Kayınvalidem Her Gün Eşimi Arıyor: Bir Kadının Evliliği ve Aile Bağları Arasında Sıkışmışlığı
“Yine mi arıyor?” dedim, sesimdeki sabırsızlık gizlenememişti. Mutfağın köşesinden, eşim Emre’nin telefonuna bakışını izledim. Telefonun ekranında yine aynı isim: “Annem”. Saat sabahın sekizi bile olmamıştı. Emre, telefonu açarken bana kısa bir bakış attı, sonra yüzünde alışıldık o yumuşak gülümsemeyle konuşmaya başladı.
“Günaydın anneciğim… Evet, kahvaltımı yaptım… Elif de iyi… Tamam, tamam, merak etme.”
Her sabah aynı ritüel. Nermin Hanım, yani kayınvalidem, sanki evimizin görünmez bir üyesi gibi hayatımızda. Oysa aramızda kilometreler var; o Bursa’da, biz İstanbul’da yaşıyoruz. Ama bazen öyle bir his veriyor ki, sanki mutfakta çay demlerken arkamda duruyor, ya da akşam yemeğinde masada üçüncü tabak onun için açılmış gibi.
Evliliğimizin ilk yılında her şey çok güzeldi. Emre’yle üniversitede tanışmıştık, aşkımız dillere destandı. Annemler başta biraz çekimserdi; “Oğlanın annesiyle bağı çok kuvvetli,” demişlerdi. Ben ise aşkın her şeyi aşacağına inanıyordum. Ama zaman geçtikçe, Nermin Hanım’ın gölgesi evimizin üzerine düştü.
İlk başlarda günde bir iki telefonla başlıyordu. “Oğlum iyi misin?” “Yemek yedin mi?” “Elif sana iyi bakıyor mu?” Sonra bu aramalar arttı, bazen günde beş-altı defa. Bir keresinde gece saat on birde aradı; Emre’nin boğazı ağrıyormuş, ona limonlu ballı su yapmamı istedi. O an içimde bir şeyler koptu.
Bir akşam Emre’ye dayanamayıp sordum:
“Emre, neden annen bu kadar sık arıyor? Biz evliyiz artık, kendi ailemizi kurduk.”
Emre başını öne eğdi, sesi kısık çıktı:
“Annem yalnız Elif. Babamdan ayrıldıktan sonra hayatında kimse olmadı. Ben onun tek dayanağıyım.”
O an içimde hem acıma hem öfke karıştı. Ben de annemi özlüyorum, ben de yalnız hissediyorum bazen. Ama annem her gün beni arayıp hayatıma müdahale etmiyor ki…
Bir gün işten eve döndüğümde Emre’yi salonda bulamadım. Mutfaktan fısıltılar geliyordu. Kapının aralığından baktım; Emre telefonda annesiyle konuşuyordu.
“Anne, Elif bazen seni anlamıyor. Ama ben seni bırakmam, merak etme.”
O an gözlerim doldu. Ben neydim peki? Bu evde bir yabancı mıydım? Kendi evimde bile kendimi misafir gibi hissetmeye başlamıştım.
Bir akşam yemeğinde patladım:
“Emre, ben senin karın mıyım yoksa annenin bakıcısı mıyım? Her gün onun istekleriyle yaşıyoruz! Bir gün de benim ne hissettiğimi sormuyorsun.”
Emre’nin yüzü asıldı:
“Elif, annem benim her şeyim. O olmasa ben olmazdım. Ona borçluyum.”
“Peki ya ben? Benimle evlendin! Ben de senin hayatında önemli değil miyim?”
O gece sabaha kadar ağladım. Annemi aradım; “Anne, ben bu evde yalnızım,” dedim. Annem sustu, sonra yavaşça konuştu:
“Kızım, Türk kadını olmak zordur. Hele ki kayınvalideyle sınanıyorsan daha da zordur. Ama unutma, sen de değerlisin.”
Bir hafta sonra Nermin Hanım bizi ziyarete geldi. Evimizin her köşesine kendi izini bıraktı; mutfağa yeni perdeler aldı, banyoya lavanta kokulu sabunlar koydu, hatta yatak odamızdaki nevresimi değiştirdi.
Bir akşam çay içerken bana döndü:
“Elifciğim, oğlumun sağlığına çok dikkat et lütfen. Onun midesi hassastır, baharatlı yemek yapma.”
İçimden geçenleri söylemek istedim ama sustum. O gece Emre’ye bir kez daha açıldım:
“Emre, annenin gölgesinde yaşamak istemiyorum. Kendi hayatımızı kurmak istiyorum.”
Emre sessizce başını salladı ama hiçbir şey değişmedi.
Bir gün işten eve dönerken otobüste ağlamaya başladım. Yanımdaki yaşlı teyze bana mendil uzattı:
“Kızım, kayınvalide derdi mi?” dedi gülümseyerek.
Başımı salladım. Teyze iç çekti:
“Ben de çok çektim zamanında. Ama unutma, eşini annesiyle paylaşmak zorunda değilsin. Kendi sınırlarını çizmelisin.”
O gece Emre’ye son kez konuştum:
“Emre, ya bizim evliliğimiz ya da annenin sonsuz müdahaleleri… Seçimini yapmalısın.”
Emre uzun süre sustu. Sonra gözleri doldu:
“Elif, annemi bırakamam. Ama seni de kaybetmek istemiyorum.”
İşte o an anladım; bazen aşk yetmiyor. Türk toplumunda erkekler annelerine karşı borçlu hissediyorlar; kadınlar ise bu yükün altında eziliyor.
Şimdi düşünüyorum da… Bir kadın olarak kendi ailemi kurmak için ne kadar mücadele etsem de, bazen toplumun ve geleneklerin gölgesinde kayboluyorum.
Sizce bir kadın kendi evliliğinde ne kadar fedakârlık yapmalı? Yoksa bazı sınırlar kesin çizilmeli mi? Yorumlarınızı bekliyorum…