Bir Evde Yabancı Olmak: Kendi Oğlumun Yanında Yalnızlık
“Anne, lütfen biraz sessiz olur musun? Toplantım var!” Oğlum Murat’ın sesi, mutfaktan salona kadar yankılandı. Elimdeki çay bardağını tezgâha bırakırken içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, bu evde misafir olduğumu, hatta fazlalık olduğumu bir kez daha anladım. Oysa altı ay önce, Kadıköy’deki küçücük ama bana ait olan evimi satıp buraya, oğlumun yanına taşınırken içimde ne umutlar vardı. “Artık yalnız kalmayacağım,” demiştim kendi kendime. “Torunum Defne’yle oynar, gelinim Zeynep’le sohbet ederim. Akşamları hep birlikte sofraya otururuz.”
Ama gerçek bambaşkaydı. Zeynep’in bana ayırdığı oda, evin en küçük ve en karanlık odasıydı. Perdeleri açsam bile güneş içeri girmiyordu. Eşyalarımı yerleştirirken, her şeyimi sığdıramadım; kitaplarımın çoğu kolilerde kaldı, eski fotoğraf albümlerim ise dolabın en üst rafında, ulaşamayacağım bir yerdeydi. Her sabah erkenden kalkıp kahvaltı hazırlamak istedim; ama Zeynep hep benden önce mutfağa giriyor, “Anneciğim, sen otur, ben hallederim,” diyordu. Başta bunu kibarlık sandım, sonra fark ettim ki aslında mutfağıma karışmamı istemiyor.
Bir sabah Defne’yi okula hazırlarken, “Babaannem de gelsin mi?” dedim. Zeynep’in yüzünde istemsiz bir gerginlik belirdi: “Anneciğim, Defne alışık değil seninle gitmeye. Ben götürürüm.” O an içimde bir boşluk oluştu. Torunumla vakit geçirmek istiyordum ama aramıza görünmez bir duvar örülmüştü.
Akşam yemeklerinde ise Murat çoğu zaman geç geliyordu. Sofrada üçümüz oturuyorduk; Defne yemeğini hızlıca bitirip odasına kaçıyor, Zeynep ise telefonuna gömülüyordu. Ben ise çatalımı tabağa vurup sessizce yemeğimi bitiriyordum. Bir gün cesaretimi toplayıp sordum:
“Zeynep, istersen ben akşamları yemekleri yapabilirim. Sen de dinlenirsin.”
Gözlerini kaçırarak cevap verdi: “Yok anneciğim, ben alıştım böyleye. Hem sen yorulma artık.”
O an anladım ki bu evde bana ihtiyaç yoktu; varlığım sadece bir yük gibiydi. Kendi evimdeki huzuru, burada bulamamıştım.
Bir akşam Murat eve geldiğinde onu bekledim. İçimde birikenleri anlatmak istedim:
“Oğlum, ben burada kendimi biraz yalnız hissediyorum. Belki birlikte daha çok vakit geçirebiliriz?”
Murat gözlerini kaçırdı: “Anne, işten çok yorgun geliyorum. Zeynep de yoğun, Defne’nin ödevleri var… Biraz zaman tanı bize, alışırız belki.”
Ama zaman geçtikçe alışmak yerine daha da uzaklaştık birbirimizden. Evdeki her ses bana yabancı gelmeye başladı; kahkahalar bile sanki başka bir dildeydi.
Bir gün eski komşum Ayşe Hanım’ı aradım. Sesimi duyunca şaşırdı:
“Ayşe abla, nasılsın? Çok özledim seni…”
O da beni özlemişti ama konuşurken sesi titriyordu: “Senin yerin orası mı gerçekten? Mutlu musun?”
Bir an sustum. Mutlu muyum? Hayır… Ama bunu kimseye söyleyemem.
Bir pazar günü Defne yanıma geldi:
“Babaanne, neden hep odanda oturuyorsun? Bizimle oynamıyorsun?”
Gözlerim doldu ama belli etmedim: “Siz çok meşgulsünüz kuzum, ben de kitap okuyorum işte…”
Defne başını salladı ve koşarak gitti. O an anladım ki torunum bile bana yabancılaşmıştı.
Bir gece uykum kaçtı; mutfağa su içmeye indim. Zeynep ve Murat fısıldaşıyordu:
“Ne yapacağız bilmiyorum Zeynep,” dedi Murat. “Annem mutsuz ama biz de kendi düzenimize alıştık…”
Zeynep iç çekti: “Ben de üzülüyorum ama sürekli yanında olamam ki… Kendi hayatımız var artık.”
O an içimdeki son umut kırıntısı da yok oldu. Bu evde bana yer yoktu; ne oğlumun kalbinde ne de gelinimin hayatında.
Ertesi gün Murat’a bir mektup bıraktım:
“Oğlum,
Burada kendimi misafir gibi hissediyorum. Sizi rahatsız etmek istemem. Belki kendi başıma daha huzurlu olurum diye düşünüyorum. Beni merak etme, iyiyim.
Annen”
Çantamı topladım ve eski mahalleme doğru yola çıktım. Ayşe Hanım’ın kapısını çaldım; beni görünce sarıldı:
“Hoş geldin kızım! Burası senin evin!”
O an gözyaşlarımı tutamadım. Kendi oğlumun evinde bulamadığım sıcaklığı eski komşumda bulmuştum.
Şimdi küçük bir odada yaşıyorum; eşyalarım az ama huzurum var. Bazen pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Bir anne ne zaman kendi evladının yanında yabancı olur? Aile dediğimiz şey gerçekten aynı çatı altında olmak mı? Yoksa birbirimizi anlamak mı?
Sizce aile olmak ne demek? Bir anneye en çok ne yakışır: Kendi köşesinde huzur mu, yoksa çocuklarının yanında görünmez olmak mı?