Bir Kardeşin Sessiz Çığlığı: Elif’in Hikayesi

“Baran! Baran, lütfen uyan!” diye haykırdım, annemin titreyen elleriyle kardeşimin başını kucağına alışı hâlâ gözümün önünde. O an, apartmanın önünde toplanan kalabalığın uğultusu, siren sesleri ve annemin feryadı kulaklarımda yankılandı. Her şey bir anda oldu; Baran, sadece markete ekmek almaya çıkmıştı. Bir tartışmanın ortasında kalmış, polislerin müdahalesi sırasında yere yatırılmıştı. Sonrası… Sonrası bir sessizlik ve ardından gelen sonsuz bir acı.

O geceyi asla unutamıyorum. Babam, gözyaşlarını saklamaya çalışarak karakola koştu. Annem ise Baran’ın kanlı tişörtünü göğsüne bastırıp “Oğlum daha on yedi yaşındaydı!” diye ağladı. Ben ise donup kalmıştım; ne ağlayabiliyor ne de konuşabiliyordum. Sadece içimde bir şeylerin paramparça olduğunu hissediyordum.

Baran’ın cenazesi için gelen kalabalık, mahallemizin dar sokaklarını doldurdu. Herkesin dilinde aynı cümle: “Yazık oldu çocuğa.” Ama kimse bizim yaşadığımızı bilmiyordu. Komşular başsağlığı dilerken, bazıları fısıltıyla “Polis de işini yapıyor,” diyordu. O an içimde bir öfke kabardı. Baran’ın hayatı bu kadar mı ucuzdu? Bir yanlış anlaşılma, bir panik anı… Ve şimdi kardeşim yok.

Cenazeden sonra evimizde sessizlik hâkimdi. Annem günlerce konuşmadı. Babam ise her akşam televizyonun karşısında oturup haberleri izliyordu; belki birileri Baran’dan bahseder diye. Ama kimse bahsetmedi. Olay kısa bir haber olarak geçti: “Polis müdahalesinde genç hayatını kaybetti.” Hepsi bu kadar.

Bir gün babamla mutfakta karşılaştık. Gözleri kan çanağı gibiydi. “Elif,” dedi, “Adalet arayacağız. Oğlumuzun hesabını soracağız.” Ama nasıl? Avukatlar para istiyordu, tanıklar korkuyordu, komşular ise susuyordu. Mahalledeki bazıları ise bize sırtını dönmüştü; sanki Baran suçluymuş gibi.

Okula döndüğümde arkadaşlarım bana acıyarak bakıyordu. Öğretmenim, “Başın sağ olsun Elif,” dediğinde gözlerim doldu. Ama kimse bana Baran’ı geri veremezdi. Sınıfta bir boşluk vardı; Baran’ın gülüşü, şakaları… Hepsi yok olmuştu.

Bir akşam annemle otururken, “Elif,” dedi, “Baran’ı unutma ama hayatına devam et.” Nasıl devam edebilirdim? Her yerde kardeşimin izleri vardı. Odasında hâlâ kitapları, telefonunda bana attığı son mesaj: “Ablacım ekmek alıp geliyorum.”

Babam adalet arayışından vazgeçmedi. Dava açmak için uğraştı ama sürekli engeller çıktı. Polisler ifadelerinde Baran’ın direnç gösterdiğini söylediler. Oysa biz biliyorduk; Baran kavga etmezdi, korkaktı bile diyebilirim. Ama kimse bize inanmıyordu.

Bir gün mahalledeki parkta otururken çocukların oyun oynadığını gördüm. İçlerinden biri yere düştü ve ağlamaya başladı. Annesi hemen koşup onu kaldırdı. O an içimden bir şey koptu; annem de Baran’a böyle koşmuştu ama onu kaldıramamıştı.

Geceleri uyuyamıyordum. Her gözümü kapattığımda o anı tekrar yaşıyordum: Polislerin bağırışları, Baran’ın korku dolu bakışları… Kendi kendime soruyordum: Neden bizim başımıza geldi? Neden kimse sesimizi duymuyor?

Bir gün sosyal medyada Baran’ın adıyla açılan bir etiketi gördüm: #BaranİçinAdalet. İnsanlar paylaşım yapıyor, destek oluyordu. Ama gerçek hayatta yalnızdık. Babam işten atıldı; “Olayı büyütmeyin,” demişlerdi patronu ona. Annem ise mahalledeki kadınların artık ona selam vermediğini söyledi.

Bir akşam babam eve öfkeli döndü. “Bu ülkede adalet yok Elif!” diye bağırdı. Annem ise sessizce ağladı. O an ailemizin ne kadar değiştiğini fark ettim; eskiden birlikte yemek yer, sohbet ederdik. Şimdi ise herkes kendi köşesinde acısını yaşıyordu.

Bir gün cesaretimi topladım ve babama dedim ki: “Baba, pes etmeyelim. Baran için değilse bile başkaları için mücadele edelim.” Babam gözlerimin içine baktı; ilk kez umut gördüm o bakışta.

Dava gününde adliyeye gittiğimizde koridorlarda başka ailelerle karşılaştık; hepsi aynı acıyı yaşıyordu. Bir anne bana sarıldı ve “Oğlumun da adı Baran’dı,” dedi. Gözyaşlarımız birbirine karıştı.

Mahkeme salonunda polisler soğukkanlıydı; avukatları onları savundu, bizim avukatımız ise dosyadaki eksikliklerden bahsetti. Hakim kararını açıklarken kalbim yerinden çıkacak gibiydi: “Delil yetersizliği nedeniyle beraat.” Annem bayıldı, babam ise yere çöktü.

O günden sonra içimde bir boşluk oluştu ama pes etmedim. Sosyal medyada yazmaya başladım, başka ailelerle dayanışma kurdum. Baran’ın hikayesini anlatmak istedim; belki bir gün bir şeyler değişir diye.

Şimdi her sabah kardeşimin fotoğrafına bakıp ona söz veriyorum: “Seni unutmayacağım Baran.” Bazen düşünüyorum; adalet gerçekten var mı bu ülkede? Ya da biz sadece susmayı mı öğrendik yıllar içinde?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Sessiz kalıp acınızı içinize mi gömerdiniz, yoksa sesinizi duyurmak için mücadele mi ederdiniz?