İntikam Nikahı: Bir Aşkın Küllerinden Doğan Yaralar
“Bunu gerçekten yapacak mısın, Okan?” diye sordu annem, gözleri yaşlı, sesi titrek. O an, elimdeki alyans kutusunu sımsıkı kavradım. İçimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karışmıştı. Annemin gözlerinin içine bakamadım. Sadece başımı salladım. “Yapacağım anne. Başka yolu yok.”
Hayatımda ilk kez bu kadar kararlıydım ama aynı zamanda bu kadar savrulmuştum. Her şey, Melis’in bana ihanet ettiğini öğrendiğim o gece başlamıştı. İki yıl boyunca, Melis’le hayal kurmuştum. Onun için her şeyi yapmaya hazırdım. Üniversiteden mezun olur olmaz, iş bulur bulmaz evlilik hayalleri kurmaya başlamıştık. Ama o, her defasında konuyu geçiştiriyor, evlilik lafı açıldığında gözlerini kaçırıyordu. Ben ise sabırla bekliyordum.
Bir gece, telefonuna gelen bir mesajı yanlışlıkla gördüm. “Seni özledim, Melis.” O an içimde bir şeyler koptu. Melis’in bana yalan söylediğini, başka biriyle görüştüğünü öğrendiğimde dünyam başıma yıkıldı. Onu karşıma aldım, gözlerinin içine baktım ve sordum: “Bana doğruyu söyle Melis, başka biri mi var?”
Melis sustu, gözlerini kaçırdı. Sessizlik her şeyi anlattı zaten. O an içimdeki sevgi yerini tarifsiz bir öfkeye bıraktı. “Bitti,” dedim sadece. “Her şey bitti.”
O günden sonra kendimi kaybettim. Arkadaşlarımın yanında bile suskunlaştım. İşe gidip gelirken bile aklımda hep Melis’in ihanetinin yankısı vardı. Annem ve babam bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama hiçbir şey sormadılar. Sadece annem bazen sessizce yanıma oturup saçımı okşardı.
Bir akşam, eski lise arkadaşım Zeynep’le karşılaştım. Zeynep her zamanki gibi neşeliydi, hayat doluydu. Bana gülümsedi, “Okan, ne oldu sana böyle? Gözlerin sönmüş,” dedi. O an içimde bir şeyler kıpırdadı. Melis’in bana yaşattığı acıyı unutmak için Zeynep’le daha çok vakit geçirmeye başladım.
Ama Zeynep’i gerçekten seviyor muydum? Hayır… Sadece Melis’e inat, ona göstermek için Zeynep’le yakınlaştım. Bir gün Melis’in beni Zeynep’le el ele görmesini istedim. Hatta daha da ileri gittim; Zeynep’e evlenme teklif ettim.
Ailem şaşkındı. Babam bir akşam sofrada bana döndü: “Okan, oğlum… Emin misin? Zeynep iyi kızdır ama senin kalbin başka yerde gibi.”
Sustum. Çünkü babam haklıydı. Kalbim hâlâ Melis’in ihanetinin acısıyla yanıyordu.
Düğün günü geldiğinde içimde fırtınalar kopuyordu. Zeynep’in ailesi mutlu, benim ailem ise endişeliydi. Nikah memuru soruyu sorduğunda sesim titredi: “Evet…” dedim ama içimde yankılanan ses bambaşkaydı: “Hayır!”
Düğünden sonra her şey daha da zorlaştı. Zeynep bana aşkla bakıyor, ben ise ona yabancı gibi davranıyordum. Geceleri uyuyamıyor, sabaha kadar tavana bakıyordum. Bir gün Zeynep yanıma geldi, gözleri dolu dolu: “Okan… Beni gerçekten seviyor musun?”
Cevap veremedim. Sessizliğim her şeyi anlattı zaten.
Zeynep ağlayarak odadan çıktı. O an ilk kez kendimden nefret ettim. Ona da kendime de haksızlık yapmıştım.
Bir gün iş çıkışı eve dönerken Melis’i gördüm. Elinde bir çiçek vardı, yanında yeni sevgilisiyle gülüyordu. Kalbim yine sızladı ama bu kez öfkemden çok pişmanlığım ağır bastı.
Eve döndüğümde Zeynep beni bekliyordu. Gözleri şişmişti ağlamaktan.
“Okan,” dedi titrek bir sesle, “Beni neden seçtin? Gerçekten mutlu musun?”
Başımı eğdim. “Sana haksızlık ettim Zeynep… Seni kullanmak istemedim ama kendimi kaybettim.”
Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzüldü: “Beni sevmediğini biliyordum… Ama belki zamanla seversin diye umut ettim.”
O an karar verdim; bu yalanı daha fazla sürdüremeyecektim.
Ailelerimiz toplandı; herkes şaşkındı, annem ise perişandı.
“Ne yapacaksınız şimdi?” diye sordu babam.
“Boşanacağız baba,” dedim kararlı bir sesle.
Zeynep başını salladı; ikimiz de tükenmiştik.
Boşanma süreci sancılı geçti; dedikodular yayıldı mahallede. Herkes arkamızdan konuştu: “Daha yeni evlendiler, hemen boşanıyorlar!”
Ama kimse yaşadıklarımızı bilmiyordu.
Aylar geçti… Yalnızlığa alışmaya çalıştım. Bir gün annem yanıma oturdu:
“Oğlum… Hayat bazen acımasızdır ama insan en çok kendine zarar verir.”
Haklıydı annem… Kendime en büyük kötülüğü ben yapmıştım.
Şimdi geceleri yalnız başıma oturup düşünüyorum: Bir insan gururu için hayatını mahveder mi? Sevgiyle değil de öfkeyle alınan kararların bedelini kim öder?
Siz olsaydınız benim yerimde ne yapardınız? İhanetin acısıyla mı yaşardınız yoksa intikam uğruna başkasının hayatını da mı yakardınız?