“Anne, Artık Mutfakta Yatacaksın”: Kendi Evimde Yabancı Olmak

“Anne, artık mutfakta yatacaksın. Salonda çocuklar uyuyacak, başka yer yok.”

Oğlum Serkan’ın sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Altmış beş yaşındayım, ömrüm boyunca çocuklarım için didindim, tek başıma hem anne hem baba oldum. Şimdi ise, kendi evimde bir köşeye sıkışmış bir misafir gibiyim.

Kocam Ahmet’i kaybettiğimde Serkan dört yaşındaydı, ablası Zeynep ise on bir. O günden sonra hayatım sadece çocuklarım oldu. Sabahları temizlik işlerine giderdim, akşamları komşuların çocuklarına bakardım. Ne kadar yorulsam da, onların iyi bir hayatı olsun diye kendimi hiçe saydım. Serkan üniversiteyi kazandığında gözyaşlarımı tutamamıştım; “Anne, senin sayende,” demişti. O zamanlar gururdan göğsüm kabarmıştı.

Yıllar geçti, çocuklar büyüdü. Zeynep evlendi, başka bir şehre taşındı. Serkan ise iş bulmakta zorlandı. Sonunda evlendiğinde, “Anne, biraz yanına taşınsak? Hem sana da bakarız,” dediğinde içim sevinçle dolmuştu. Yalnızlığım bitecek sandım. Ama işler hiç de umduğum gibi gitmedi.

Serkan ve gelinim Elif geldiklerinde evim bir anda daraldı. Torunum Ege daha bebekti, Elif sürekli yorgun ve gergindi. Başlarda her şey idare eder gibiydi ama zamanla Elif’in bakışları değişti. “Anneciğim, şu koltukları değiştirelim mi? Çok eski,” dediğinde içim burkuldu. O koltuklarda çocuklarım büyümüştü. Ama sustum.

Bir sabah Elif’in telefonda annesiyle konuştuğunu duydum:

— Vallahi anne, burada yaşamak çok zor. Kayınvalidem her şeye karışıyor.

O an anladım ki, ben bu evde fazlaydım artık. Akşam Serkan geldiğinde Elif ona bir şeyler fısıldadı. Sonra Serkan yanıma gelip, “Anne, Ege büyüdü, ona ayrı oda lazım. Sen mutfakta yatarsın artık,” dedi.

Bir an nefesim kesildi. “Oğlum, ben bu evde kırk yıl yaşadım… Mutfakta mı yatayım?” dedim titreyen sesimle.

Serkan gözlerini kaçırdı: “Elif de rahat edemiyor anne. Biraz idare et.”

O gece mutfakta eski bir çekyatta uyumaya çalışırken tavanı izledim. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Kendi evimde yabancıydım artık. Sabah Elif mutfağa girip kahve yaparken bana bakmadan, “Çekyatını topla anneciğim, misafir gelecek,” dedi.

Bir gün Zeynep’i aradım. “Kızım, ben burada çok mutsuzum,” dedim ağlamaklı bir sesle.

Zeynep öfkelendi: “Anne, Serkan’a ne diyeyim? Onun da çocuğu var. Ben de uzaktayım.”

O an anladım ki kimseye yük olmak istemiyordum ama zaten yük olarak görülüyordum.

Bir akşam Serkan işten yorgun geldiğinde ona sordum:

— Oğlum, ben nereye gideyim? Bu ev benim…

Serkan başını eğdi: “Anne, biz de mecburuz. Ev bulamadık. Biraz sabret.”

Ama sabretmek ne demekti? Kendi evimde mutfağa sıkışmak mı? Her gün Elif’in soğuk bakışlarına maruz kalmak mı?

Bir gün komşum Ayşe Hanım uğradı. Halimi görünce şaşırdı:

— Mariye abla, ne oldu sana böyle? Eskiden neşeliydin.

Gözlerim doldu: “Ayşe, insanın kendi evinde yeri kalmaz mı?”

Ayşe Hanım başını salladı: “Bizim zamanımızda büyükler baş tacıydı. Şimdi herkes kendi derdinde.”

O gece uzun uzun düşündüm. Ben çocuklarımı büyütürken hiç böyle hayal etmemiştim sonumu. Onlara yük olmamak için ömrümü verdim ama sonunda yine yük oldum.

Bir sabah Elif’in sesiyle uyandım:

— Anneciğim, Ege’nin oyuncaklarını toplar mısın? Mutfakta yer kalmadı.

Elif’in her cümlesi bana bir hançer gibi batıyordu artık.

Bir gün dayanamadım ve Serkan’a bağırdım:

— Oğlum! Ben bu evde kırk yıl yaşadım! Şimdi bana bir köşe bile çok mu?

Serkan sessizce başını eğdi. Elif ise gözlerini devirdi:

— Herkesin hayatı zor anneciğim.

O an anladım ki artık kimseye anlatacak gücüm kalmamıştı.

Geceleri mutfakta uyurken eski günleri hatırlıyorum: Serkan’ın ilk adımlarını, Zeynep’in okuldan koşarak gelip boynuma sarılışını… Şimdi ise torunumun ağlamasıyla uyanıyorum ve Elif’in bana kızgın bakışlarıyla güne başlıyorum.

Bir gün belediyeden yaşlılara yardım için gelen görevliler kapıyı çaldı. Elif kapıyı açıp onları tersledi:

— Biz kimseye muhtaç değiliz!

Ama ben biliyorum ki aslında en çok ben muhtacım; biraz sevgiye, biraz anlayışa…

Şimdi size soruyorum: Bir anne yıllarını çocuklarına verirken sonunda yalnız kalmayı hak eder mi? Kendi evinde yabancı olmak hangi vicdana sığar? Siz olsanız ne yapardınız?