Bir Kuyunun Başında: Hayatımın Yükü

“Yeter artık! Her sabah aynı şey!” diye bağırdı kızım Elif, mutfağın kapısında bana bakarken. Ellerim titreyerek eski bakır ibriği masaya bıraktım. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu ama Elif’in öfkesi karşısında susmayı tercih ettim. O an, içimdeki yalnızlık ve çaresizlik bir kez daha büyüdü. Yetmiş iki yaşındaydım ve hâlâ bu evde, bu köyde, her sabah kuyudan su çekmek zorundaydım. Sanki hayat bana başka bir yol bırakmamıştı.

Kuyunun başına her gidişimde, gençliğimdeki günleri hatırlardım. O zamanlar annemle birlikte aynı yolu yürürdük. Annem, “Kızım, su hayattır. Kuyudan çektiğin her damla, ailene bereket getirir,” derdi. Şimdi ise o bereketin yerini, evin içinde yankılanan tartışmalar ve kırgınlıklar almıştı.

O sabah da yine erkenden kalktım. Güneş daha doğmamıştı. Ayazın iliklerime kadar işlediği o saatlerde, eski yün şalımı omuzlarıma doladım. Kapıyı sessizce açıp dışarı çıktım. Evin önündeki taşlı yolda yürürken, komşumuz Hatice Teyze’nin penceresinden sızan loş ışığı gördüm. Hatice Teyze de benim gibi yalnızdı; kocası yıllar önce vefat etmişti, çocukları ise şehre göçmüştü.

Kuyunun başına vardığımda, ellerimle soğuk demir kulpu kavradım. Her çekişimde, geçmişin ağırlığı omuzlarımı daha da bastırıyordu. Bir zamanlar bu köyde hayat vardı; şimdi ise çoğu ev boş, çoğu bahçe bakımsızdı. Gençler şehre gitmişti; kalanlar ise ya yaşlıydı ya da umutsuz.

Kovayı doldurup geri dönerken, yolun kenarında oturan küçük bir çocuk gördüm. Mahallemizin yeni taşınan ailelerinden biri olmalıydı. Yanına yaklaştım:

— Oğlum, neden burada oturuyorsun bu saatte?

Çocuk başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde korku ve merak vardı.

— Annem babam kavga etti dün gece. Annem ağladı, ben de kaçtım buraya.

İçim burkuldu. Kendi çocukluğum geldi aklıma; babamın anneme bağırdığı geceler… O an anladım ki, bu köyde değişen pek bir şey yoktu; sadece acılar nesilden nesile aktarılıyordu.

Çocuğun başını okşadım:

— Gel oğlum, benle eve gel. Biraz sıcak çorba içeriz, sonra anneni ararız.

Çocuk tereddüt etti ama sonunda kalkıp peşimden geldi. Eve vardığımızda Elif hâlâ mutfakta oturuyordu. Bizi görünce kaşlarını çattı:

— Anne, bu kim?

— Mahalleden bir çocuk… Annesiyle babası tartışmışlar dün gece. Biraz yanında kalacak.

Elif içini çekti:

— Anne, senin derdin bitmez mi? Kendi evimizde huzur yok zaten!

O an içimde bir öfke kabardı ama sustum. Çocuğa çorba koyarken Elif’in bakışlarını hissettim sırtımda. Yıllardır süren bu gerginlik… Eşim vefat ettiğinden beri Elif’le aramızda hep bir mesafe vardı. O bana kırgındı; ben ona ulaşamıyordum.

Çorbayı içerken çocuk bana sordu:

— Teyze, sen hiç korktun mu?

Bir an duraksadım. Gözlerim doldu.

— Çok korktum oğlum… Hem de çok… Ama bazen korkularımızla yaşamayı öğreniyoruz. Çünkü başka çaremiz yok.

Çocuk başını salladı ve sessizce yemeğini bitirdi. Sonra annesi geldi; gözleri şişmişti ağlamaktan. Kadına sarıldım:

— Hepimiz aynıyız kızım… Yalnız değiliz.

Kadın gözyaşlarını tutamadı. Elif ise arkamızdan sessizce izliyordu bizi.

O gece Elif odama geldi. Yatağımın ucuna oturdu:

— Anne… Ben de yoruldum artık. Her şey üstüme geliyor gibi hissediyorum.

Onu ilk defa bu kadar kırılgan gördüm yıllar sonra. Elini tuttum:

— Kızım… Hayat kolay değil biliyorum ama birbirimize tutunmazsak daha da zor olur.

Elif gözyaşlarını sildi:

— Keşke babam yaşasaydı… Belki o zaman daha farklı olurdu her şey.

İçimden bir sızı geçti ama ona belli etmedim.

— Belki kızım… Ama biz yine de birbirimize sahip çıkmalıyız.

O gece uzun uzun konuştuk Elif’le… Yılların biriktirdiği kırgınlıkları döktük ortaya. Sabah olduğunda kendimi biraz daha hafiflemiş hissettim.

Ertesi gün yine kuyunun yolunu tuttum. Ama bu kez yalnız değildim; Elif de yanımdaydı. Yol boyunca konuşmadık ama yan yana yürümek bile bana güç verdi.

Kuyunun başında durup gökyüzüne baktım. Hayat ne kadar ağır olursa olsun, insan bazen sadece yanında birinin yürümesine ihtiyaç duyuyor.

Şimdi düşünüyorum da… Acaba biz kadınlar neden hep susmak zorunda kalıyoruz? Neden yükümüzü paylaşmak bu kadar zor? Siz hiç kendi annenizle böyle dertleşebildiniz mi?