Yalnızlığın Gölgesinde: Bir Aşkın Bedeli
“Seninle konuşmamız lazım, Hande.”
Annemin sesi, mutfakta çaydanlığın fokurtusuna karışırken, içimdeki huzursuzluğu daha da büyüttü. Ellerim titreyerek fincanı masaya bıraktım. Yine aynı konuya gelecekti; otuz yaşına gelmiş, hâlâ evlenmemiş olmam. Sanki bu benim suçummuş gibi, her gün biraz daha ağırlaşan bakışlarıyla beni ezip geçiyordu.
“Bak kızım,” dedi annem, gözlerini kaçırarak, “komşular soruyor, akrabalar merak ediyor. Sen ne zaman birini bulacaksın?”
Cevap veremedim. Çünkü ben de bilmiyordum. Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulmak için İstanbul’a gelmiş, yıllarca yalnız yaşamıştım. Arkadaşlarım birer birer evlenip çocuk sahibi olurken, ben işten eve, evden işe sürüklenip duruyordum. Ailemle aramda görünmez bir duvar vardı; ne onlar beni anlayabiliyordu, ne de ben onlara kendimi anlatabiliyordum.
O gün, annemin gözyaşlarını görmemek için evden çıktım. Kadıköy’ün kalabalığında kaybolmak istedim. Bir kafede otururken, yan masada oturan adam dikkatimi çekti. Koyu saçları, ciddi bakışları vardı. Birkaç kez göz göze geldik. Sonra yanıma gelip “Merhaba, adım Cem,” dedi. O an içimde bir şeyler kıpırdadı; yıllardır hissetmediğim bir heyecan…
Cem’le sohbet etmeye başladık. O da benim gibi yalnızdı, İstanbul’a yeni taşınmıştı. Birkaç hafta boyunca buluştuk, sinemaya gittik, uzun yürüyüşler yaptık. Bana kendimi özel hissettirdi. İlk defa biriyle gerçekten bağ kurduğumu düşündüm.
Bir akşam, Cem’in telefonuna gelen mesajı yanlışlıkla gördüm: “Akşam eve geç kalma, çocuklar seni bekliyor.” İçim buz kesti. O an her şey anlam kazandı; Cem’in bazı akşamlarda birden ortadan kaybolması, telefonunu sessize alması…
Ona sormaya cesaret edemedim. Ama ertesi gün buluştuğumuzda yüzüne baktım ve “Bana doğruyu söyle, evli misin?” dedim.
Cem başını öne eğdi. “Evet,” dedi kısık bir sesle. “Ama seni tanıdıktan sonra hayatım değişti.”
O an ne yapacağımı bilemedim. İçimde öfke, hayal kırıklığı ve acı birbirine karıştı. Ona bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Sadece kalkıp gittim.
Gecelerce uyuyamadım. Annemin sözleri kulaklarımda çınlıyordu: “Birini bul artık.” Ama bulduğum adam başkasının kocasıydı. Kendimi suçlu hissettim; hem Cem’e âşık olmuştum hem de başka bir kadının hayatına dokunmuştum.
Cem peşimi bırakmadı. Her gün mesaj attı, aradı. “Seni seviyorum Hande,” diyordu. “Karımı sevmiyorum, sadece çocuklar için evliyim.”
Bir yandan ona inanmak istiyordum; diğer yandan vicdanım susmuyordu. Anneme hiçbir şey anlatamadım. Arkadaşlarıma da… Çünkü biliyordum ki herkes beni suçlayacaktı.
Bir gün Cem’le tekrar buluştum. Ona “Beni bırak,” dedim. “Ben başkasının hayatını mahvetmek istemiyorum.”
Ama Cem pes etmedi. Haftalarca peşimden geldi, bana umut verdi. Yalnızlığımın içinde boğulurken, onun sevgisine tutunmaya çalıştım. Kendi kendime “Belki de herkesin ikinci bir şansı vardır,” dedim.
Ama gerçekler acıydı. Bir gece Cem’in eşiyle karşılaştım. O an yer yarılsa da içine girsem istedim. Kadın bana bakıp “Sen misin?” dedi gözleri dolu dolu.
Donup kaldım. Hiçbir şey söyleyemedim.
O gece eve döndüğümde aynada kendime bakamadım. Annem kapıda bekliyordu; gözlerinde endişe ve merak vardı.
“Ne oldu kızım?” dedi.
Ağlamaya başladım. Her şeyi anlatamadım ama annemin kollarında çocuk gibi ağladım.
Ertesi sabah Cem’den bir mesaj geldi: “Her şeyi eşime anlattım. Boşanacağım.”
Ama ben artık istemiyordum. O kadının gözlerindeki acıyı gördükten sonra hiçbir şey eskisi gibi olamazdı.
Günler geçtikçe Cem’in aramaları azaldı, mesajları sustu. Ben ise yalnızlığıma geri döndüm ama bu kez daha ağır bir yükle…
Ailem hâlâ evlenmem için baskı yapıyordu ama ben artık kimseye güvenemiyordum.
Bir akşam annemle balkonda otururken bana “Hayatında biri var mı?” diye sordu yine.
Başımı salladım: “Yok anne.”
İçimde fırtınalar koparken dışarıdan sakin görünmeye çalışıyordum.
İstanbul’un ışıkları altında kendi gölgeme bakarken düşündüm:
“Yalnızlık mı daha ağır, yoksa yanlış bir aşkın vicdan azabı mı?”
Siz olsaydınız ne yapardınız? Yalnız kalmayı mı seçerdiniz, yoksa aşk uğruna her şeyi göze alır mıydınız?