Bir Anneye Sığmayan Yalnızlık: Bir Ev, Bir Oğul, Bir Huzurevi

“Anne, bak bu iş böyle gitmez. Huzurevi şart. Evi de üstüme alırsam işler kolaylaşır.”

Oğlumun mutfakta telefonda fısıldayarak konuştuğunu duydum o sabah. Uyandığımda, çay suyunu koymak için mutfağa yönelmiştim. Kapının aralığından gelen cümleler, içime bir hançer gibi saplandı. Yıllardır bu evde, bu duvarların arasında oğlum Serkan’ı büyüttüm; şimdi ise kendi evimde fazlalık olduğumu öğreniyordum.

Kendimi hemen belli etmedim. Sanki hiçbir şey duymamış gibi çaydanlığı ocağa koydum, ama ellerim titriyordu. Serkan telefonu kapatınca bana döndü, yüzünde alışık olduğum o gülümseme yoktu. “Anne, iyi misin?” dedi. Gözlerinin içine bakamadım. “İyiyim oğlum,” dedim, ama sesim titrek çıktı.

O gün boyunca kafamın içinde o cümle yankılandı: “Huzurevi şart.” Benim için mi şarttı, yoksa onun hayatı için mi? Akşam olunca, Serkan işten döndü. Sofrayı hazırlarken içimdeki fırtına büyüdü. Dayanamadım, “Serkan, bugün telefonda ne konuşuyordun?” diye sordum.

Bir an durdu, sonra gözlerini kaçırarak, “Hiç anne, işten bir arkadaşımla konuşuyordum,” dedi. Yalan söylediğini anladım. Yıllardır annesiyim, sesindeki tedirginliği hemen fark ettim.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken çocukluğuna gittim; ilk adımlarını attığı günü, ateşler içinde yattığında başında sabahladığım geceleri düşündüm. Şimdi ise oğlumun beni bir yük gibi gördüğünü hissetmek… Bu acıyı anlatacak kelime bulamıyorum.

Ertesi gün kızım Elif’i aradım. “Kızım, Serkan’ın aklında bir şeyler var galiba,” dedim. Elif önce anlamadı, sonra sesimden bir şeylerin ters gittiğini anladı. “Anne, ne oldu? Bir şey mi söyledi?” diye sordu endişeyle.

Dayanamadım, her şeyi anlattım. Elif’in sesi titredi: “Anne, sakın hiçbir şeye imza atma! Ben hemen geliyorum.”

O akşam Elif eve geldiğinde Serkan da oradaydı. Sofrada sessizlik vardı. Elif birden patladı: “Serkan, annemi huzurevine mi göndereceksin? Evi de üstüne mi alacaksın?”

Serkan bir anda öfkelendi: “Elif, sen karışma! Anne yaşlandı artık, bakamıyoruz. Hem evi üstüme alırsam işler kolaylaşacak.”

Elif’in gözleri doldu: “Sen nasıl böyle düşünürsün? Annemiz bizim yükümüz değil!”

Ben ise iki çocuğumun arasında kalakaldım. Oğlumun gözlerinde bencilliği, kızımın gözlerinde ise çaresiz sevgiyi gördüm.

O geceden sonra evdeki hava değişti. Serkan bana soğuk davranmaya başladı; sabahları selam vermeden çıkıyor, akşamları geç geliyordu. Elif ise her fırsatta arıyor, “Anne sakın kimseye vekalet verme,” diye tembihliyordu.

Bir gün Serkan eve bir avukatla geldi. “Anne, bak bu belgeleri imzala; senin için daha iyi olacak,” dedi. Ellerim titredi; avukat gözlüğünün üzerinden bana baktı: “Hanımefendi, oğlunuz sizin adınıza işleri halledecek.”

O an içimde bir isyan yükseldi: “Ben ölmedim ki! Hâlâ aklım başımda!” dedim yüksek sesle.

Serkan yüzünü buruşturdu: “Anne, inat etme! Herkes böyle yapıyor.”

Gözlerim doldu: “Ben herkes değilim Serkan! Ben senin annenim!”

Avukat mahcup bir şekilde belgeleri topladı ve çıktı. Serkan ise bana öfkeyle baktı: “Sen bilirsin anne!”

O günden sonra Serkan’la aramızdaki bağ koptu sanki. Evde birbirimize yabancı olduk. Elif ise daha çok ilgilenmeye başladı; alışverişimi yaptı, hastaneye götürdü.

Bir gün komşum Ayşe Hanım uğradı. Ona da anlattım olanları. “Ayşe abla, ben ne yapacağım?” dedim gözyaşları içinde.

Ayşe Hanım elimi tuttu: “Sakın kimseye imza atma kızım! Hakkını koru. Gerekirse mahkemeye git.”

Ama ben mahkemelerden korkuyorum; yıllarca çocuklarım için çalıştım, şimdi onlarla mahkemelik mi olacağım? İçimde bir utanç var; sanki kötü bir anneymişim gibi hissediyorum.

Geceleri dua ediyorum: “Allah’ım bana sabır ver.” Ama sabır da bir yere kadar…

Bir sabah Serkan yine geldi; bu kez yanında bir huzurevi broşürü vardı. “Anne bak burası çok güzelmiş; bahçesi varmış, arkadaşların olur,” dedi.

Broşüre baktım; gülen yaşlı kadınlar, yemyeşil bahçeler… Ama ben kendi evimin duvarlarını istiyorum; oğlumun çocukluğunun geçtiği odaları…

“Serkan,” dedim sessizce, “Ben burada kalmak istiyorum.”

Serkan başını salladı: “Sen bilirsin anne.”

O günden sonra Serkan’ı daha az görmeye başladım. Elif ise her zamanki gibi yanımdaydı.

Şimdi bazen pencereden dışarı bakıyorum; sokakta oynayan çocukları izliyorum. Kendi çocukluğumu hatırlıyorum; annemin bana sarıldığı günleri… O zamanlar aile olmak ne demekti? Şimdi ne oldu da anneler çocuklarına yük oldu?

Bazen düşünüyorum: Bir anne ne zaman evladına yük olur? Ya da evlatlar ne zaman annelerini unutmaya başlar? Sizce bir anne kendi evinde huzur bulamazsa nerede bulur?