Bugün O Kapıyı Kapattım: Kendi Evimde Misafir Olmak

“Anne, yine mi aynı konu? Kaç kere söyledik, bu ev artık bizim de evimiz!” diye bağırdı oğlum Emre, gözlerinde öfke ve kırgınlık birbirine karışmıştı. Gelinim Derya ise mutfakta ellerini ovuşturuyor, gözlerini kaçırıyordu. O an, içimde yıllardır biriken o sessiz çığlık, boğazıma düğümlendi. Yutkundum, ama bu kez susmadım.

“Yeter!” dedim, sesim titriyordu ama kararlıydı. “Yeter artık! Bu evde yıllardır misafir gibi yaşıyorum. Kendi mutfağımda çay koymaya çekinir oldum. Her sabah sizin için kahvaltı hazırladım, akşamları sofrayı topladım. Ama bir gün bile bana ‘Anne, yoruldun mu?’ diye sormadınız.”

Emre’nin yüzü kıpkırmızı oldu. “Anne, biz de çalışıyoruz! Senin de elin ayağın tutuyor. Neden bu kadar büyütüyorsun?”

Derya araya girdi: “Ne olur tartışmayın. Ben zaten bugün iş görüşmesine gidecektim. Akşam geç geleceğim.”

O an anladım ki, yıllardır kendi evimde bana ait bir köşe bile bırakmamışlardı. Misafir odasını Derya’nın çalışma odası yaptılar, balkonumu Emre’nin sigara köşesine çevirdiler. Ben ise salonda televizyonun karşısında sessizce oturup onların hayatına karışmamaya çalıştım.

Ama içimde birikenler artık taşmıştı. “Bakın çocuklar,” dedim, “Ben size yıllarca kol kanat gerdim. Emre, senin için gece gündüz çalıştım, Derya’yı kızım bildim. Ama bu evde artık nefes alamıyorum. Sanki kendi hayatım yokmuş gibi hissediyorum.”

Emre başını öne eğdi. “Anne, ne yapmamızı istiyorsun?”

İşte o an, yıllardır ilk kez kendimi düşündüm. “Gitmenizi istiyorum,” dedim. “Bir süre kendi başıma kalmak istiyorum. Bu ev benim yuvam ve ben burada yeniden nefes almak istiyorum.”

Derya gözyaşlarını tutamadı. “Bizi istemiyor musun?”

“Hayır kızım, sizi sevmiyor değilim. Ama kendimi de sevmem gerektiğini yeni anladım.”

O an evde bir sessizlik oldu. Sadece duvardaki saatin tik takları duyuluyordu. Emre ceketini aldı, Derya ise sessizce odalarına geçti ve birkaç parça eşyasını topladı.

“Anne, belki de haklısın,” dedi Emre kapıdan çıkarken. “Ama biz nereye gideceğiz?”

“Bilmiyorum oğlum,” dedim gözlerim dolu dolu. “Ama ben de bilmiyorum yıllardır nereye gittiğimi.”

Kapı kapandıktan sonra ilk kez derin bir nefes aldım. Evin içinde yankılanan sessizlik bana huzur gibi geldi. Mutfağa girdim, kendime bir fincan çay koydum ve camdan dışarı baktım. Yıllardır ilk kez çayımı sıcak içtim.

Geçmişe gittim bir anda… Emre’yi kucağımda ilk tuttuğum günü hatırladım. O zamanlar her şey onun mutluluğu içindi; kendi isteklerimi hep erteledim. Sonra Derya geldi hayatımıza; ona da annelik yaptım, kendi kızım gibi sevdim. Ama zamanla onlar büyüdü, ben küçüldüm sanki bu evde.

Komşum Şengül abla hep derdi: “Kızım, kendini bu kadar harcama. Gençler kendi yolunu bulsun.” Ben ise ‘Onlar benim canım, ben olmazsam ne yaparlar?’ diye düşünürdüm.

Ama şimdi anlıyorum ki, insan kendini unutursa kimse hatırlamıyor.

Telefonum çaldı; arayan kız kardeşim Ayşe’ydi.

“Ablacığım, iyi misin? Emre aradı, çok üzgünmüş.”

“İyiyim Ayşe,” dedim hafifçe gülümseyerek. “İlk defa iyiyim galiba.”

Ayşe sustu bir süre, sonra fısıldadı: “Senin de hakkın var abla… Biraz da kendini düşün.”

O gece yalnız uyudum ama ilk kez huzurluydum. Sabah kalkınca perdeleri sonuna kadar açtım; güneş odamı doldurdu. Kahvaltımı hazırladım, gazetemi okudum ve kimseye hesap vermeden evimin içinde dolaştım.

Ama içimde bir burukluk da vardı elbette… Anne yüreği işte; Emre’nin ve Derya’nın ne yapacağını düşünmeden edemiyordum.

İki gün sonra kapı çaldı. Açtığımda karşımda Emre’yi gördüm; yanında Derya da vardı.

“Anne,” dedi Emre utangaç bir sesle, “Sana yük olduğumuzu hiç düşünmemiştik… Belki de gerçekten bencil davrandık.”

Derya gözleri dolu dolu bana sarıldı: “Sen olmadan ev gibi olmuyor burası…”

Onlara sarıldım ama bu kez sınırlarımı çizerek: “Sizi seviyorum ama önce kendimi de seveceğim artık. Herkes kendi sorumluluğunu bilmeli.”

Emre başını salladı: “Haklısın anne… Biz de kendi yuvamızı kuracağız.”

O an gözlerimden yaşlar süzüldü ama bu kez mutluluktan… Çünkü ilk defa hem anneydim hem de kendim olabildim.

Şimdi soruyorum size: Siz hiç kendi evinizde misafir gibi hissettiniz mi? Ya da bir gün ‘hayır’ demek için cesaret bulabildiniz mi?