Kızım Lise Diplomasını Aldığı Gün Kaçtım: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Nereye gidiyorsun Zeynep? Elif’i de mi alıp gidiyorsun?!”

Kocam Hasan’ın sesi, gecenin sessizliğinde yankılandı. Elimdeki valiz titriyordu. Elif’in gözleri dolu dolu bana bakıyordu; korku ve umut arasında sıkışmıştı. Kapının önünde, köyün toprak yoluna adım attığımda, içimde yıllardır biriken zincirlerin kırıldığını hissettim. O an, hayatımın en büyük günahı mı, yoksa en doğru kararı mı verdiğimi bilmiyordum.

Kızım Elif’in lise diplomasını aldığı gün, kararımı verdim. Yıllardır Hasan’ın öfkesine, aşağılamalarına, suskunluğuna ve bazen de yumruğuna katlanmıştım. Herkes dışarıdan bakınca “Zeynep’in kocası iyi adamdır” derdi. Kimse evimizin içindeki sessiz çığlıkları duymuyordu. Annem bile “Kocandır, sabret” derdi. Ama ben sabrettikçe Hasan daha da büyüdü üstümde. Elif’i korumak için sustum, onun okuması için her şeyi sineye çektim.

O gece, köyün ortasında yürürken, arkamdan komşuların fısıltılarını duyar gibiydim:

— Zeynep Hanım gece gece nereye gidiyor ki?
— Kızını da almış yanında! Yazık Hasan’a…

Köyde kadınlar hep birbirini izler. Birinin eteği biraz kısa olsa konuşulur, biri kocasına karşı gelse ayıplanır. Benim kaçışım ise köyün gündemine bomba gibi düştü. Ertesi sabah herkes konuşuyordu:

— Bezwstydna! (Yüzsüz!)
— Biedny człowiek, jak tak można! (Yazık adama, nasıl yapılır bu?)
— Córkę ze sobą zabrała, wężowa! (Kızını da aldı yanında, yılan kadın!)

Ama kimse bana sormadı: “Neden gittin Zeynep?”

Elif’le birlikte annemin evine sığındık. Annem ilk başta kapıyı açmak istemedi:

— Kızım, köy ne der? Hasan şimdi gelir, olay çıkarır…

Ama gözlerimdeki kararlılığı görünce sustu. Elif bana sarıldı:

— Anne, korkma. Ben yanındayım.

O an anladım ki yıllarca Elif’i korumak için sustuğum her şey, ona da yük olmuştu. O da babasının öfkesinden korkmuştu, ama bana belli etmemişti. Şimdi ikimiz de özgürdük ama bu özgürlüğün bedeli ağırdı.

Hasan köyde mağduru oynadı. Kahvede oturup ağladı:

— Ben ne yaptım ki? Her şeyim onlardı…

Komşular ona yemek taşıdı, akrabalar aradı:

— Zeynep seni terk ettiyse vardır bir işin!

Ama kimse benim yıllarca yaşadığım korkuyu sormadı. Kimse Elif’in geceleri ağlayarak uyuduğunu bilmedi.

Bir gün köyün imamı geldi annemin evine:

— Zeynep kızım, yuvanı yıkma. Allah affetmez.

Ona sadece sustum. Çünkü anlatacak gücüm yoktu artık.

Elif ise yeni bir şehirde üniversiteye başladı. Onun gözlerinde ilk defa umut gördüm. Ama köyde dedikodular bitmedi:

— Kızını da yoldan çıkardı!
— Zavallı Hasan’a yazık oldu…

Bir gün eski arkadaşım Ayşe aradı:

— Zeynep, herkes seni konuşuyor. Dön geri, barış Hasan’la. Kızın için…

Ama ben artık geri dönemem. Çünkü dönersem Elif’e “Kadın susmalı” demiş olurum. Oysa ben ona “Kadın isterse hayatını değiştirebilir” demek istiyorum.

Aylar geçti. Annem bile alıştı bize. Ama köydeki akrabalar hâlâ arayıp soruyor:

— Ne zaman döneceksin?
— Hasan çok perişan…

Bir gece Elif yanıma geldi:

— Anne, pişman mısın?

Uzun uzun düşündüm. Gözlerim doldu:

— Bilmiyorum kızım… Belki pişmanım, belki değilim. Ama en azından artık korkmuyorum.

Şimdi yeni bir şehirde küçük bir evde yaşıyoruz. Hayat kolay değil; iş bulmak zor, para yetmiyor. Ama her sabah Elif’in yüzünde gülümsemeyi görünce içim rahatlıyor.

Bazen pencereden dışarı bakıp kendi kendime soruyorum: “Acaba başka bir yol var mıydı? Kadınlar neden hep susmak zorunda bırakılıyor?”

Siz olsaydınız ne yapardınız? Kaçmak mı cesaret ister, yoksa kalmak mı?