Kocam Ailemle Sebepsizce Kavga Etti: Şimdi Onları Görmek Bile İstemiyor
“Senin annen bir daha bu eve adım atarsa, ben yokum!” Engin’in sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an ellerimdeki çay tepsisi titredi, bardaklardan biri yere düştü. Annem salonda, gözleri dolu dolu bana bakıyordu. Babam ise sessizce pencereden dışarıya bakıyordu, sanki orada bir çıkış yolu arıyordu.
Üç yıl önce, büyük umutlarla evlendik Engin’le. Herkesin dilinde “çok yakışıyorsunuz” vardı. Düğünümüz kalabalıktı, annemler kredi çekip salonu tuttular, her şey kusursuz olsun istediler. Benim için, kızları için… O zamanlar Engin’in içine kapanık, biraz da alıngan biri olduğunu biliyordum ama bu kadarını tahmin edemezdim. İlk zamanlar her şey güzeldi; yeni evimizde, krediyle aldığımız o küçük ama sıcak dairede hayaller kuruyorduk. Annemler sık sık gelir, babam elinde poşetlerle kapıda belirirdi. Annem mutfağa girer, “Kızım sen yorulma, ben yaparım” derdi. Engin bazen bundan rahatsız olurdu ama sesini çıkarmazdı.
Bir gün, annem yine geldiğinde Engin işten yorgun dönmüştü. Annem ona “Oğlum, biraz dinlen istersen, ben çayı koydum” dedi. Engin’in yüzü asıldı, ama o an anlamadım. Sonra akşam yemeğinde laf lafı açtı; annem “Kızımın yemekleri çok güzel olmuş ama biraz tuzu fazla kaçmış” dedi gülerek. Engin birden kaşığını bıraktı, “Demek ki damak tadımız farklı” dedi ve sofradan kalktı. O gece ilk defa kavga ettik. “Senin ailen bana saygı duymuyor!” dedi bana. Ben ise annemin kötü bir niyeti olmadığını anlatmaya çalıştım.
O günden sonra Engin’in tavrı değişti. Annemler aradığında “Bugün gelmeseniz iyi olur” dememi istedi. Ben arada kaldım. Bir yanda beni büyüten ailem, bir yanda hayatımı paylaştığım adam… Her seferinde bir bahane buldum; “Evde işler var”, “Engin hasta”, “Ben yorgunum”… Annem anlamıştı ama üstüme gelmedi. Babam ise daha da içine kapandı.
Bir gün, bayram sabahı… Annemler ellerinde baklava tepsisiyle kapıya geldiler. Ben sevinçle karşıladım ama Engin’in yüzü yine asıktı. Annem “Bayramınız kutlu olsun çocuklar” dediğinde Engin sadece başını salladı. Sofrada herkes sessizdi. Babam çayını karıştırırken, annem göz ucuyla bana bakıyordu. Engin birden kalktı, “Benim işim var” diyerek odasına çekildi. Annem arkamdan fısıldadı: “Kızım, bir sorun mu var?” O an gözlerim doldu ama hiçbir şey diyemedim.
O bayramdan sonra Engin daha da sertleşti. Bir akşam eve geldiğimde kapının önünde annemi gördüm; elinde poşetlerle bekliyordu. “Kızım, Engin beni içeri almak istemedi…” dedi sessizce. O an içimde bir şeyler koptu. Eve girdim, Engin’e bağırdım: “Bu yaptığın nedir? Annem sana ne yaptı?” O ise öfkeyle bağırdı: “Sen anlamıyorsun! Onlar hep beni küçümsüyorlar! Bu evde onların sözü geçmeyecek!”
O günden sonra ailemle arama mesafe koymak zorunda kaldım. Annem aradığında sesim titriyordu; babam ise artık hiç konuşmuyordu telefonda. Kardeşim Zeynep ise bana kızıyordu: “Ablacığım, sen nasıl izin verirsin buna? Biz senin aileniz!”
Evde ise her şey yolundaymış gibi davranmaya çalıştık Engin’le. Ama geceleri gözyaşlarımı yastığıma akıttım. Bir gün işten eve dönerken annemi parkta otururken gördüm; yanına gittim, sarıldım. Annem saçımı okşadı: “Kızım, biz seni üzmek istemeyiz. Ama unutma, insanın ailesi her şeyidir.”
Bir gece Engin’le tekrar tartıştık. Ona yalvardım: “Lütfen, annemleri eve alalım. Onlar kötü insanlar değil.” O ise duvar gibi sertti: “Ben istemiyorum! Onlar gelirse ben giderim!”
Artık iki ateş arasında kaldım. Bir yanda çocukluğumun sıcaklığı, annemin kokusu… Diğer yanda evliliğim, hayallerim… Her gece kendime soruyorum: Hangi tarafı seçmeliyim? Bir kadının eşiyle ailesi arasında kalması ne kadar adil? Siz olsanız ne yapardınız?