“Ya O Evi Satarsın Ya da Biteriz”: Geçmişimle Evliliğim Arasında Kaldığım Gün
“Ya o evi satarsın, ya da biteriz!”
Murat’ın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. O an, hayatımın en zor sabahına uyandığımı anladım. Annemle babamdan kalan, çocukluğumun geçtiği o eski apartman dairesi… Şimdi ya geçmişimi satacaktım ya da evliliğimi kaybedecektim.
Murat, gözlerini kaçırmadan bana bakıyordu. “Bak Zeynep,” dedi, sesi bu kez daha yumuşak ama kararlıydı, “Bizim geleceğimiz için bu evin satılması şart. Borçlarımız var, çocuklar büyüyor. Sen hâlâ o eski hatıraların peşindesin.”
İçimde bir şeyler koptu. O evde annemin kahkahası, babamın akşamları radyodan dinlediği türküler, kardeşimle saklambaç oynadığımız koridor… Hepsi bir anda gözümün önünden geçti. “Murat,” dedim, “O ev sadece dört duvar değil. Orası benim çocukluğum, ailemin bana bıraktığı tek şey.”
Murat sinirle sandalyesini itti. “Senin ailenin hatırası varsa, benim de sorumluluklarım var! Her ay kredi kartı ekstresiyle boğuşuyorum. Senin duyguların mı önemli, yoksa bizim hayatımız mı?”
O an sustum. İçimdeki fırtına dinmiyordu. Akşam olunca çocuklar odalarına çekildiğinde, annemin eski günlüğünü açtım. Satır aralarında onun da zamanında babama karşı benzer bir mücadele verdiğini okudum. “Kızım Zeynep’in geleceği için bazen yutkunuyorum,” yazmıştı bir yerde. Gözlerim doldu.
Ertesi gün iş yerinde aklım hep evdeydi. Arkadaşım Elif’e açıldım. “Elif, Murat evi satmamı istiyor. Ama ben sanki annemi ikinci kez kaybedecekmişim gibi hissediyorum.” Elif elimi tuttu: “Zeynep, bazen geçmişi bırakmak gerekir ama bazen de insan kendini bırakır. Sen hangisini göze alabilirsin?”
Akşam eve döndüğümde Murat salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama gözleri ekrana bakmıyordu. Yanına oturdum. “Murat,” dedim titrek bir sesle, “Seninle konuşmamız lazım.”
Başını çevirdi, gözlerinde öfke ve yorgunluk vardı. “Yine mi aynı konu?”
“Evet,” dedim. “Bu ev benim için sadece maddi bir değer değil. Orada annemin kokusu var, babamın sesi var. Ama seni de anlıyorum. Borçlarımız var, çocuklar için daha iyi bir hayat istiyorsun.”
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Murat başını öne eğdi: “Zeynep, ben de kolay bir şey istemiyorum senden. Ama başka çaremiz yok gibi hissediyorum.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin günlüğünü tekrar okudum, babamın eski gömleğini kokladım. Sabah olduğunda kararımı vermiştim.
Kahvaltıda Murat’a döndüm: “Evi satacağım ama bir şartım var.”
Murat şaşkınlıkla baktı: “Ne şartı?”
“Evin satışından gelen parayla çocuklarımıza küçük de olsa birikim yapacağız ve kalanıyla da ailemden kalan birkaç eşyayı saklayacağım. O hatıraları atmamı isteme.”
Murat başını salladı: “Tamam Zeynep… Söz.”
Evi satmak için emlakçıyla görüştüm. Her adımda içim acıdı; her köşede bir anı vardı. Eşyaları toplarken eski fotoğraflar buldum; annemle babamın gençlik halleri… Gözyaşlarımı tutamadım.
Satış günü geldiğinde kapının önünde durdum; anahtarı son kez çevirdim. İçeri girip pencereden dışarı baktım; çocukken yağmur yağınca izlediğim damlalar hâlâ aynıydı sanki.
Murat yanımdaydı; elimi tuttu ama içimdeki boşluğu dolduramadı. Evi sattık ama ben o gün bir parçamı orada bıraktım.
Aylar geçti; borçlarımız azaldı, çocuklar yeni kurslara başladı. Ama ben her gece rüyamda o eve dönüyorum; annem mutfakta çay koyuyor, babam radyoyu açıyor…
Bazen düşünüyorum: Geçmişimizi satmakla geleceğimizi mi kurtardık, yoksa kendimizden bir şeyleri mi kaybettik? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız? Aile hatıraları mı önemli, yoksa yeni bir hayat kurmak mı?