Bir Gece, Bir Sır, Bir Hayat: İstanbul’un Karanlık Yüzüyle Yüzleşmek
“Senin gibi bir evladım olduğu için utanıyorum!” Annemin sesi, mutfakta yankılanırken ellerim titriyordu. O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Gözlerim doldu ama ağlamadım. “Ben de artık bu evde olmak istemiyorum!” diye bağırdım ve kapıyı çarpıp çıktım. İstanbul’un gece yarısı serinliğinde, sokak lambalarının altında yürürken, içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu.
Adım Emre. 21 yaşındayım. Hayatım boyunca annemin ve babamın beklentileriyle savaştım. Babam yıllar önce bizi terk ettiğinde, annem bana hem ana hem baba oldu. Ama onun sevgisi, hep koşulluydu. Okulda başarılı olmalıydım, düzgün arkadaşlar edinmeliydim, mahallede laf getirmemeliydim. Ama ben… Ben başka biriydim. Bunu anneme anlatmaya çalıştığımda, gözlerinde gördüğüm hayal kırıklığı beni paramparça etti.
O gece, evden kaçarken nereye gideceğimi bilmiyordum. Sadece uzaklaşmak istiyordum. Telefonumu cebimden çıkarıp en yakın arkadaşıma, Burak’a mesaj attım: “Sende kalabilir miyim?” O da hemen cevap verdi: “Tabii ki gel.” Burak’la çocukluktan beri dostuz. O da benim gibi mahallede hep dışlanmıştı; çünkü o da farklıydı. Ama Burak’ın ailesi daha anlayışlıydı. Onların evine gittiğimde, annesi bana sıcacık bir çay verdi ve hiçbir şey sormadı. Sadece gözlerimin içine baktı ve “Her şey yoluna girecek,” dedi.
Ama hiçbir şey yoluna girmedi. Ertesi sabah annem aradı, açmadım. Sonra mesaj attı: “Dönmezsen polise giderim.” O an panikledim. Burak’ın odasında bir köşeye çekilip ağlamaya başladım. Burak yanıma geldi, omzuma dokundu: “Emre, ne oldu?”
Ne diyebilirdim ki? Anneme gerçekleri anlatmaya çalışmıştım ama o beni anlamamıştı. Benim için en büyük sır, kim olduğumdu. Ben erkeklerden hoşlanıyordum ve bunu kimseye söyleyemiyordum. Mahallede biri duysa, hayatım kararırdı. Annem öğrenince dünyası başına yıkıldı. “Bizim ailede böyle şey olmaz!” diye bağırdı bana.
Burak’la o gün uzun uzun konuştuk. O da benzer şeyler yaşamıştı ama ailesi onu kabullenmişti. “Belki de annene zaman vermelisin,” dedi Burak. Ama ben korkuyordum. Annem beni tamamen reddederse ne yapardım? Bir yandan da mahalledeki dedikodular kulağıma geliyordu: “Emre’nin hali tavrı tuhaflaştı,” diyorlardı.
Bir hafta boyunca Burak’larda kaldım. Annem her gün aradı, mesaj attı, sonunda eve dönmem için yalvardı. Bir akşam Burak’ın annesi bana yaklaştı: “Emreciğim, annen seni çok seviyor ama anlaması zaman alacak. Ona bir şans ver.”
O gece eve döndüm. Annem kapıyı açınca gözleri şişmişti, belli ki ağlamıştı. Sessizce içeri girdim. Bir süre birbirimize bakmadan oturduk. Sonra annem konuştu: “Sana kızgın değilim… Sadece korkuyorum. İnsanlar çok acımasız.”
“Ben de korkuyorum anne,” dedim titreyen sesimle. “Ama ben buyum.”
O an annem ağlamaya başladı ve bana sarıldı. “Seni kaybetmekten korktum,” dedi.
Her şey bir anda düzelmedi tabii ki. Annem hâlâ zorlanıyor, bazen yanlış cümleler kuruyor ama en azından artık konuşabiliyoruz. Mahalledeki insanlar hâlâ dedikodu yapıyor ama Burak’la birbirimize destek oluyoruz.
Bir gün mahalledeki bakkalda karşılaştığım komşumuz Ayşe Teyze bana yaklaştı: “Oğlum, annen seni çok seviyor biliyorum ama insanlar kötü konuşuyor.”
“Biliyorum Ayşe Teyze,” dedim sessizce.
“Sen güçlü ol evladım,” dedi ve başımı okşadı.
Hayat kolay değil. Her gün yeni bir mücadeleyle uyanıyorum. Üniversitede bazı arkadaşlarım bana sırtını döndü ama yeni dostlar da edindim. En çok da Burak’a minnettarım; o olmasaydı belki de bu kadar güçlü olamazdım.
Bir akşam Burak’la sahilde yürürken ona sordum: “Sence insanlar bizi ne zaman olduğumuz gibi kabul edecek?”
Burak omuz silkti: “Belki de asla… Ama önemli olan bizim kendimizi kabul etmemiz.”
Şimdi geriye dönüp bakınca şunu düşünüyorum: Ailemizi, mahallemizi ya da toplumu değiştirmek kolay değil ama kendimizi sevmekle başlamak gerekiyor herhalde.
Peki siz olsaydınız, ailenize en büyük sırrınızı nasıl anlatırdınız? Ya da hiç anlatabilir miydiniz?