Doğumhanede Yalnızlık: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Yeter artık Elif, abartıyorsun!” diye bağırdı Kaan, doğumhanenin kapısında. Nefesim kesilmişti, sancı dalga dalga vücudumu sararken, onun sesi kulağımda yankılandı. Hemşireler göz göze geldi, biri bana su uzattı, diğeri Kaan’a sert bir bakış attı. Ama o, umursamazca telefonunu karıştırmaya devam etti. O an, içimde bir şeyler kırıldı.
Kızımız Duru’yu dünyaya getirmek için saatlerdir mücadele ediyordum. Her kasılmada, her çığlıkta Kaan’ın desteğini bekledim. Ama o, “Herkes doğuruyor Elif, sen de yapacaksın işte!” diyerek küçümsedi acımı. Annem İstanbul’dan yetişememişti, babam zaten yıllar önce vefat etmişti. O an, doğumhanede yalnızdım; hem bedenimle hem ruhumla.
İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Kaan, biraz susar mısın? Dayanamıyorum artık!” dedim gözyaşlarımla. O ise gözlerini devirdi: “Ağlayarak kolaylaştırmıyorsun Elif.”
O an, yıllardır evliliğimizde hissettiğim o ince sızı büyüdü. Kaan’ın bana olan sevgisi ne zamandır böyle soğuktu? Ne zamandır ben onun gözünde sadece bir yük olmuştum? Duru’nun ilk hareketini hissettiğimdeki heyecanı hatırladım; birlikte isim seçerkenki tartışmalarımızı… Ama şimdi, burada, en çok ihtiyacım olduğu anda yanımda yoktu.
Birden içimde bir güç hissettim. “Ben bunu tek başıma da yaparım,” dedim sessizce kendime. Hemşireye döndüm: “Lütfen, eşimi dışarı alır mısınız?” Hemşire şaşkınlıkla baktı ama başını salladı. Kaan’a döndü: “Beyefendi, dışarı alalım sizi.”
Kaan şaşkınlıkla bana baktı. “Ciddi misin Elif?”
Gözlerimden yaşlar süzüldü ama sesim kararlıydı: “Evet, ciddiğim.”
O çıktıktan sonra, sanki üzerimden bir yük kalktı. Sancılar devam ediyordu ama artık yalnızdım ve bu yalnızlık bana güç verdi. Her kasılmada Duru’ya daha çok yaklaştığımı hissettim. Hemşireler elimi tuttu, biri saçımı okşadı. “Çok güçlüsün Elif,” dedi biri.
Saatler sonra Duru’nun ilk ağlaması duyulduğunda gözyaşlarım sel oldu. Onu kucağıma verdiklerinde, içimde tarifsiz bir huzur vardı. Kaan kapıda bekliyordu; yüzünde pişmanlık mı vardı, yoksa hâlâ anlamamış mıydı bilmiyorum.
Odaya geçtiğimizde aramızda soğuk bir sessizlik vardı. Kaan bana bakmaya çekiniyordu. Bir ara cesaretini topladı: “Beni neden dışarı attın?”
Derin bir nefes aldım: “Çünkü bana destek olman gerekirken beni küçümsedin Kaan. Ben burada hayatımın en zor anını yaşarken sen bana yük oldun.”
Kaan sustu. Gözleri yere düştü. “Bilmiyorum… Ne yapacağımı bilemedim. Korktum galiba.”
İçimdeki öfke biraz hafifledi ama kırgınlığım geçmedi. “Ben de korktum Kaan. Ama korkumu güce çevirdim. Sen ise beni yalnız bıraktın.”
O günden sonra aramızdaki ilişki değişti. Kaan daha çok evde olmaya başladı ama aramızdaki mesafe kapanmadı. Duru büyürken ben de kendi gücümü keşfetmeye başladım. Annem geldiğinde ona her şeyi anlattım. “Kızım,” dedi annem, “bazen kadınlar en büyük gücü en yalnız anlarında bulur.”
Duru’nun ilk adımlarını izlerken düşündüm: Ben bu çocuğu tek başıma büyütmek zorunda kalırsam da başarırım. Çünkü o doğumhanede yalnız kalınca anladım ki; kadın olmak sadece anne olmak değilmiş, aynı zamanda kendi saygını da korumakmış.
Bir gün Kaan’la otururken yine tartıştık. “Senin için ne yapabilirim Elif?” dedi çaresizce.
“Beni anlamanı istiyorum Kaan,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Acımı küçümseme, duygularımı hafife alma. Ben seninle eşit olmak istiyorum.”
Kaan başını salladı ama gözlerinde hâlâ o eski kibir vardı mı bilmiyorum. Belki de bazı şeyler asla değişmezdi.
Duru büyüdükçe ona hep şunu anlattım: “Kızım, kimse senin acını küçümseyemez. Gücünü asla hafife alma.”
Şimdi geceleri Duru’yu uyuturken bazen o günü hatırlıyorum. İçimde hâlâ bir sızı var ama aynı zamanda tarifsiz bir gurur da taşıyorum.
Belki de her kadının hayatında bir doğumhane vardır; bazen gerçek anlamda, bazen mecazi olarak… Peki siz hiç en yalnız anınızda kendinizi yeniden doğurduğunuz oldu mu? Ya da en çok ihtiyacınız olan anda yanınızda olmayan biriyle yüzleşmek zorunda kaldınız mı?