İki Arasında: Bir Annenin Oğlunu Kaybetme Korkusu

“Emre, oğlum, bir tabak daha almaz mısın? Bak, Zeynep’in elinden çıktı, senin en sevdiğin börek.”

Oğlum başını kaldırmadan, “Anne, doydum. Teşekkür ederim,” dedi. Yanında oturan eşi Zeynep ise sessizce tabağını itip gözlerini yere indirdi. O an içimde bir şeyler kırıldı; ne zaman bu kadar uzaklaştık birbirimizden? Ne zaman oğlumun gözlerinde bana karşı bir mesafe oluştu?

Ben Sevim. Elli beş yaşındayım, İstanbul’un kalabalık bir mahallesinde yaşıyorum. Hayatım boyunca oğlum Emre’yi tek başıma büyüttüm. Eşim vefat ettiğinde Emre daha on yaşındaydı. O günden beri her şeyim Emre oldu. Onun için çalıştım, onun için yaşadım. Ama şimdi, o evlendikten sonra, sanki hayatımdan yavaşça çekiliyor gibi hissediyorum.

Zeynep’le ilk tanıştığımız günü hatırlıyorum. Güzel, terbiyeli bir kızdı ama bana hep mesafeli davrandı. Belki de annesinin yerini dolduramayacağımı biliyordu. Belki de oğlumun hayatında ikinci plana düşmekten korkuyordum. Her aile yemeğinde, her bayramda bu korku içimi kemiriyordu.

Bir gün Emre işten eve geldiğinde yüzü asıktı. “Anne, Zeynep’le biraz tartıştık,” dedi. İçimde garip bir sevinç hissettim; belki de oğlumun bana ihtiyacı vardı hâlâ. “Ne oldu oğlum?” diye sordum.

“Seninle ilgili… Yani… Zeynep bazen çok karıştığını düşünüyor,” dedi utangaçça.

O an kalbimden vurulmuşa döndüm. Ben mi karışıyordum? Ben sadece oğlumun iyiliğini istiyordum. “Oğlum, ben sadece senin mutlu olmanı istiyorum. Senin için en iyisini düşündüğüm için bazen fazla konuşmuş olabilirim,” dedim.

Emre başını eğdi. “Biliyorum anne, ama bazen Zeynep kendini dışlanmış hissediyor.”

O gece uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Ben gerçekten oğlumun mutluluğu için mi uğraşıyorum, yoksa onu kaybetmekten mi korkuyorum? Sabah olduğunda kararımı verdim; biraz geri çekilecektim.

Ama bu o kadar kolay olmadı. Bir hafta sonra Zeynep’in doğum günüydü ve Emre bana haber vermeden küçük bir kutlama yapmıştı. Instagram’da paylaştıkları fotoğrafı görünce içimde kıskançlık dalgası yükseldi. Oğlumun hayatında artık bana yer yok muydu?

Bir akşam Emre eve geldiğinde dayanamadım: “Oğlum, eskisi gibi birlikte vakit geçirmiyoruz. Seninle konuşmaya bile hasret kaldım.”

Emre derin bir nefes aldı: “Anne, ben artık evliyim. Zeynep’le de vakit geçirmem gerekiyor.”

“Ben senin annenim! Beni böyle kenara atamazsın!” diye bağırdım istemsizce.

Emre’nin gözleri doldu: “Anne, kimseyi kenara atmıyorum ama sen de biraz anlamaya çalış lütfen.”

O gece Zeynep’le de konuştum. Sessizce mutfağa geldi, bulaşıkları yıkarken: “Sevim Hanım, sizi üzmek istemem ama bazen kendimi bu evde misafir gibi hissediyorum,” dedi.

İçim acıdı ama gururum izin vermedi: “Ben bu evi yıllarca tek başıma ayakta tuttum. Şimdi gelip bana misafir gibi hissettiğini söylüyorsun?”

Zeynep gözyaşlarını tutamadı: “Sadece biraz alan istiyorum. Emre’yle kendi ailemizi kurmak istiyoruz.”

O an anladım ki asıl misafir olan bendim artık onların hayatında.

Günler geçti, evdeki sessizlik büyüdü. Emre işten geç geliyor, Zeynep odasına çekiliyordu. Ben ise eski fotoğraflara bakıp ağlıyordum. Bir gün komşum Ayşe Hanım’a dert yandım:

“Ben oğlumu kaybediyorum Ayşe abla! Her şeyimi ona verdim ama şimdi sanki hiç yokmuşum gibi…”

Ayşe Hanım elimi tuttu: “Sevim, çocuklar büyür, kendi hayatlarını kurar. Sen de kendine bir hayat kurmalısın artık.”

Ama nasıl? Hayatım boyunca sadece Emre vardı benim için.

Bir akşam Emre ve Zeynep tartışırken sesleri yükseldi:

“Senin annen yüzünden sürekli kavga ediyoruz!” diye bağırdı Zeynep.

Emre ise çaresizce: “Ne yapayım? Annemi bırakıp gidemem ki!”

O an kapının arkasında dinlerken içimde tarifsiz bir suçluluk hissettim. Belki de gerçekten bencillik ediyordum.

Bir sabah Emre valizini hazırlarken gördüm.

“Nereye gidiyorsun?” dedim titreyen sesimle.

“Bir süre Zeynep’in ailesinde kalacağız anne… Biraz nefes almamız lazım.”

Dünya başıma yıkıldı o an. Oğlumu kaybetmiştim işte…

Günlerce ağladım, kimseyle konuşmadım. Sonra bir gün Emre aradı:

“Anne, seni seviyorum ama artık kendi ailemi kurmam gerek. Lütfen bunu anla.”

O an içimde bir şeyler değişti. Belki de gerçekten bırakmam gerekiyordu…

Şimdi evde yalnız otururken eski günleri düşünüyorum. Oğlumun çocukluğunu, birlikte geçirdiğimiz zor zamanları… Ve kendime soruyorum:

Bir anne sevgisi nerede biter? Kendi mutluluğumuz için çocuklarımızın hayatına ne kadar müdahale etmeliyiz? Siz olsanız ne yapardınız?