitmedi… Ben gönderdim onu.

Dünya başıma yıkıldı sandım. Yıllardır babamı suçlamıştım, annemi ise hep mağdur görmüştüm.

— Nasıl yani? Neden?

— Çünkü… Çünkü baban bana ihanet etti Zeynep. Başka bir kadını sevdiğini söylediğinde dünyam başıma yıkıldı. Onu affedemedim. Gitmesini istedim… Ama sonra pişman oldum. Her gün o numarayı tuşlamamın sebebi bu; belki bir gün affedebilirim diye…

O an anneme bakarken içimdeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı. Yıllardır taşıdığım yükün aslında ne kadar karmaşık olduğunu anladım.

— Peki ya ben? Hiç mi düşünmedin beni? Ben babasız büyüdüm anne! Herkesin babası okulda gösterilere gelirken ben hep yalnızdım!

Annem gözyaşlarını sildi.

— Haklısın kızım… Ama o zamanlar çok gençtim, çok kırgındım. Sana doğruyu söylemeye cesaret edemedim.

Bir süre sessizce oturduk. İçimde fırtınalar kopuyordu. Annemin gözlerinde pişmanlık ve korku vardı.

O gün ilk defa annemin de insan olduğunu, hata yapabileceğini anladım. Ama affetmek kolay değildi.

O akşam annemle birlikte eski fotoğraf albümlerini açtık. Babamla çekilmiş fotoğraflara bakarken annem hafifçe gülümsedi.

— Biliyor musun Zeynep, bazen insan en çok sevdiklerine en büyük kötülüğü yapıyor…

Ben de başımı salladım. İçimdeki öfke biraz olsun hafiflemişti ama hâlâ kırgındım.

Ertesi gün üniversite sınavına girdim. Sınavdan çıktığımda ilk aradığım kişi annem oldu.

— Anne, sınav iyi geçti galiba…

Annemin sesi telefonda titriyordu.

— Aferin kızım… Seninle gurur duyuyorum.

O an anladım ki geçmişi değiştiremeyiz ama geleceği birlikte kurabiliriz.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç affetmekte zorlandığınız birini gerçekten anlayabildiniz mi? Geçmişin yükünü bırakmak mümkün mü sizce?