Her Hafta Sonu Aynı Kabus: ‘Kusursuz Gelin’ Olmanın Yorgunluğu

“Yine mi geldiniz?” diye içimden geçirirken, kapının zili bir kez daha çaldı. Elimdeki bulaşık süngeriyle aceleyle ellerimi kurulayıp kapıya koştum. Kapıyı açar açmaz kayınvalidem, Hatice Hanım, her zamanki gibi yüzünde kocaman bir gülümsemeyle karşımda belirdi. “Ayşe’ciğim, nasılsın kızım? Yavrum nerede, hemen göreyim!” dedi, beni neredeyse görmezden gelerek. Oğlum Emir’in sesi salondan duyuldu: “Babaanne!”

Hatice Hanım, ayakkabılarını çıkarırken bile bana dönüp bakmadı. Hemen Emir’in yanına koştu, onu kucağına aldı, öpücük yağmuruna tuttu. Ben ise mutfağa dönüp tencerenin altını kıstım. İçimde biriken öfkeyi bastırmaya çalışarak, “Hoş geldiniz anne,” dedim ama sesim o kadar cılızdı ki kendim bile duyamadım.

Her hafta sonu aynı sahne: Hatice Hanım gelir, Emir’le oynar, ona şekerler verir, oyuncaklarını dağıtır. Ben ise mutfakta yemek yapar, sofrayı kurar, ortalığı toplar, bir yandan da onların kahkahalarını dinlerim. Sanki bu evde sadece hizmetçiymişim gibi hissederim bazen. Eşim Murat ise genellikle ya işte olur ya da salonda televizyonun karşısında sessizce oturur. Annemle aramda geçenleri görmezden gelir.

O gün de farklı değildi. Hatice Hanım, Emir’le yerde arabalarla oynarken ben mutfakta tencereyle boğuşuyordum. Bir ara salona uğradım, “Çay ister misiniz?” diye sordum. Hatice Hanım başını kaldırmadan, “Olur kızım, yanına da bir kek yaparsan Emir çok sever,” dedi. İçimden “Ben de insanım, ben de yoruluyorum,” diye geçirdim ama dilimin ucuna gelen kelimeler boğazıma düğümlendi.

Kek pişerken mutfağın camını açtım. Dışarıda çocuklar sokakta oynuyordu. Onların neşesi bana uzak bir rüya gibi geldi. Ben ise dört duvar arasında, sürekli bir şeyleri yetiştirme telaşıyla yaşıyordum. Annem sağ olsaydı belki bana yardım ederdi diye düşündüm bir an. Ama o yıllar önce vefat etmişti; bana kalan sadece kayınvalidemin gölgesiydi.

Kek fırından çıkınca sofrayı hazırladım. Hatice Hanım masaya oturduğunda gözleriyle eksikleri aradı: “Ayşe’ciğim, salata da yapsaydın keşke. Emir yeşillik yemiyor mu hiç?”

“Yaparım anne,” dedim ve tekrar mutfağa döndüm. Ellerim titriyordu. Salata yaparken bıçak parmağıma değdi, hafifçe kanadı. Acıyı hissetmedim bile; içimdeki yorgunluk her şeyin önündeydi.

Yemek boyunca Hatice Hanım torununa masallar anlattı, bana ise sadece emirler verdi: “Ayşe, su getirir misin? Ayşe, peçete bitti.” Murat ise sessizce tabağını bitirdi, sonra televizyonun karşısına geçti.

Yemekten sonra Emir’in oyuncakları her yere dağılmıştı. Hatice Hanım kalktı, “Ben artık gideyim kızım,” dedi. Ceketini giyerken bana döndü: “Ev biraz dağılmış ama sen toparlarsın nasılsa.”

Kapıdan çıkarken Emir’e sarıldı, bana ise sadece başını salladı. Kapıyı kapattığımda derin bir nefes aldım ama rahatlayamadım. Çünkü önümde yıkanacak tabaklar, toplanacak oyuncaklar ve uyutulacak bir çocuk vardı.

O gece Murat’a içimi dökmeye çalıştım:

“Murat, ben çok yoruldum. Her hafta sonu aynı şey oluyor. Annen geliyor, ben bütün gün mutfakta koşturuyorum. Hiç yardım etmiyorsun.”

Murat gözlerini kaçırdı: “Abartıyorsun Ayşe. Annem yaşlı kadın, torununu görmek istiyor. Hem sen ev hanımısın, ne olacak yani?”

O an içimde bir şeyler koptu. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece sessizce yatağa girdim.

Ertesi sabah Emir’i okula bırakırken gözlerimin altındaki morlukları aynada fark ettim. Komşumuz Zeynep Hanım asansörde karşılaştı:

“İyi misin Ayşe? Çok yorgun görünüyorsun.”

Bir an duraksadım, sonra başımı salladım: “İyiyim Zeynep abla.”

Ama iyi değildim.

O hafta sonu yine aynı döngü başladı. Hatice Hanım geldiğinde bu kez ona çay koymadım. Sadece selam verdim ve Emir’le oynamasına izin verdim ama ben mutfağa geçmedim.

Hatice Hanım bir süre sonra salona geldi:

“Ayşe, çay koymadın mı?”

“Bugün çok yorgunum anne,” dedim cesaretimi toplayarak. “Biraz dinlenmek istiyorum.”

Hatice Hanım şaşkınlıkla bana baktı: “Ne oldu sana böyle? Eskiden böyle değildin.”

“Eskiden bu kadar yalnız hissetmiyordum,” dedim sessizce.

O an göz göze geldik. Birkaç saniye boyunca sessizlik oldu. Sonra Hatice Hanım başını çevirdi ve Emir’le oynamaya devam etti.

O gün akşam Murat eve geldiğinde ona her şeyi anlattım. Bu kez ağladım; gözyaşlarımı tutamadım.

“Murat, ben artık böyle devam edemem. Herkes benden hizmet bekliyor ama kimse nasıl olduğumu sormuyor.”

Murat ilk kez ciddiye aldı beni:

“Haklısın Ayşe… Belki de anneme bazı şeyleri anlatmamız lazım.”

Ertesi hafta sonu Murat annesiyle konuştu. Hatice Hanım önce alındı ama sonra bana dönüp şöyle dedi:

“Kızım, ben seni üzmek istememiştim… Bazen alışkanlık işte… Sen de benim kızım gibisin.”

O an gözlerim doldu ama bu kez yalnızlıktan değil; ilk defa anlaşıldığımı hissettim.

Şimdi düşünüyorum da; acaba kaç kadın benim gibi hissediyor? Kaçımız kendi evimizde misafir gibi yaşıyoruz? Siz de bazen tükenmiş hissetmiyor musunuz? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…