Bir Evde İki Kadın: Dualarla Ayakta Kaldığım Evlilik Savaşı

“Burası benim evim, Hatice Hanım. Lütfen biraz saygı gösterin!” diye bağırdığımı hatırlıyorum. O an, mutfağın ortasında, ellerim titreyerek, gözlerim dolmuştu. Murat ise kapının önünde, annesiyle benim aramda kalmış, ne yapacağını bilemez halde bakıyordu. O an, hayatımın en zor günlerinden birinin başlangıcıydı.

Murat’la on yıl önce evlendik. Herkes gibi biz de başlarda mutluyduk. Küçük bir evimiz, sade bir hayatımız vardı. Ama Murat’ın babası vefat edince, kayınvalidem Hatice Hanım yalnız kaldı. Murat, “Annem yalnız kalamaz, onu buraya alalım,” dediğinde içimde bir huzursuzluk başladı. Ama sesimi çıkaramadım. Çünkü Murat’ın gözlerinde annesine duyduğu sevgiyi ve sorumluluğu görebiliyordum.

İlk günler sessizce geçti. Hatice Hanım, kendi halinde gibi görünüyordu ama evin düzenine karışmaya başlaması uzun sürmedi. Sabahları kahvaltı masasını kurarken, “Kızım, peynir böyle mi dizilir?” diye sitem ediyordu. Akşam yemeklerinde ise Murat’a dönüp, “Oğlum, sen eskiden böyle yemekleri çok severdin, şimdi neden değiştin?” diyordu. Her lafı, her bakışı bana bir ok gibi saplanıyordu.

Bir gece Murat’la yatak odasında tartıştık. “Murat, ben bu evde artık kendimi yabancı gibi hissediyorum,” dedim. O ise başını yastığa gömdü: “Ne yapabilirim? Annemi sokağa mı atayım?”

O an anladım ki, bu savaşta yalnızdım. Annemle konuşmak istedim ama o da “Evlat borcu ağırdır kızım, sabret,” dedi. Arkadaşlarım ise “Kayınvalideyle yaşamak kolay mı sandın?” diye dalga geçti. Kimse beni anlamıyordu.

Geceleri uyuyamaz oldum. Gözlerim tavanda, içimde bir öfke ve çaresizlik… Bir gece sabaha karşı kalktım, abdest aldım ve seccadeye oturdum. Ellerimi açıp ağlayarak dua ettim: “Allah’ım, bana sabır ver. Bu yükü tek başıma taşıyamıyorum.” O an içimde bir huzur hissettim. Sanki biri omzuma dokundu ve “Yalnız değilsin,” dedi.

Ertesi gün Hatice Hanım yine mutfağa girdi. “Kızım, çayı demlemeyi bilmiyorsun galiba,” dediğinde derin bir nefes aldım ve sadece gülümsedim. İçimden dua etmeye devam ettim: “Allah’ım, bana dilimi tutmayı öğret.”

Ama her şey dua ile çözülmüyordu. Bir gün oğlum Emir’in okul toplantısı vardı. Hazırlanırken Hatice Hanım yine başladı: “Senin yerinde olsam o çocuğu yalnız bırakmazdım.” Artık dayanamadım: “Ben de annesiyim Emir’in! Lütfen karışmayın!” dedim ve ağlayarak odama kapandım.

Murat akşam eve geldiğinde surat asıktı. “Annem üzülmüş,” dedi. “Ben de üzülüyorum Murat! Bu evde kimse beni anlamıyor!” diye bağırdım. O gece ilk defa Murat’la birbirimize sırtımızı dönerek uyuduk.

Günler geçtikçe evdeki hava daha da ağırlaştı. Emir bile huzursuzdu; odasına kapanıyor, bizim tartışmalarımızdan kaçıyordu. Bir akşam Emir yanıma geldi: “Anne, neden hep üzgünsün?” O an içim parçalandı. Çocuğumun gözlerinde kendi acımı gördüm.

O gece yine dua ettim: “Allah’ım, ailemi koru. Bize huzur ver.” Ertesi sabah Hatice Hanım’la kahvaltıda yalnız kaldık. Sessizlik içinde çaylarımızı içerken birden bana döndü: “Kızım, ben de kolay alışamıyorum buraya. Oğlumu kaybetmekten korkuyorum.”

İlk defa onun da acısını gördüm. Gözlerim doldu: “Ben de oğlumu kaybetmekten korkuyorum Hatice Hanım.” İkimiz de sustuk. O an aramızda görünmez bir köprü kuruldu sanki.

O günden sonra birbirimize daha anlayışlı davranmaya başladık ama sorunlar bitmedi tabii ki. Bazen yine tartıştık, bazen sessizce ağladık ama artık dua etmeyi bırakmadım. Her seferinde Allah’a sığındım.

Bir gün Murat işten eve erken geldi ve beni mutfakta ağlarken buldu. Yanıma oturdu: “Seni böyle görmek istemiyorum,” dedi. “Ben de bu yükün altından kalkamıyorum Murat,” dedim gözyaşları içinde.

O gece uzun uzun konuştuk. Murat ilk defa annesiyle de konuştuğunu söyledi: “Annem de zorlanıyormış burada.” Sonunda bir karar verdik; Hatice Hanım’a yakın bir apartmanda küçük bir daire tuttuk ama her gün onu ziyaret ettik.

Şimdi bazen düşünüyorum; acaba başka türlü davranabilir miydim? Ya da Murat daha önce annesiyle konuşsa işler daha kolay olur muydu? Ama bildiğim tek şey var; dua etmeseydim, inancımı kaybetseydim belki de ailem dağılırdı.

Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Aileniz için nerede sınır çizerdiniz?