Dördüncü Çocuğumda Yaptığım Hata: Uykusuzluğun Sessiz Çığlığı
“Yeter artık, Zeynep! Bir gece de deliksiz uyuyalım, ne olur?” diye bağırdı eşim Murat, gözleri kan çanağı gibi olmuştu. O an, mutfağın köşesinde elimde soğumuş çay bardağıyla titreyerek duruyordum. Dördüncü çocuğumuz Defne yine ağlamış, yine uyanmıştı. Oysa ben, üç çocuk büyütmüş bir anne olarak artık her şeyi biliyor olmalıydım, değil mi? Ama hayır, bu defa işler bambaşkaydı.
Defne doğduğunda, herkes bana “Sen zaten alışkınsın, kolay olur” dedi. Annem bile “Bir çocuk daha nedir ki?” diye gülüp geçti. Ama kimse bilmiyor ki, her çocuk başka bir hikaye. Defne’nin uykusu, diğerlerinden çok farklıydı. Geceleri saat başı uyanıyor, gündüzleri ise asla uzun uyumuyordu. Ben ise gün geçtikçe daha da tükeniyordum. Gözlerimin altındaki mor halkalar makyajla bile kapanmaz olmuştu.
Bir akşam, Defne’yi kucağımda sallarken içimden “Nerede yanlış yapıyorum?” diye sordum kendime. O sırada kapıdan annem girdi. “Zeynep, kızım, bırak ağlasın biraz. Hep kucağında uyutuyorsun, alışıyor çocuk,” dedi. Annemin sesiyle irkildim. “Anne, sen de biliyorsun ki Defne diğerleri gibi değil. Ne yapsam olmuyor,” dedim çaresizce.
O gece Murat’la tartıştık. “Sen de biraz ilgilensen ya! Sadece ben mi anne oldum?” dedim gözyaşları içinde. Murat ise sessizce odadan çıktı. O an kendimi çok yalnız hissettim. Sanki bu evde sadece ben vardım ve herkes bana sırtını dönmüştü.
Ertesi sabah, Defne’yi yine uyutmaya çalışırken üç yaşındaki oğlum Emir yanıma geldi. “Anne, ben de kucağına gelebilir miyim?” dedi utangaçça. O an kalbim ikiye bölündü. Bir yanda ağlayan bir bebek, diğer yanda ilgi bekleyen bir çocuk… Yetersizliğimle yüzleşmek zorunda kaldım.
Günler böyle geçerken sosyal medyada bir paylaşım gördüm: “Bebeklerin gündüz uykusu gece uykusunu etkiler.” O an beynimde bir şimşek çaktı. Hep gece uykusuna odaklanmıştım ama gündüzleri Defne’yi ya kucağımda ya da beşiğinde kısa kısa uyutuyordum. Belki de asıl hata buydu.
O gün cesaretimi topladım ve Defne’yi kendi yatağına yatırıp odadan çıktım. İlk başta ağladı, içim parçalandı ama birkaç dakika sonra sustu ve uyudu. O an gözlerim doldu; hem sevinçten hem de suçluluktan… Yıllardır yanlış yaptığımı fark etmiştim.
Akşam Murat’a anlattım: “Belki de hepimiz için daha iyi olacak,” dedim umutla. Murat başını salladı ama gözlerinde hâlâ yorgunluk vardı. Yine de bana sarıldı ve “Birlikte başaracağız,” dedi.
Ama işler hemen düzelmedi. Ertesi gün annem aradı: “Kızım, komşunun kızı da böyle yapmıştı, çocuk iyice huysuz oldu,” dedi endişeyle. İçimdeki şüpheler yeniden kabardı. Ya yanlış yapıyorsam? Ya Defne’ye zarar veriyorsam?
Bir hafta boyunca denemeye devam ettim. Her seferinde Defne biraz daha uzun uyudu. Ben ise ilk defa yıllar sonra gündüz oturup bir kahve içebildim. Emir’le oyun oynadım, büyük kızım Elif’in ödevlerine yardım ettim. Evdeki hava değişmeye başladı.
Ama bir akşam Murat eve geç geldi ve kapıdan girer girmez bağırdı: “Yine mi ağlıyor bu çocuk? Ne biçim annelik bu!” O an içimde bir şeyler koptu. “Sen hiç anlamıyorsun! Herkes bana akıl veriyor ama kimse yardım etmiyor!” diye haykırdım.
O gece sabaha kadar ağladım. Sabah annem aradı ve sesimdeki kırıklığı fark etti. “Zeynep, kızım… Belki de biraz dinlenmelisin,” dedi yumuşakça. O an annemin de aslında beni düşündüğünü anladım ama yine de yalnızdım.
Bir sabah Defne uzun uzun uyuduğunda, pencereden dışarı baktım ve kendime sordum: “Bunca yıl neden hep kendimi suçladım? Neden kimse annelerin de hata yapabileceğini kabul etmiyor?”
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendinizi yetersiz hissettiniz mi? Bir hata yaptığınızda herkesin sizi suçladığı oldu mu? Annelik sadece fedakârlık mı demek, yoksa bazen kendimizi affetmek de gerekiyor mu?