Kendi Çocuklarım Bana Yabancı Oldu: Bir Annenin Sessiz Çığlığı

“Anne, yine mi aynı konuyu açıyorsun? Lütfen, biraz rahat bırak artık!”

Bu cümle, kızım Zeynep’in bana son söylediği sözlerden biri. O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Oysa ben sadece onun iyi olup olmadığını, akşam yemeğini yiyip yemediğini sormuştum. Sanki annelik hakkım elimden alınmıştı. Ben Emine Yılmaz, 69 yaşındayım ve hayatım boyunca çocuklarım için yaşadım. Şimdi ise, evimin duvarları bana çocuklarım kadar yabancı.

Gençliğimde, herkes bana “Emine, çocuklarına bu kadar kendini adama, biraz da kendin için yaşa” derdi. Ama ben onları dinlemedim. Eşim Mehmet’le evlendiğimizde, hayalimiz büyük bir aileydi. Zeynep ve Ali doğduğunda, dünyam aydınlandı. Onlar için her şeyden vazgeçtim; işimi bıraktım, hayallerimi erteledim. Onların mutluluğu benim mutluluğum oldu.

Ama zaman geçti. Çocuklar büyüdü, kendi hayatlarını kurdular. Zeynep üniversiteyi kazandığında, gururdan ağlamıştım. Ali askere gittiğinde, her gece dua ettim. Onlar için endişelenmekten hiç vazgeçmedim. Ama şimdi, ikisi de İstanbul’da kendi hayatlarını yaşıyorlar. Ben ise Ankara’da, bu eski apartman dairesinde tek başıma kaldım.

Geçen hafta Zeynep aradı. “Anne, işim çok yoğun, bu hafta gelemeyeceğim,” dedi. Sesinde sabırsızlık vardı. “Kızım, özledim seni,” dedim sadece. Telefonu kapattıktan sonra uzun süre ağladım. Oysa eskiden her derdini bana anlatırdı. Şimdi ise aramızda görünmez bir duvar var.

Ali ise daha da uzaklaştı benden. Evlendiğinden beri eşiyle birlikte yaşıyor ve annesini aramayı unutuyor. Bir gün ona sitem ettim: “Oğlum, bir sesini duysam, iyi misin diye sorsam…”
Ali’nin cevabı kısa ve soğuktu: “Anne, artık kendi ailem var. Her gün arayamam ki!”

İşte o an anladım; çocuklarım bana yabancı olmuştu. Onlara hayatımı adarken, kendimi kaybetmişim. Şimdi ise ne onlar bana ait ne de ben onlara.

Bir gün komşum Ayşe Hanım uğradı. “Emine abla, çocukların hiç gelmiyor mu?” diye sordu. Gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım. “Yoğunlar işte,” dedim kısık sesle. O an içimdeki yalnızlık daha da büyüdü.

Gece olunca eski fotoğraflara bakıyorum. Zeynep’in ilkokul mezuniyetinde çekilmiş bir fotoğrafı var; kucağımda oturmuş, gülümsüyor. Ali’nin sünnet düğününde çekilmiş bir kare; gözleri ışıl ışıl parlıyor. O anları tekrar yaşamak istiyorum ama zaman acımasızca akıp gitmiş.

Bir gün hastalandım; grip oldum ve yataktan kalkamadım. Zeynep’e mesaj attım: “Kızım biraz hastayım, sesini duymak istedim.” Cevap gelmedi. Ali’yi aradım; açmadı. O an anladım ki, artık kimseye yük olmak istemiyorum.

Eşim Mehmet yıllar önce vefat ettiğinde, çocuklar yanımdaydı. O zamanlar birbirimize daha yakındık. Ama şimdi herkes kendi derdinde. Zeynep’in kocasıyla sorunları varmış; bana anlatmıyor artık. Ali’nin işinde sıkıntılar varmış; ondan da duymuyorum.

Bir gün cesaretimi topladım ve Zeynep’i ziyarete gittim. Kapıyı açınca yüzünde şaşkınlık gördüm.
— Anne, haber vermeden niye geldin?
— Kızım, özledim seni…
— Anne bak, şimdi uygun değilim. Misafirim var…

O an kapının önünde öylece kaldım. İçeri bile davet etmedi beni. Eve dönerken gözyaşlarımı tutamadım.

O gece sabaha kadar düşündüm: Nerede yanlış yaptım? Onlara fazla mı fedakarlık ettim? Kendi hayatımı hiç düşünmedim ki… Belki de biraz bencil olmalıydım.

Bir gün Ali aradı; “Anne, bayramda gelemeyeceğiz, eşimin ailesine gideceğiz.” dediğinde içimdeki umut da söndü.

Artık her sabah aynı rutini yaşıyorum: Kahvaltımı tek başıma yapıyorum, eski dizileri izliyorum, balkonda çiçeklerime bakıyorum. Akşam olunca sessizlik daha da ağırlaşıyor.

Bazen camdan dışarı bakıyorum; karşı apartmanda torunuyla oynayan bir dede görüyorum. İçimde bir boşluk oluşuyor; benim torunlarımı ayda yılda bir görebiliyorum.

Bir gün mahalledeki camide mevlit vardı; gittim ki belki insan içine karışırım diye… Herkes ailesiyle gelmişti; ben yine yalnızdım.

Gece yatağa yattığımda kendi kendime soruyorum: “Emine, senin hayatın bu muydu? Sadece anne olmak mıydı?”

Bazen çocuklarımı suçluyorum; sonra vicdan azabı çekiyorum. Onların da hayatı zor biliyorum ama… Bir anne olarak bu kadar yalnız kalmak adil mi?

Bir gün Zeynep aradı; sesi yorgundu:
— Anne, kusura bakma sana zaman ayıramıyorum…
— Önemli değil kızım…
Ama içimde fırtınalar kopuyordu.

Şimdi düşünüyorum da; belki de annelik sadece vermek değilmiş… Biraz da kendin için yaşamak gerekirmiş.

Sizce ben nerede hata yaptım? Bir anne olarak çocuklarıma fazla mı fedakarlık ettim? Yoksa bu çağın gerçeği mi yalnız kalmak?