Kardeşimin Arabasını Üzerime Aldım: Bir Güvenin Bedeli
“Abi, ne olur bir kere de bana güven. Sadece birkaç ay, söz veriyorum sana hiçbir sıkıntı olmayacak.”
Murat’ın sesi telefonda titriyordu. O sabah, annemin mutfağında çayımı karıştırırken, kardeşimin bu kadar çaresiz olduğunu ilk defa hissettim. Boşanma davası sürüyordu, eşiyle arası iyice açılmıştı. Arabası da ortak mal sayıldığı için mahkemede sorun çıkmasın diye, geçici olarak benim üzerime almak istiyordu. “Sadece formalite,” dedi. “Senin hiçbir şeyin olmayacak.”
O an, ailedeki büyük abi olmanın ağırlığı omuzlarıma çöktü. Annem, “Kardeş kardeşe destek olmazsa kim olacak?” diye sitem etti. Babam ise sessizce başını salladı, ama gözlerinde endişeyi gördüm. Yine de Murat’a kıyamadım. Notere gittik, arabayı üzerime aldık. O an Murat’ın yüzündeki minnettarlık ifadesi hâlâ gözümün önünde.
İlk ay her şey yolundaydı. Murat arabayı kullanmaya devam etti, ben de işime gücüme baktım. Ama ikinci ayın sonunda, posta kutumda bir trafik cezası buldum: 1.200 TL hız cezası. Murat’a sordum, “Abi ben öderim,” dedi. Ama günler geçti, ödeme yapılmadı. Sonra başka cezalar gelmeye başladı: park cezası, OGS borcu, hatta bir kaza tutanağı…
Bir akşam annem sofrada, “Oğlum bu kadar borç neyin nesi?” diye sorduğunda, Murat’la aramızda ilk büyük kavga patladı.
“Murat, ben sana güvenip arabayı üzerime aldım! Bu kadar sorumsuzluk olur mu?”
“Abi, zaten başım dertte! Bir de sen üstüme geliyorsun!”
Babam araya girdi: “Siz kardeşsiniz, birbirinizi yemeyin!”
Ama içimde bir şey kırıldı o gün. Kendi hayatım da zorlaşmaya başlamıştı. Bankadan kredi çekmiştim, evlenmeyi düşünüyordum. Şimdi ise üzerimde yüklü cezalar ve ödenmemiş borçlar vardı. İş yerinde maaşıma haciz geleceği korkusuyla uyuyamaz oldum.
Bir gün işten eve dönerken polis çevirmesine takıldım. Arabada değildim ama sistemde benim adıma kayıtlı olan arabanın sigortası yapılmamıştı ve bana 2.500 TL ceza kesildi. O an Murat’ı aradım:
“Murat, bu iş böyle gitmez! Ya arabayı üstünden alırsın ya da ben satacağım!”
“Abi ne olur biraz daha sabret… Mahkeme bitsin, her şey düzelecek.”
Ama mahkeme uzadıkça uzadı. Borçlar birikti. Annemle babam arada kalmıştı; annem Murat’ı savunuyor, babam ise bana hak veriyordu ama bir türlü çözüm bulamıyorduk.
Bir gece Murat eve geldi, gözleri kan çanağı gibi.
“Abi, ben bittim… Eşim arabayı da istiyor, avukatlar peşimde… Sana yük oldum biliyorum ama başka çarem yoktu.”
O an ona sarılmak istedim ama öfkem ağır bastı.
“Senin yüzünden ben de batıyorum Murat! Benim de hayallerim var! Evlenmek istiyorum, borçsuz yaşamak istiyorum!”
Murat yere çöktü, ağlamaya başladı. Annem ikimizi de kucakladı; “Allah sizi birbirinize düşman etmesin,” dedi.
O gece sabaha kadar düşündüm. Kardeşime yardım etmek istemiştim ama kendi hayatımı mahvetmiştim. Ertesi gün notere gidip arabayı satmaya karar verdim. Murat’a haber verdim; önce çok kızdı ama sonra pes etti.
Arabayı sattık, gelen parayla borçları kapattık ama aramızda görünmez bir duvar örüldü. Annem hâlâ eski günleri özlüyor; babam ise “Ailede para konuşulmaz,” diyor ama ben biliyorum ki bazen en yakınlarımız bile bize en büyük zararı verebiliyor.
Şimdi her sabah işe giderken aynada kendime bakıyorum: “Kardeşlik mi önemli yoksa kendi hayatın mı?” diye soruyorum.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Aile için fedakarlık nereye kadar doğru? Yoksa bazen ‘hayır’ demek mi gerekir?