O Akşam Sofrada Kopan Fırtına: Ailemdeki Sessiz Çığlıklar
“Senin gibi birinin bu sofrada ne işi var?” diye bağırdım, sesim titreyerek. Annem gözlerini kaçırdı, babam ise sandalyesinde öne eğildi, elleriyle masanın kenarını sımsıkı kavradı. O an, abim Murat’ın gözlerinde hem öfkeyi hem de çaresizliği gördüm. Soframızda bir yabancı vardı: Serkan. Abimin çocukluk arkadaşı, ama benim için hep bir huzursuzluk kaynağı olmuştu. O akşam, Murat’ın evinde toplanmıştık; annem, babam, ben ve Murat. Yıllardır ilk defa tam kadro bir araya gelmiştik. Annem, “Kızım, biraz daha pilav al,” diye tabağıma uzanırken kapı çaldı. Murat, “Bir misafirimiz daha var,” dedi ve Serkan’ı içeri aldı.
Serkan’ın gelişiyle birlikte sofradaki hava bir anda değişti. Annem hafifçe gülümsedi ama gözlerinde bir tedirginlik vardı. Babam ise Serkan’a selam vermekle yetindi, yüzünde donuk bir ifade. Ben ise içten içe huzursuzdum; çünkü Serkan’ın geçmişte abimi kötü alışkanlıklara sürüklediğini biliyordum. O yıllarda Murat eve geç gelir, babamla sürekli tartışırdı. Annem ise her defasında aralarını bulmaya çalışırdı. O günlerin izleri hâlâ silinmemişti.
Serkan masaya oturur oturmaz, eski günlerden konuşmaya başladı. “Murat’la ne maceralarımız vardı be!” dedi kahkahalarla. Babamın kaşları çatıldı. Annem ise çaydanlığa yöneldi, sanki duymamış gibi davrandı. Ben ise sabırsızlanıyordum; çünkü bu adamın varlığı bile ailemdeki eski yaraları kanatıyordu.
Bir süre sonra Serkan, Murat’a dönüp “O günleri unutmadın değil mi?” dedi. Murat başını eğdi, “Unutulur mu?” diye mırıldandı. O an dayanamadım: “Unutulması gereken şeyler de var Serkan,” dedim sertçe. Masada bir sessizlik oldu. Annem tabağındaki yemeği karıştırmaya başladı, babam ise bana bakmadan “Yeter artık,” diye fısıldadı.
Serkan ise alaycı bir şekilde gülümsedi: “Ne var ki bunda? Herkes hata yapar.”
İçimde yıllardır biriktirdiğim öfke patladı: “Ama bazı hatalar sadece yapanı değil, tüm aileyi yakar!” dedim. Murat bana bakıp “Yeter!” diye bağırdı. Gözlerinde yaşlar biriktiğini gördüm. Annem ise ellerini dua eder gibi kavuşturdu.
Babam sandalyesinden kalktı, “Bu sofrada kavga istemiyorum!” dedi ama sesi titriyordu. O an annem gözyaşlarını tutamadı: “Yeter artık çocuklar! Yıllardır bu evde huzur kalmadı!”
Serkan kalkıp gitmek istedi ama Murat kolundan tuttu: “Hayır! Bu gece herkes her şeyi konuşacak!”
Bir anda yıllardır saklanan sırlar dökülmeye başladı. Annem, “Ben oğlumun o dönemlerde neler yaşadığını hiç bilmedim,” dedi ağlayarak. Babam ise başını öne eğdi: “Ben de hep sustum… Belki de konuşmalıydım.”
Murat ise gözyaşları içinde konuştu: “Ben o zamanlar kaybolmuştum… Serkan bana dost oldu sandım ama yanlış yollara sürüklendim. Sizden utandım, kendimden utandım.”
Serkan ise ilk defa ciddileşti: “Ben de hata yaptım Murat… Ama senin ailenin önünde yüzleşmek zor.”
O an fark ettim ki; yıllardır içimizde taşıdığımız acılar, konuşulmadıkça büyümüş ve bizi birbirimizden uzaklaştırmıştı. Annem bana sarıldı: “Kızım, bazen affetmek gerekir,” dedi.
Ama ben affetmeye hazır değildim. Çünkü o yıllarda annemin geceleri ağladığını, babamın sessizce balkonda sigara içtiğini, Murat’ın odasında sabahlara kadar uyumadığını hatırlıyordum.
Serkan gitmek için ayağa kalktı: “Belki de bu sofrada yerim yok,” dedi kısık sesle.
Babam ise ilk defa ona bakarak konuştu: “Hepimizin hataları var evlat… Ama önemli olan yüzleşmek.”
O gece sofrada herkes kendiyle yüzleşti. Annem eski fotoğrafları getirdi; mutlu günlerimizden kareler… Birlikte ağladık, birlikte sustuk.
Gece bittiğinde Serkan kapıdan çıkarken bana döndü: “Bazen en çok kızdıklarımız en çok sevdiklerimiz olurmuş,” dedi.
O an düşündüm: Affetmek mi daha zor, yoksa yıllarca susmak mı? Siz olsanız ne yapardınız? Gerçekten affedebilir miydiniz?