Bir Doğumun Ardından: Oğlumu Geride Bırakmak
“Elif Hanım, birazdan doğumhaneye alacağız sizi. Hazır mısınız?” Hemşirenin sesi, başımın üzerinde yankılandı. Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım. Hazır mıydım? Kim gerçekten hazır olur ki böyle bir ana? Annem, babam, hatta kocam bile kapının önünde beklerken, ben içimde fırtınalar koparıyordum.
Karnımdaki oğlumun tekmelediğini hissettim. “Anne olacaksın Elif, güçlü olmalısın,” dedim kendi kendime. Ama içimdeki ses, “Sen zaten güçlüydün, ama kimse seni anlamadı,” diye fısıldadı.
Doğumhaneye girerken annemin gözleriyle buluştum. O bakışta hem umut hem de korku vardı. Babam ise köşede sessizce dua ediyordu. Kocam Murat ise telefona gömülmüş, işten gelen mesajlara bakıyordu. O an anladım; bu dünyada yalnızdım.
Doğum sancıları başladığında, acıdan çok korku sardı içimi. “Ya başaramazsam? Ya bu çocuğa iyi bir anne olamazsam?”
Saatler sonra, oğlumun ilk çığlığı yankılandı odada. Hemşire bebeği kucağıma verdiğinde gözyaşlarım aktı. Ama mutluluktan değil; tarifsiz bir ağırlıktandı bu gözyaşları.
“Ne güzel oğlunuz var Elif Hanım! Adını ne koyacaksınız?”
Dudaklarım titredi. “Deniz,” dedim. “Adı Deniz olsun.”
O gece hastane odasında yalnız kaldığımda, Deniz’in minik nefes alışlarını dinledim. İçimde bir boşluk vardı; sanki her şey olması gerektiği gibi değildi. Annem arada gelip bana moral vermeye çalıştı:
“Elif, bak herkes seni konuşuyor. Güçlü kızım benim! Şimdi annelik zamanı.”
Ama annemin bilmediği şeyler vardı. Ben yıllardır depresyonla savaşıyordum. Kimseye anlatamadığım karanlık düşüncelerim vardı. Murat’la evliliğimiz ise sadece dışarıdan kusursuz görünüyordu; aslında her gün biraz daha uzaklaşıyorduk birbirimizden.
Ertesi sabah Murat yanıma geldi. Yorgun ve gergindi.
“Elif, annemler de gelmek istiyor. Bebeği görmek istiyorlar.”
Başımı salladım ama içimde bir isyan vardı: “Ben daha kendimi bile tanıyamazken, nasıl anne olacağım?”
O gün boyunca herkes Deniz’i kucağına aldı, fotoğraflar çekildi, dualar okundu. Ama ben hep bir adım gerideydim; sanki odaya ait değilmişim gibi.
Gece olduğunda Deniz ağlamaya başladı. Emzirmeye çalıştım ama sütüm gelmedi. Hemşire geldi:
“Elif Hanım, biraz dinlenin isterseniz. Biz ilgileniriz.”
Başımı yastığa koyduğumda gözlerim doldu. “Ben bu çocuğa iyi bakamayacağım,” dedim kendi kendime.
Sabah olduğunda kararımı vermiştim. Odaya giren hemşireye fısıldadım:
“Bebeğimi burada bırakmak istiyorum.”
Hemşirenin gözleri büyüdü:
“Ne diyorsunuz Elif Hanım? Emin misiniz?”
Gözlerimden yaşlar süzüldü:
“Evet… Eminim.”
O an dünyanın en kötü annesi gibi hissettim kendimi. Ama başka çarem yoktu; Deniz’in benden daha iyi bir hayata ihtiyacı vardı.
Ailem haberi aldığında ortalık karıştı. Annem bana bağırdı:
“Sen nasıl bir annesin? Biz seni böyle mi yetiştirdik? El âlem ne der?”
Babam sessizce ağladı. Murat ise öfkeyle kapıyı çarptı:
“Bunu bana nasıl yaparsın Elif? O benim de oğlum!”
Ama kimse sormadı: “Neden?”
Kimse bilmedi ki geceleri uykusuz kalıp ağladığımı, aynaya bakıp kendimi tanıyamadığımı… Kimse anlamadı ki içimdeki karanlıkla savaşıp her gün biraz daha tükendiğimi.
Hastane yönetimiyle konuştum. Sosyal hizmet görevlisiyle uzun uzun görüştük. Bana yardım teklif ettiler; psikolojik destek, aile danışmanlığı… Ama ben kararımı vermiştim.
Deniz’in minik ellerini son kez tuttum. Ona fısıldadım:
“Seni çok seviyorum oğlum… Ama ben iyi değilim. Sana zarar vermekten korkuyorum.”
O an hemşireler ağladı, sosyal hizmet görevlisi gözyaşlarını sildi. Herkes şoktaydı; çünkü kimse bir annenin böyle bir karar alabileceğine inanmıyordu.
Hastaneden çıkarken arkamdan fısıldaşmalar duydum:
“Bak şu kadına… O kadar okumuş etmiş ama anneliği beceremedi.”
Eve döndüğümde odamda saatlerce ağladım. Annem günlerce konuşmadı benimle. Babam ise sadece başını salladı:
“İnsan bazen en sevdiklerinden vazgeçmek zorunda kalırmış Elif…”
Murat evi terk etti. Boşanma davası açtı. Ben ise psikolojik destek almaya başladım; her hafta psikoloğuma Deniz’i anlatıyorum.
Aylar geçti… Deniz’in yeni bir aileye verildiğini öğrendim. Onun mutlu olduğunu bilmek tek tesellim oldu.
Şimdi geceleri yıldızlara bakıp düşünüyorum: Bir anne olmak sadece doğurmak mı? Yoksa bazen en zor kararı verip çocuğunu daha iyi bir hayata bırakmak mı?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir annenin çaresizliğini anlayabilir misiniz?