Çok Genç Evlenmek: Fedakarlıklarla Geçen Bir Hayatın Ardından
“Bunu bana nasıl yaparsın, Cemal?” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. O an, ellerim titrerken, çaydanlıktan taşan suyun sesiyle birlikte içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Cemal bana bakmadı bile. Gömleğinin düğmelerini iliklerken, “Bunu konuşmanın bir anlamı yok artık, Zeynep,” dedi. “Ben kararımı verdim.”
O an, 48 yıllık hayatımın en ağır dakikalarını yaşadığımı biliyordum. Çocuklarım büyümüş, kendi hayatlarını kurmuştu. Evin içinde yankılanan tek şey, Cemal’in valizinin fermuar sesi ve benim içimdeki sessiz çığlıktı.
Her şey bundan 30 yıl önce başlamıştı. O zamanlar 18 yaşındaydım. Annemle babam, “Kız kısmı evde kalmaz,” diye tutturmuştu. Okumak istiyordum ama köyde kızların okuması hâlâ ayıp sayılırdı. Cemal’i tanımıyordum bile. Babamın kahveden arkadaşıydı babası. Bir akşam sofrada annem, “Cemal seni istiyorlar,” dediğinde, içimde bir şeyler kırılmıştı ama sesimi çıkaramamıştım. Babam gözlerimin içine bakıp, “Biz senin iyiliğini isteriz,” dediğinde sustum. O gece yastığım gözyaşlarımla ıslandı.
Düğünümüz kalabalıktı ama ben yoktum o düğünde. Sadece bedenim vardı; ruhum başka bir yerdeydi. Cemal’in ailesiyle aynı evde yaşamaya başladık. Kaynanam her sabah erkenden kalkmamı isterdi. “Evli kadın geç kalkmaz,” derdi. Her gün mutfakta saatlerce yemek yapar, evi temizlerdim. Bazen pencereden dışarı bakar, uzaklarda bir yerde başka bir hayatın hayalini kurardım.
İlk çocuğum, Elif doğduğunda 20 yaşındaydım. Sonra iki yıl sonra oğlum Baran geldi. Onlara iyi bir anne olmaya çalıştım. Kendi hayallerimi bir kenara bırakıp onların mutluluğu için yaşadım. Cemal çalışır, akşamları eve yorgun dönerdi. Bazen bana bakar, “Sen de çok yoruluyorsun Zeynep,” derdi ama sonra televizyonun karşısına geçip sessizce otururdu.
Yıllar geçti. Elif üniversiteyi kazandı, Baran askere gitti. Evde yalnız kaldığımda duvarlarla konuşmaya başladım. Cemal’le aramızda konuşacak bir şey kalmamıştı sanki. Bir gün ona, “Birlikte dışarı çıkalım mı?” dedim. Yüzüme baktı, “Ne işimiz var dışarıda? Genç miyiz artık?” dedi ve yine televizyona döndü.
45’inci yaş günümde çocuklarım aradı; Elif İstanbul’dan, Baran İzmir’den kutladı. Cemal ise eve geç geldi. Elinde küçük bir pasta vardı ama gözlerinde uzak bir bakış… O gece yatağa girdiğinde bana sırtını döndü. İçimde bir boşluk büyüdü o an.
Bir hafta sonra Cemal’in telefonuna gelen mesajları gördüm. “Canım” diye başlayan cümleler… Kalbim sıkıştı. Ona sorduğumda önce inkâr etti, sonra sustu. Sonunda valizini topladı ve gitti. “Ben artık kendimi bulmak istiyorum,” dedi kapıdan çıkarken.
O günden sonra evin sessizliği daha da ağırlaştı. Komşular fısıldaşmaya başladı: “Cemal başka bir kadınlaymış.” Annem aradı, “Kızım sabret, erkek milleti böyledir,” dedi. Ama ben sabretmekten yorulmuştum.
Bir sabah aynaya baktım; gözlerimin altı morarmıştı, saçlarımda beyazlar çoğalmıştı. Kendime sordum: Ben kimim? Yıllarca başkaları için yaşadım; peki ya ben? Elif aradığında sesimi titrek buldu: “Anne iyi misin?” dedi. “İyiyim kızım,” dedim ama değildim.
Bir gün cesaretimi topladım ve Elif’e her şeyi anlattım. Sessizlik oldu telefonda, sonra ağlamaya başladı: “Anne senin hiç mutlu olduğunu görmedim ki…” O an anladım; çocuklarım için güçlü görünmeye çalışırken aslında onlara da yük olmuştum.
Baran askerden dönünce yanıma geldi. Gözleri doluydu: “Anne, senin de hakkın var mutlu olmaya,” dedi. Oğlumun bu sözleri içimde bir umut ışığı yaktı.
Ama toplumun baskısı hâlâ üzerimdeydi. Mahallede kadınlar bana acıyarak bakıyordu; bazıları ise suçluydu: “Kocasını tutamadı.” Annem bile bana kırgın: “Keşke biraz daha sabretseydin.”
Bir gün pazara çıktım; eski komşum Ayşe abla yanıma yaklaştı: “Zeynep, yalnızlık zor ama kendini bırakma,” dedi. O an anladım ki yalnız değilim; benim gibi nice kadın var bu ülkede…
Şimdi 48 yaşındayım ve ilk defa kendim için yaşamayı öğreniyorum. Sabahları kahvaltımı balkonda yapıyor, kitap okuyorum. Elif’le uzun uzun konuşuyoruz; Baran’la yürüyüşe çıkıyoruz.
Ama geceleri hâlâ içimde bir boşluk var… Hayatımı başkaları için feda ettim; peki ya şimdi? Kendi yolumu bulabilecek miyim? Sizce insan kendi mutluluğunu aramaya ne zaman başlamalı? Yoksa çok mu geç kaldım?