Oğlum Artık Benim Oğlum Değil: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen karışma!” Oğlumun sesi evin salonunda yankılandı. Bir an için nefesim kesildi, ellerim titredi. Yıllardır birlikte yaşadığım, her derdini bana anlatan, gözümün içine bakarak büyüyen oğlum, şimdi bana yabancı bir insan gibi bakıyordu. Gözlerinde öfke vardı, ama daha çok korku. Yanında oturan gelinim Elif ise dudaklarının kenarında küçümseyici bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
Oğlum Murat, Elif’le tanıştığında daha iki hafta bile olmamıştı. Bir akşam eve geldi, “Anne, ben evleniyorum,” dedi. Şaşırdım, hatta biraz da sevindim başta. Ama Elif’i ilk gördüğümde içimde bir huzursuzluk başladı. Abartılı makyajı, gösterişli elbisesi ve yüksek sesle konuşması bana hiç samimi gelmemişti. O akşam sofrada otururken Elif’in annesiyle telefonda konuşmasını duydum: “Anneciğim, Murat’ın annesi biraz tuhaf. Her şeye karışıyor.” O an içimde bir şeyler kırıldı.
Düğün aceleye geldi. Eşimi yıllar önce kaybetmiştik; Murat’ı tek başıma büyüttüm. Onun için en iyisini isterdim hep. Ama şimdi, oğlumun gözlerinin önünde yavaş yavaş benden uzaklaştığını görmek, içimi kemiriyordu. Düğünden sonra Murat’ın eve uğramaları azaldı. Aradığımda ya Elif’in başı ağrıyordu ya da Murat çok yorgundu. Bir gün cesaretimi toplayıp aradım: “Oğlum, iyi misiniz? Özledim sizi.” Cevabı kısa ve soğuktu: “Anne, Elif’in morali bozuk. Sonra konuşalım.”
Bir akşam ansızın kapım çaldı. Murat ve Elif gelmişlerdi. Sevindim, hemen sofrayı hazırladım. Ama Elif sofraya oturur oturmaz yüzünü buruşturdu: “Tavuk mu yaptınız? Ben tavuk yemem ki.” Murat ise başını öne eğdi, tek kelime etmedi. O an anladım ki oğlum artık kendi evinde bile söz sahibi değildi. Elif’in bakışlarıyla hareket ediyor, onun isteklerine göre yaşıyordu.
Bir gün komşumuz Ayşe Hanım uğradı. Dertleşirken gözlerim doldu: “Oğlum elimden kayıp gidiyor Ayşe abla. Ne yaptıysam yaranamıyorum gelinime.” Ayşe Hanım derin bir iç çekti: “Kızım, yeni nesil böyle işte. Ama sen yine de sabret.” Sabretmek… Kolay mıydı? Her gün oğlunun değiştiğini görmek, kendi evinde bile yabancı gibi hissetmek…
Bir akşam Murat aradı: “Anne, Elif’le sana gelmek istiyoruz ama Elif senin yanında rahat edemiyor.” Yutkundum, sesim titredi: “Neden oğlum? Ben ona kötü mü davrandım?” Cevap vermedi, telefonu kapattı. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Ben nerede hata yaptım? Oğlumu bu kadar kolay kaybetmemeli miydim?
Bir gün cesaretimi topladım ve Murat’ın evine gittim. Kapıyı Elif açtı, yüzünde yapmacık bir gülümseme vardı: “Hoş geldiniz,” dedi ama sesi buz gibiydi. İçeri girdim, Murat mutfakta bulaşık yıkıyordu. Göz göze geldik; gözlerinde yorgunluk ve çaresizlik vardı. “Anne, çay ister misin?” dedi sessizce. Elif hemen araya girdi: “Murat, ben şekersiz istiyorum unutma!” Oğlum başını eğdi, hemen mutfağa döndü.
O an anladım ki oğlum artık kendi hayatının bile sahibi değildi. Her şey Elif’in kontrolündeydi; ne zaman dışarı çıkacaklar, kiminle görüşecekler, hatta ne yiyecekler… Bir gün Murat’la yalnız kalınca sordum: “Oğlum, mutlu musun?” Gözleri doldu ama cevap vermedi. Sadece başını salladı ve uzaklaştı.
Aile içinde de huzursuzluk başladı. Kız kardeşim Zeynep aradı bir gün: “Ablacığım, Murat’a ne oldu böyle? Eskiden her hafta bize gelirdi.” Ne diyebilirdim ki? “Elif istemiyor,” demek bile ağır geliyordu bana.
Bir bayram sabahıydı; her yıl olduğu gibi sofrayı kurdum, oğlumun gelmesini bekledim. Saatler geçti, gelen giden yoktu. Sonunda telefonum çaldı; Murat’tı: “Anne, bu bayram gelemeyeceğiz. Elif’in ailesiyle tatile gidiyoruz.” O an içimde bir şeyler koptu sanki… Gözyaşlarımı tutamadım.
Artık mahallede de konuşulmaya başlanmıştı: “Murat iyice değişti,” diyorlardı. Kimseye derdimi anlatamıyordum; herkes ya beni suçluyor ya da susmamı söylüyordu.
Bir akşam Murat kapıda belirdi; yalnızdı bu kez. Gözleri şişmişti, belli ki ağlamıştı. İçeri girdiğinde sarıldım ona ama o kaskatı kesildi. “Anne,” dedi kısık sesle, “Ben ne yapacağımı bilmiyorum.”
“Ne oldu oğlum?” dedim endişeyle.
“Elif her şeye karışıyor anne… Arkadaşlarımla görüşmemi istemiyor, işten eve geç gelsem kavga çıkarıyor… Kendi ailemle bile görüşmemi istemiyor artık.”
İçimde hem bir öfke hem de büyük bir acı vardı: “Oğlum, sen kendi hayatını yaşayamıyorsun ki…”
Murat başını eğdi: “Biliyorum anne ama… Onu üzmek istemiyorum.”
O gece sabaha kadar düşündüm; oğlumu nasıl kurtarabilirim diye… Ama cevabım yoktu.
Şimdi her gün kendi evimde yalnız oturuyorum; oğlumun sesini duymak için telefonuma bakıyorum ama aramıyor artık. Mahallede herkes konuşuyor; kimi beni suçluyor, kimi Elif’i… Ama kimse oğlumun nasıl bu hale geldiğini anlamıyor.
Bazen düşünüyorum; acaba ben mi fazla karıştım hayatına? Yoksa oğlum gerçekten bu kadar zayıf mıydı? Bir anne olarak oğlumu kaybetmenin acısı tarif edilemezmiş…
Sizce bir anne nerede susmalı, nerede konuşmalı? Oğlunu kaybetmemek için daha ne yapabilirdim ki?