Komşum Benden Annesine Bakmamı İstedi: Emeklilikte Hayatımın Amacını Yeniden Buldum
“Anne, lütfen! Yine mi o konuya geldik?” diye bağırdı kızım Elif, mutfağın kapısında ellerini beline koymuş halde. Gözlerim doldu, ama ona belli etmemeye çalıştım. O sabah, yine torunum Emir’i okula bırakıp eve döndüğümde, evin sessizliği üzerime çökmüştü. Emekliliğin ilk aylarında hayalini kurduğum huzur, şimdi bana ağır bir yalnızlık gibi geliyordu. Eşim Hasan sabah erkenden çıkıp kahveye gidiyor, akşamları da televizyonun karşısında uyuyakalıyordu. Elif ve damadım Murat ise işlerinden başka bir şey konuşmaz olmuşlardı. Ben ise, yıllarca çalıştıktan sonra ilk defa kendime ait zamanım olmasına rağmen, ne yapacağımı bilemiyordum.
Tam o günlerde kapımız çaldı. Komşumuz Zeynep, gözleri endişeyle dolu, elinde bir poşetle karşımda duruyordu. “Ayşe Teyze, senden bir ricam olacak,” dedi. “Annem hastaneden yeni çıktı, ben Kanada’ya dönmek zorundayım. Birkaç ay ona göz kulak olur musun? Bakıcı bulamadım, sana güveniyorum.”
Zeynep’in annesi Fatma Teyze’yi çocukluğumdan beri tanırdım. Mahallenin en eski kadınlarından, her bayramda el öptüğümüz, şekerini eksik etmeyen biriydi. Ama son yıllarda iyice yaşlanmış, hafızası da zayıflamıştı. Zeynep’in gözlerindeki çaresizliği görünce “Tabii ki,” dedim. “Elimden geleni yaparım.”
O günden sonra hayatım değişti. Sabahları Emir’i okula bırakıyor, ardından Fatma Teyze’nin evine geçiyordum. İlk başlarda her şey yolundaydı; sohbet ediyor, birlikte çay içiyor, eski günlerden konuşuyorduk. Ama zamanla Fatma Teyze’nin unutkanlığı arttı. Bazen beni kızı sanıyor, bazen de kendi annesinin hayatta olduğunu düşünüp ağlıyordu.
Bir gün, mutfakta çay koyarken arkamdan seslendi: “Zeynep, baban eve gelmeden sofrayı kur!” O an ne diyeceğimi bilemedim. Yanına oturup elini tuttum: “Ben Ayşe’yim teyze, Zeynep Kanada’da.” Gözleri doldu: “Kızım beni bıraktı mı?”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Kendi annemi kaybettiğim günü hatırladım; insan yaşlandıkça çocuk gibi oluyor gerçekten. O günden sonra Fatma Teyze’ye sadece bakmakla kalmadım, ona arkadaşlık etmeye başladım. Her gün ona eski şarkılar söyledim, birlikte fotoğraf albümlerine baktık.
Ama bu süreç ailemde huzursuzluk yarattı. Elif bir akşam sofrada patladı: “Anne, senin de sağlığın önemli! Neden başkasının annesine bakıyorsun? Bizimle ilgilenmiyorsun artık!”
Eşim Hasan ise daha sessizdi ama yüzünde memnuniyetsiz bir ifade vardı. “Ayşe, sen de kendini harap etme,” dedi bir gece yatakta sırtını dönerek.
Ama ben onlara anlatamıyordum; Fatma Teyze’ye yardım etmek bana yeniden bir amaç vermişti. Sabahları uyanmak için bir sebebim vardı artık. Onunla geçirdiğim zamanlarda kendi annemi hatırlıyor, geçmişte yapamadıklarımı telafi ediyormuş gibi hissediyordum.
Bir gün Fatma Teyze evden çıkıp kayboldu. Mahallede herkes seferber oldu; ben sokak sokak onu ararken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Nihayet caminin önünde bulduk onu; elinde eski bir mendil, gözleri yaşlıydı. “Annem beni almaya gelecek sandım,” dedi bana sarılırken.
O gece eve döndüğümde Elif beni bekliyordu. “Anne, bu böyle gitmez! Ya kendi sağlığını düşünürsün ya da…” Sözünü tamamlayamadı; gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ona sarıldım: “Kızım, ben iyiyim. Birine yardım etmek bana iyi geliyor.”
Ama Elif haklıydı; yorgunluğum artmıştı, bazen başım dönüyor, ellerim titriyordu. Bir sabah Fatma Teyze’nin evinde bayıldım. Gözümü açtığımda başucumda Elif ve Murat vardı; gözleri korku doluydu.
O günden sonra ailemle uzun uzun konuştuk. Elif bana sarıldı: “Anne, seni kaybetmekten korkuyorum.” Hasan ise ilk defa duygularını açıkça söyledi: “Sen bizim her şeyimizsin Ayşe.”
Fatma Teyze’nin bakımını haftada birkaç gün profesyonel bir bakıcıya devrettik; ben ise ona yine sık sık uğradım ama artık kendime de vakit ayırmaya başladım. Torunum Emir’le parka gittim, eski arkadaşlarımla buluştum.
Zeynep aradı bir gün Kanada’dan; telefonda ağladı: “Ayşe Abla, sana minnettarım. Annem sayende yalnız kalmadı.” O an anladım ki; insan bazen başkalarına yardım ederek kendi yaralarını da sarıyor.
Şimdi pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Hayatın anlamı sadece kendimiz için yaşamak mı? Yoksa başkalarının hayatına dokunmak mı bizi gerçekten insan yapar? Siz olsanız ne yapardınız?