Bir Yıl Önce Anneme Karşı Geldim: Şimdi Hayatımın En Büyük Bedelini Ödüyorum

“Senin hayallerin benim hayatımı mahvediyor anne!” diye bağırdım, ellerim titriyordu. Annem ise gözlerimin içine bakıp, “Ben senin iyiliğini istiyorum Elif!” dedi. O an mutfakta bir sessizlik oldu; sadece çaydanlığın fokurtusu duyuluyordu. Babam odasında televizyonun sesini açtı, ablam ise odasına kapanmıştı. O an, hayatımın en büyük kararını verdiğimi hissettim: Evden gidecektim.

O gece valizimi hazırladım. Annem ağladı, “Kızım, nereye gideceksin? Bu şehirde tek başına ne yapacaksın?” dedi. Ama ben kararlıydım. Üniversiteyi başka bir şehirde okumak istiyordum, ama onlar beni burada, Eskişehir’de tutmak istiyordu. “Benim de hayallerim var!” dedim. Annem bana sarılmaya çalıştı, ama ben geri çekildim. Kapıyı çarpıp çıktım.

İlk başta özgürlük sarhoşluğu yaşadım. Ankara’da bir öğrenci evinde kalmaya başladım. Ev arkadaşlarım, Zeynep ve Derya, bana hemen kucak açtılar. Akşamları birlikte makarna yapıyor, sabahlara kadar dertleşiyorduk. İlk defa kimse bana ne yapmam gerektiğini söylemiyordu. Ama zaman geçtikçe, yalnızlık içimi kemirmeye başladı. Annemin sabah kahvaltısındaki simitleri, babamın pazar sabahı yaptığı yumurtalı ekmekler… Hepsi birer anıya dönüştü.

Bir gün telefonum çaldı. Annem arıyordu. Açmadım. Sonra mesaj attı: “Kızım iyi misin? Sadece sesini duymak istiyorum.” O mesajı defalarca okudum ama cevap vermedim. İçimde bir öfke vardı; sanki annemin sevgisi beni boğuyordu. Ama geceleri yastığa başımı koyduğumda, onun sesini duymak için can atıyordum.

Okulda da işler istediğim gibi gitmedi. Mimarlık bölümünü seçmiştim çünkü çocukluğumdan beri çizim yapmayı seviyordum. Ama dersler çok zordu, hocalar acımasızdı. Bir gün stüdyoda hocam bana, “Elif, bu projede hiç ruh yok,” dediğinde gözlerim doldu. O an annemin bana sarılıp “Sen her şeyi başarabilirsin,” deyişini hatırladım.

Bir akşam Zeynep’le kavga ettik. Evde bulaşıklar birikmişti, kimse yıkamıyordu. “Herkes kendi işini yapsın!” diye bağırdım. Zeynep de bana, “Senin annen yok mu? Hep annen mi toplardı arkandan?” dedi. O an sustum. Annemin bana ne kadar emek verdiğini ilk kez o kadar net hissettim ki…

Aylar geçti. Annemle hiç konuşmadım. Babam arada bir mesaj atıyordu: “Annen seni çok özledi.” Ama ben gururumdan dönemedim. Bir gün okuldan dönerken caddede anneme benzeyen bir kadını gördüm; kalbim sıkıştı. Eve gidip ağladım.

Sonra bir gün hastaneden aradılar. “Elif Hanım, anneniz rahatsızlandı.” O an dünya başıma yıkıldı. Hemen otobüse atlayıp Eskişehir’e döndüm. Hastanede annemi gördüğümde gözleri doluydu: “Kızım… Ben sadece senin mutlu olmanı istedim.” Ellerini tuttum, “Anne… Ben de seni çok özledim,” dedim.

O günden sonra hayatım değişti. Annem iyileşti ama aramızdaki mesafe kolay kolay kapanmadı. Yine de her hafta telefonla konuşmaya başladık. Ankara’ya döndüğümde artık kendimi daha güçlü hissediyordum ama içimde hep bir pişmanlık vardı: Keşke annemi daha önce affedebilseydim.

Şimdi mezun oldum, kendi ayaklarım üzerinde duruyorum ama ailemin desteği olmadan hiçbir şeyin tadı yokmuş, bunu anladım. Özgürlük güzel ama insan bazen en çok kaçtığı yere dönmek istiyor.

Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Bir yıl önceki Elif’e ne söylerdim? Hayallerimiz için ailemizi kırmaya değer mi? Siz olsanız ne yapardınız?