Oğlumun Mesajı: Torunumun Doğum Gününe Davet Edilmemek
“Anne, bu sene doğum gününe gelmesen daha iyi olur. Biliyorsun, bazen ortam geriliyor. Lütfen anlayış göster.”
Oğlumun mesajı ekranda yanıp sönerken, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Yıllardır her doğum gününde olduğu gibi, bu sene de torunum Arda’nın pastasını birlikte üfleyemeyecektim. Oysa haftalardır hangi pastayı yapsam diye düşünmüş, Arda’nın en sevdiği oyuncak arabayı almak için emekli maaşımdan kenara para koymuştum. Şimdi ise, oğlumun birkaç satırlık mesajı bütün hazırlıklarımı, umutlarımı ve özlemimi bir anda silip süpürmüştü.
Telefonu masaya bıraktım. Gözlerim doldu. “Neden?” dedim kendi kendime. “Ne yaptım da oğlum bana böyle davranıyor?”
Birden geçmişe gittim. Oğlum Barış’ı tek başıma büyütmüştüm. Eşim, Barış daha beş yaşındayken bizi terk etmişti. O günden sonra hayatımın tek amacı oğluma iyi bir gelecek sunmak olmuştu. Onun için geceleri dikiş dikmiş, gündüzleri temizliklere gitmiştim. Barış üniversiteyi kazandığında, gururdan ağlamıştım. Şimdi ise, kendi oğlum bana kapılarını kapatıyordu.
Bir hafta önce Barış’la telefonda konuşurken, gelinim Elif’in arka planda homurdanarak “Yine mi annen arıyor?” dediğini duymuştum. O an içime bir kurt düşmüştü ama yine de doğum günü için umutluydum. Her sene olduğu gibi, bu sene de Arda’nın doğum gününde ailece bir araya geliriz sanmıştım.
Geçen yılki doğum gününü hatırladım. Elif’in annesiyle birlikte mutfakta pastayı süslerken ben salonda Arda’yla oynuyordum. Elif’in bana soğuk davranışlarını herkes fark etmişti ama kimse bir şey dememişti. O gün Elif’in annesiyle fısıldaşmalarını görmüştüm: “Senin annen çok konuşuyor, çocukları sıkıyor,” demişti Elif annesine. O an içimde bir burukluk hissetmiştim ama belli etmemiştim.
Şimdi ise oğlumun bana attığı mesajda “Bazen ortam geriliyor” demesi, aslında Elif’in isteğiyle dışlandığımı anlamamı sağladı. Ama Barış neden arkamda durmuyordu? Neden annesini korumuyordu?
O gece uyuyamadım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. Sabah olunca, elimde olmadan Barış’ı aradım. Telefonu açtı ama sesi soğuktu:
“Anne, lütfen anlamaya çalış. Elif çok yoruluyor, misafir olunca daha da stres oluyor. Arda da büyüdü artık, kendi arkadaşlarıyla kutlamak istiyor.”
“Barış,” dedim titreyen bir sesle, “Ben sadece torunumu görmek istiyorum. Onun doğum gününde yanında olmak istiyorum. Senin annenim ben.”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Barış derin bir nefes aldı:
“Anne, lütfen… Bu seferlik böyle olsun. Sonra görüşürüz.”
Telefon kapandıktan sonra evdeki sessizlik daha da ağırlaştı. Duvarlarda Arda’nın küçüklüğünden kalma fotoğraflar vardı; ilk adımlarını attığı gün, parkta salıncakta sallandığı an… O an anladım ki, artık o fotoğraflar geçmişte kalmıştı.
Komşum Ayşe Hanım’a uğradım. Kapıyı açar açmaz gözlerim dolduğunu görünce hemen içeri aldı:
“Ne oldu Hatice abla? Yine mi oğlunla tartıştınız?”
Başımı salladım:
“Bu sefer tartışmadık Ayşe… Beni davet etmediler bile.”
Ayşe Hanım sarıldı bana:
“Sen elinden geleni yaptın ablacığım. Gelinler bazen böyle oluyor işte… Benim kız da bana aynılarını yapıyor.”
Ama içimdeki acı dinmedi. Akşam olunca torunumun hediyesini elime aldım, kutunun üstüne dokundum. “Belki de bırakmalıyım,” dedim kendi kendime. “Belki de artık onların hayatında yerim yok.”
Ama ertesi gün dayanamadım ve Barış’ın evinin önüne kadar gittim. Kapının önünde durup içeriden gelen kahkahaları dinledim. Arda’nın sesi geliyordu: “Anneanne pasta nerede?”
O an gözyaşlarımı tutamadım ve kapıyı çalmadan geri döndüm.
Eve döndüğümde kendimi koltuğa attım ve uzun uzun düşündüm: Nerede yanlış yaptım? Çok mu karıştım? Çok mu sevdim? Yoksa sadece fazlalık mı oldum?
O gece uyuyamadım yine. Sabah olduğunda telefonuma bir fotoğraf geldi: Arda ve arkadaşları pastanın başında gülüyorlardı. Altında sadece iki kelime vardı: “İyi ki doğdun!”
O an anladım ki artık ailemin dışında kalmıştım.
Şimdi size soruyorum: Bir anne ne zaman fazlalık olur? Sevgi gerçekten de bazen fazla mı gelir? Yoksa aile olmak sadece özel günlerde hatırlanmak mıdır?