Kızım Gibi Büyüttüm, Ama Düğününe Davet Edilmedim: Bir Babaanne’nin Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen bu konuyu açma artık!” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli bardaktan bir damla yere düştü. O an, içimdeki fırtınayı kimse göremedi. Yıllardır içime attığım, kimseye anlatamadığım o kırgınlık, boğazıma düğümlendi.
Oğlum Murat, on yıl önce Zeynep’le evlendiğinde, Zeynep’in ilk evliliğinden olan kızı Elif’i de getirmişti bu eve. Elif o zamanlar sekiz yaşındaydı. Başlarda ona nasıl davranacağımı bilemedim. Kendi torunum değildi ama Murat’ın gözlerindeki sevgiyi görünce, içimde bir sıcaklık oluştu. Bir gün okuldan geldiğinde, kapıda bana sarıldı ve “Babaanne!” dedi. O an, içimdeki tüm önyargılar eriyip gitti. O günden sonra Elif’e kendi torunum gibi baktım. Ona masallar anlattım, saçlarını ördüm, hastalandığında başında sabahladım.
Ama şimdi… Şimdi Elif evleniyor ve ben düğününe davet edilmedim. Ne bir davetiye, ne bir telefon… Sanki hiç var olmamışım gibi.
O gün mutfakta Murat’la tartışırken, gözlerim doldu. “Oğlum,” dedim titrek bir sesle, “Ben ona yıllarca annelik ettim. Hiç mi hakkım yok bu mutluluğu paylaşmaya?”
Murat başını öne eğdi. “Anne, Zeynep istemedi. Eski eşinin ailesi de gelecekmiş. Ortam gerilmesin diye…”
“Ben kimseyle kavga edecek değilim ki! Sadece yanında olmak istiyorum.”
Murat’ın gözleri doldu. “Biliyorum anne… Ama Zeynep çok hassas bu konuda. Elif de üzülmesin diye…”
İşte o an anladım; yıllarca verdiğim emek, bir anda silinip gitmişti. O gece uyuyamadım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. Kendi kendime sordum: Ben nerede hata yaptım? Neden bir yabancı gibi kapının dışında kaldım?
Ertesi gün komşum Ayşe Hanım’a gittim. O da benim gibi torununa düşkün bir kadındı. Derdimi anlatınca, “Senin yerinde olsam ben de kahrolurdum,” dedi. “Ama bak, belki Elif’in suçu yoktur. Belki annesi baskı yapmıştır.”
İçimde bir umut filizlendi. Belki Elif gerçekten istemiştir beni yanında… Ama sonra düşündüm; insan gerçekten isterse, her engeli aşar. Ben olsam öyle yapardım.
Düğün günü geldi çattı. Evde yalnızdım. Herkes oradaydı; Murat, Zeynep, Elif… Ben ise eski fotoğraflara bakıyordum. Elif’in ilkokul mezuniyetinde çekilmiş bir fotoğrafı vardı elimde. Saçlarını ben örmüştüm o gün; gülümseyerek bana bakıyordu.
Telefonum çaldı. Arayan Murat’tı.
“Anne… Her şey yolunda mı?”
“Yolunda oğlum,” dedim yutkunarak.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Murat fısıldadı: “Elif seni çok seviyor anne… Ama Zeynep’in ailesiyle arası çok hassas. Kırılmanı istemedi.”
“Ben zaten kırıldım oğlum,” dedim sessizce.
O gece Elif’ten bir mesaj geldi: “Babaanneciğim, seni çok seviyorum. Keşke her şey farklı olsaydı.”
Gözyaşlarımı tutamadım. Ona uzun uzun yazmak istedim ama sadece “Mutluluklar dilerim yavrum,” yazabildim.
Günler geçti. Komşular düğünü konuştu, fotoğraflar gösterildi bana. Herkesin yüzünde mutluluk vardı; benim içimde ise tarifsiz bir boşluk…
Bir gün Elif kapıda belirdi. Yanında eşi Baran vardı. Gözleri mahcup, elleri titrekti.
“Babaanne… Sana anlatamadığım çok şey var,” dedi.
Baran söze girdi: “Elif hep sizi yanında istedi ama annesi çok baskı yaptı. ‘Eski ailesinden kimse gelmeyecek’ dedi.”
Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü: “Sana haksızlık ettik babaanne… Ama ne olur affet.”
Onlara sarıldım ama içimdeki yara hâlâ kanıyordu.
O günden sonra Elif’le aramızda bir mesafe oluştu. Artık bana eskisi gibi sırlarını anlatmıyor, sık sık uğramıyordu. Ben ise her akşam dua ettim; Allah’ım, kimseyi sevdiklerinden ayırmasın diye.
Bir akşam Murat geldi eve; yorgun ve üzgündü.
“Anne, ben de hata yaptım,” dedi. “Seni koruyamadım.”
Ona sarıldım; “Oğlum, bazen en sevdiklerimiz en çok acıtır bizi,” dedim.
Şimdi pencereden dışarı bakıyorum; sokakta çocuklar oynuyor, anneleri onları çağırıyor eve. İçimde buruk bir huzur var artık; bazı yaralar kapanmaz ama insan yaşamaya devam eder.
Bazen düşünüyorum: Sevgi gerçekten emek mi ister yoksa kan bağı mı? Sizce insan en çok kimden incinir? Yorumlarınızı bekliyorum.