Altmışında Bir Kadının Yalnızlığı: Evlilikten Vazgeçişin Hikâyesi

“Yeter artık anne! Benim hayatım, benim kararlarım!” diye bağırdım, sesim titreyerek salonun duvarlarında yankılandı. Annem, gözlerinde hem öfke hem de kırgınlıkla bana baktı. Babam ise gazeteyi bir kenara bırakıp derin bir iç çekti. O an, altmışıncı yaş günümde, ailemin evinde, çocukluğumun geçtiği bu eski apartman dairesinde, hâlâ kendi hayatımı savunmak zorunda kalmak ne kadar acıydı.

Küçükken, annem bana hep “Bir gün iyi bir koca bulacaksın, mutlu olacaksın,” derdi. Oysa ben, evliliğin bana getirdiği mutluluğun yanında ne kadar çok acı ve yalnızlık getirdiğini çok sonra anladım. İlk evliliğimde, Mehmet’le yirmi üç yaşında tanıştım. O zamanlar aşkın her şeyi çözeceğine inanıyordum. Düğünümüz büyük bir şenlikti; komşular, akrabalar, herkes oradaydı. Annem gözyaşları içinde bana sarılırken kulağıma fısıldadı: “Sakın yuvanı bozma kızım.”

Ama hayat öyle olmuyormuş işte. Mehmet’in işsiz kaldığı günleri, borç içinde kıvrandığımız geceleri, onun hırçınlığını ve benim sessizce ağladığım sabahları kimse görmedi. Bir gün mutfakta bulaşık yıkarken Mehmet’in sesiyle irkildim: “Sen de hiçbir işe yaramıyorsun!” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca sabrettim, ailem için, çocuklarımız için… Ama sonunda boşandık. Annem bana aylarca küs kaldı. Babam ise “Kadının evi kocanın evidir,” deyip durdu.

Yıllar geçti, çocuklar büyüdü, kendi hayatlarını kurdu. Ben ise yalnızlığın ne demek olduğunu öğrendim. İlk başlarda korktum; akşamları televizyon karşısında tek başıma oturmak, pazar sabahları kahvaltıyı yalnız hazırlamak… Ama zamanla alıştım. Kendi kendime yetmeyi öğrendim. Arkadaşlarım ikinci baharlarını yaşarken ben hep geri durdum. Komşum Ayşe abla bir gün bana takıldı: “Kızım, sen de birini bulsana! Yalnızlık Allah’a mahsus.” Gülümsedim ama içim burkuldu.

Çünkü ben artık evlilikten korkuyordum. Yıllarca süren baskılar, beklentiler, kadın olmanın yükü… Herkesin gözünde bir kadın ancak bir erkeğin yanında tamdı. Oysa ben kendimi ilk kez yalnızken tamam hissediyordum. Annem hâlâ arada laf çaktırır: “Bak komşunun kızı ikinci kez evlendi, çok mutlu.” Babam ise hâlâ surat asar. Kardeşim Emine ise “Abla bak yaşlandıkça daha zor olur yalnızlık,” der durur.

Geçen hafta torunum Defne’yi parka götürdüm. Bankta otururken yanımda oturan yaşlı bir teyze bana döndü: “Kızım, yalnız mısın?” dedi. Gülümsedim: “Evet teyzeciğim.” O an gözlerim doldu; çünkü yalnızlığımı ilk kez bu kadar açıkça kabul ettim. Ama bu yalnızlık bana huzur veriyordu. Kimseye hesap vermeden yaşamak, sabahları kendi istediğim saatte uyanmak…

Bir akşam aile yemeğinde konu yine açıldı. Annem: “Kızım bak, bu yaşta insanın yanında biri olmalı,” dedi. Sustum. Kardeşim: “Abla bakarsın biriyle tanışırsın, hayatına renk gelir,” dedi. O an içimdeki öfke patladı: “Ben artık evlenmek istemiyorum! Yeter! Hayatımı başkalarının beklentilerine göre yaşamak istemiyorum!” dedim ve masadan kalktım.

O gece odama çekildim ve uzun uzun düşündüm. Gerçekten neden evlenmek istemiyordum? Korktuğum için mi? Yoksa artık kimseye güvenmediğim için mi? Belki de yıllarca üzerime yüklenen rollerden yorulmuştum. Kadın olmak; anne olmak, eş olmak, evlat olmak… Hep birilerine hizmet etmek zorundaydım sanki.

Bir sabah pencereden dışarı bakarken içimden geçenleri düşündüm: “Acaba yanlış mı yapıyorum? Toplumun benden beklediği gibi davranmadığım için mi yalnız hissediyorum?” Ama sonra Defne’nin gülüşünü hatırladım; onunla geçirdiğim vakitleri… Belki de hayatın anlamı sadece evlilikte değildi.

Bir gün eski arkadaşım Zeynep aradı: “Seni biriyle tanıştırmak istiyorum,” dedi heyecanla. Gülümsedim: “Zeynep’ciğim sağ ol ama ben artık istemiyorum,” dedim. Israr etti: “Bakarsın fikrin değişir.” Ama değişmedi.

Çünkü ben artık kendimi bulmuştum. Yalnızlığımı kabullenmiştim. Evet, bazen akşamları hüzün çöküyor; eski günleri özlüyorum. Ama artık kimsenin gölgesinde yaşamıyorum.

Şimdi altmış yaşındayım ve hayatımda ilk kez kendim için yaşıyorum. Belki toplum beni anlamıyor; belki ailem hâlâ kabullenemiyor… Ama ben huzurluyum.

Bazen düşünüyorum: Acaba yalnız kalmayı seçmek bencillik mi? Yoksa yıllarca başkaları için yaşadıktan sonra kendime verdiğim bir ödül mü? Sizce bir kadın kaç yaşında olursa olsun kendi yolunu seçme hakkına sahip değil mi?