Gelin Kaynana Arasında Sıkışmış Bir Hayat: Sessiz Çığlıklarım
“Yeter artık Sevil abla! Bu evde nefes alamıyorum!” diye bağırdığımda, mutfakta çay karıştıran kayınvalidemin eli titredi, çay kaşığı fincana çarpıp tiz bir ses çıkardı. Eşim Murat, televizyonun sesini kısmadan bana baktı; gözlerinde hem şaşkınlık hem de korku vardı. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim öfkenin, kırgınlığın ve çaresizliğin tek bir cümlede patladığını hissettim.
Hayatımın en zor dönemini yaşıyordum. Dört yıl önce Murat’la evlendiğimde, hayalini kurduğum huzurlu yuvanın bu kadar kısa sürede cehenneme döneceğini asla tahmin etmezdim. Oysa başlarda her şey güzeldi. Kayınvalidemle aramızda mesafe vardı ama saygı çerçevesinde ilerliyordu. Ta ki Murat’ın ablası Sevil, boşanıp iki çocuğuyla bizim eve taşınana kadar.
Sevil abla, ilk günden itibaren bana karşı mesafeli ve küçümseyici davrandı. “Senin yemeklerin biraz tuzsuz oluyor, annem gibi yapamıyorsun tabii,” dediğinde gülümsemeye çalıştım. “Çocuklarım için biraz daha özenli olsan?” dediğinde içimden ağlamak geldi ama sustum. Çünkü Murat, “Abla zor zaman geçiriyor, idare et,” diyordu. Kayınvalidem ise her fırsatta Sevil’i haklı çıkarıyor, bana ise “Sen gençsin, sabretmeyi öğren,” diyordu.
Bir sabah Sevil’in kızı Elif, odama girip makyaj malzemelerimi karıştırmıştı. “Anneciğim, Zeynep yengemin rujunu sürdüm!” diye bağırınca Sevil abla koşarak geldi ve bana dönüp “Çocuklara sahip çıkamıyorsun!” diye bağırdı. O an gözlerim doldu ama yine sustum. Çünkü bu evde kimse benim duygularımı önemsemiyordu.
Her akşam yemek masasında Sevil’in laf sokmaları, kayınvalidemin sessiz onayı ve Murat’ın ilgisizliği arasında eziliyordum. Bir gün annemi aradım, “Anne dayanamıyorum,” dedim. Annem ise “Kızım, evlilik sabır işi, herkesin evi böyle,” dedi. O an anladım ki bu ülkede kadınların yükü hep ağırdı ve kimse onların çığlığını duymuyordu.
Bir gece Sevil abla yine çocuklarını bana bırakıp dışarı çıktı. Gece yarısı döndü; çocuklar ağlamış, ben ise perişan haldeydim. Murat’a “Buna bir çözüm bul,” dedim. O ise “Ablam zor durumda, biraz daha sabret,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu.
Ertesi sabah mutfakta kahvaltı hazırlarken Sevil abla geldi ve “Senin yüzünden çocuklarım huzursuz!” dedi. Kayınvalidem ise “Zeynep, biraz daha anlayışlı ol kızım,” diye ekledi. İşte o anda kendimi kaybettim ve bağırdım: “Yeter! Ben bu evde hizmetçi değilim! Herkesin yükünü taşımak zorunda değilim!”
O an evde bir sessizlik oldu. Murat ilk defa bana dönüp “Ne diyorsun Zeynep?” dedi. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. “Ben de insanım Murat! Benim de duygularım var! Herkesin derdini ben mi çözeceğim? Senin ablan bana hakaret ediyor, annen beni yok sayıyor, sen ise sadece susuyorsun!”
Sevil abla yüzüme küçümseyerek baktı: “Sen bu aileye yakışmıyorsun zaten.”
O cümle içime hançer gibi saplandı. “Ben bu aileye yakışmıyorsam neden her iş bana yaptırılıyor? Neden herkesin yükü benim omuzlarımda?” dedim titreyen sesimle.
Kayınvalidem ilk defa bana bakıp sustu. Murat ise başını öne eğdi. O an anladım ki yıllardır susmamın bedelini ben ödüyordum; onlar ise alışmışlardı benim sessizliğime.
O gece odama kapanıp saatlerce ağladım. Annemi tekrar aradım; bu kez ona da kızgındım: “Anne, neden hep susmamı öğütledin? Neden kimse bana hak ettiğim değeri göstermiyor?” Annem de ağladı telefonda: “Kızım, biz de böyle büyüdük… Ama belki sen değiştirirsin.”
Ertesi gün Murat yanıma geldi; ilk defa gözlerinde pişmanlık vardı. “Haklısın Zeynep… Ben seni koruyamadım,” dedi. Ama artık çok geçti; içimdeki yara büyümüştü.
Sevil abla birkaç hafta sonra kendi evine çıktı ama aramızdaki soğukluk hiç geçmedi. Kayınvalidem bana daha mesafeli davrandı; Murat ise suçluluk duygusuyla bana yaklaşmaya çalıştı ama ben eski ben değildim artık.
Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: Kadınlar neden hep susmak zorunda kalıyor? Bir ailede huzur için neden hep birileri kendinden vazgeçiyor? Siz hiç kendi sessizliğinizde boğulduğunuzu hissettiniz mi?