Biz Bu Evi Onlar İçin Almadık: Akrabalarımız Hiçbir Şey Olmamış Gibi Bizimle Yaşıyor
“Yeter artık, bu evde nefes alamıyorum!” diye bağırdım mutfağın ortasında, ellerim titreyerek bulaşık süngerini lavaboya fırlattım. O an, çocuklarımın korkuyla bana baktığını fark ettim. Murat ise her zamanki gibi sessizdi, gözlerini yere indirmişti. Annemiz gibi gördüğümüz kayınvalidem, salondan bağırdı: “Ne oldu kızım, yine neye sinirlendin?”
Altı yıl önce, Murat’la evlendiğimizde bu evde huzur bulacağımı sanmıştım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, krediyle aldığımız üç katlı müstakil evimizde, iki çocuğumuzla küçük ama mutlu bir aileydik. Ama geçen yıl Murat’ın abisi işsiz kalınca, “Bir süreliğine bizde kalsınlar,” dedi Murat. “Ne olacak ki, koca ev,” dedi kayınvalidem. O gün bugündür, evimizde toplam sekiz kişi yaşıyoruz.
İlk başlarda kendimi suçladım. Belki de fazla bencil davranıyordum. Sonuçta aile dediğin zor günde bir arada olurdu. Ama zaman geçtikçe, kendi evimde misafir gibi hissetmeye başladım. Sabahları mutfağa indiğimde, kayınvalidem çoktan çayı demlemiş, kahvaltı masasını kurmuş oluyordu. Kendi çocuklarımın sevdiği peyniri bulamıyor, alışveriş listesine eklediğim şeylerin yerine başka şeyler alındığını görüyordum.
Bir akşam Murat’la yatak odasında tartıştık:
— Murat, bu böyle gitmez. Ben artık dayanamıyorum. Kendi evimde yabancı gibiyim.
— Ne yapalım Elif? Sokakta mı bırakalım insanları? Abim iş bulana kadar sabretmemiz lazım.
— Ama ne zaman iş bulacak? Bir yıldır burada! Kimse de taşınmayı düşünmüyor.
Murat’ın gözleri doldu. “Biliyorum zor ama ailemiziz sonuçta,” dedi. O an anladım ki, Murat için ailesiyle aramda bir seçim yapmak neredeyse imkânsızdı.
Günler geçtikçe işler daha da karmaşıklaştı. Kayınbiraderim iş aramıyor, gün boyu televizyonun karşısında oturuyordu. Eşi ise çocuklarını bana bırakıp komşuya kahveye gidiyordu. Ben ise hem kendi çocuklarıma hem onlarınkine bakıyor, evin tüm yükünü sırtlanıyordum.
Bir gün, marketten dönerken komşum Ayşe abla yolumu kesti:
— Elif kızım, hayırdır? Evde kalabalık var galiba.
— Sorma abla, herkes bizde toplandı. Sanki bu evi onlar için almışız gibi…
Ayşe abla başını salladı: “Bizim millet böyledir kızım. Bir kere kapıyı açtın mı, bir daha kapanmaz.”
O gece uyuyamadım. Kendi hayatımı sorgulamaya başladım. Bu evi almak için yıllarca çalışmıştık Murat’la. Hayalini kurduğum huzurlu yuvamdan eser kalmamıştı. Sabahları çocuklarımı okula hazırlarken bile kayınvalidemin eleştirileriyle uğraşıyordum:
— Kızım, çocuğa öyle pantolon giydirilir mi? Soğukta hasta olur.
— Anne, ben annesiyim! Ne giyeceğine ben karar veririm.
Ama sesimi yükselttiğimde hemen “Gelinin huysuzu” oluyordum.
Bir gün dayanamadım ve annemi aradım:
— Anne, ben çok yoruldum. Kendi evimde sığıntı gibiyim.
Annemin sesi titredi: “Kızım, sabretmek lazım ama kendini de ezdirme. Senin de bir hayatın var.”
O gün karar verdim; Murat’la bir kez daha konuşacaktım. Akşam yemeğinden sonra herkes salonda televizyon izlerken Murat’ı mutfağa çağırdım:
— Murat, bak artık gerçekten olmuyor. Çocuklarımız bile huzursuz. Kendi odamızda bile rahat edemiyoruz.
Murat başını eğdi: “Ne yapmamı istiyorsun Elif?”
— Onlara açıkça konuşmamız lazım. Bu ev bizim yuvamız ve artık kendi düzenimize dönmek istiyoruz demeliyiz.
Murat derin bir nefes aldı: “Tamam, konuşalım.”
Ertesi gün akşam yemeğinde Murat söze girdi:
— Anne, abi… Elif’le konuştuk. Artık biraz kendi başımıza kalmak istiyoruz. Siz de başka bir çözüm bulsanız iyi olur.
Kayınvalidem hemen gözyaşlarına boğuldu:
— Oğlum, bizi sokağa mı atacaksınız? Ben bu yaşta nereye gideyim?
Kayınbiraderim suratını astı: “İş bulamadık diye suçlu muyuz?”
Eşi ise bana dik dik baktı: “Senin yüzünden oldu bu!”
O gece evde buz gibi bir hava esti. Çocuklar odalarına çekildi, ben ise mutfakta ağladım. Murat yanıma geldi:
— Elif, belki de biraz daha sabretmeliyiz…
O an içimde bir şeyler koptu. Sabretmekten başka çarem yok muydu? Kendi hayatımı ne zaman yaşayacaktım?
Günler geçti ama kimse taşınmaya niyetlenmedi. Evdeki huzursuzluk arttı; çocuklar bile kavga etmeye başladı. Bir sabah küçük kızım Zeynep yanıma geldi:
— Anneciğim, bizim evimiz neden bu kadar kalabalık? Eskiden daha mutluyduk…
O an gözlerim doldu; ona ne cevap vereceğimi bilemedim.
Şimdi her sabah aynı soruyla uyanıyorum: Bu ev gerçekten bizim mi? Yoksa sadece başkalarının sığınağı mı oldu? Siz olsanız ne yapardınız? Sabretmek mi gerekir yoksa kendi hayatımız için mücadele etmek mi?