İki Büyükanne, Bir Torun: Sevgi İçin Verilen Sessiz Savaş

“Duru, hadi kızım, annen bekliyor!” Annemin sesi mutfağın kapısından yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Duru’nun gözleri dolmuştu, elinde kayınvalidemin ördüğü kırmızı atkı vardı. Annem ise elindeki poğaça tabağını masaya öyle bir bıraktı ki, tabak neredeyse çatladı.

“Bak Elif, bu çocuk daha küçük. Herkes bir ucundan çekiştiriyor, yazık değil mi?” dedi annem, gözlerini bana dikerek. O anda kayınvalidem, kapının önünde bekliyordu; yüzünde her zamanki o sabırsız ifade. “Duru’yu bu hafta ben alacağım, sözüm vardı,” diye seslendi.

İşte o an, hayatımın merkezine yerleşen bu sessiz savaşın tam ortasında olduğumu anladım. Kızım Duru, iki büyükanne arasında adeta bir halat gibi çekiştiriliyordu. Ben ise ne tarafa çekileceğimi bilemeden, her gün biraz daha eziliyordum.

Duru’nun babası Serkan’la evlendiğimde, ailemin sıcaklığına güvenmiştim. Annem, babamı kaybettikten sonra bana ve kardeşime tutunmuştu. Serkan’ın annesi Şükran Hanım ise, oğlunun evliliğini bir türlü içine sindiremeyen, her fırsatta beni yetersiz hissettiren bir kadındı. Ama Duru doğduğunda işler bambaşka bir boyuta taşındı.

İlk doğum gününde bile iki büyükanne arasında kavga çıkmıştı. Annem, “Benim torunumun ilk pastasını ben alacağım!” diye tutturmuştu. Şükran Hanım ise, “Benim gelinim pasta yapmayı bilmez mi?” diyerek ortalığı germişti. O gün Duru’nun gülüşü bile gölgelenmişti.

Zaman geçtikçe kavgalar büyüdü. Annem, Duru’yu kendi evinde daha çok tutmak için türlü oyunlar yapıyordu: “Bak kızım, annen seni bırakıp işe gidiyor, ben olmasam ne yapacaksın?” derdi. Şükran Hanım ise her fırsatta Duru’ya pahalı oyuncaklar alıp “Bunu annen alamazdı değil mi?” diye sorardı.

Bir gün Duru’nun odasında ağladığını duydum. Kapıyı araladığımda, elinde iki farklı bebek vardı; biri annemin aldığı eski bir bebek, diğeri Şükran Hanım’ın getirdiği parlak oyuncak. “Anne, hangisini seveyim? Hangisine kızmazlar?” diye sordu bana. O an içimdeki annelik duygusu isyan etti.

Serkan’la defalarca konuştuk. “Elif, annemle konuşurum,” dedi ama hiçbir şey değişmedi. Annemle yüzleşmek ise bambaşka bir acıydı. Bir akşam cesaretimi topladım:

“Anne, Duru’yu kendi savaşınıza alet etmeyin! O bir çocuk, sevgiye ihtiyacı var; rekabete değil.”

Annemin gözleri doldu. “Ben sadece torunumu seviyorum,” dedi sessizce. Ama biliyordum ki bu sevgiyle birlikte kendi yalnızlığını da Duru’ya yüklüyordu.

Şükran Hanım’a da aynı şekilde yaklaştım. “Lütfen Duru’yu bana karşı kullanmayın,” dedim. Yüzüme bakmadı bile; “Sen iyi bir anne olsaydın, Duru hep senin yanında kalmak isterdi,” dedi soğukça.

O günden sonra evimizde sessiz bir huzursuzluk başladı. Duru’nun gözleri sürekli endişeliydi. Bir gün anaokulundan dönerken bana sarıldı: “Anne, ben neden iki büyükanneyi de mutlu edemiyorum?”

O an anladım ki, bu savaşta en çok yara alan Duru’ydu. Onu korumak için kendi anneme ve kayınvalideme karşı durmalıydım.

Bir pazar günü herkesi evimize çağırdım. Masanın etrafında otururken ellerim titriyordu.

“Bugün burada toplanmamızın sebebi Duru,” dedim kararlı bir sesle. “Onu seviyorsunuz ama bu sevgiyle birlikte ona yük de veriyorsunuz. Artık bu çekişmeye son verelim.”

Annem başını öne eğdi. Şükran Hanım ise dudak büktü. Sessizlik uzadıkça kalbim sıkıştı.

“Duru’nun mutluluğu için birbirinizi kırmayın,” dedim tekrar. “Onun yanında rekabet etmeyin.”

O gün kolay geçmedi. Annem gözyaşları içinde “Ben sensiz yaşayamam Elif,” dedi. Şükran Hanım ise “Torunumdan vazgeçmem,” diye bağırdı.

Ama ben ilk defa kararlıydım.

O günden sonra kurallar koydum: Duru’yu haftada bir gün anneme, bir gün Şükran Hanım’a götürdüm; ama asla aynı gün değil ve asla birbirlerinin yanında değil.

Duru zamanla yeniden gülmeye başladı. Ama ben hâlâ geceleri uykusuz kalıyorum; acaba doğru mu yaptım? Kızımı koruyabildim mi? Yoksa onu ikiye mi böldüm?

Bazen pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Bir çocuğun sevgisi neden paylaşılmaz sanılır? Biz yetişkinler kendi yaralarımızı çocuklara yüklerken gerçekten onları seviyor muyuz?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Çocuğunuzu korumak için ailenize karşı durabilir miydiniz?