Küçük Bir Apartmanda Büyük Bir Savaş: Komşuluk, Aile ve Hayatın Yükü
“Ayşe Hanım, vallahi son kez söylüyorum! Ya şu eski koltukları ve o paslı bebek arabasını apartman boşluğundan kaldırırsınız ya da ben hepsini çöpe atarım!” Zeynep Hanım’ın sesi, sabahın köründe apartmanı inletiyordu. Kapımı açmaya korktum; ama içimdeki öfke ve utanç birbirine karışmıştı. O eski koltuklar, annemden kalan son eşyalarım. Onları atmaya elim varmıyor. Ama Zeynep Hanım’ın haklı olduğu yanlar da var; apartmanın girişinde neredeyse adım atacak yer kalmadı.
Kapıyı araladım, “Zeynep Hanım, lütfen biraz anlayışlı olun. Benim için çok değerli onlar,” dedim titrek bir sesle. O ise gözlerini devirdi, “Ayşe Hanım, herkesin anısı var! Ama burası depo değil, apartman!” diye bağırdı. Arkadan komşuların fısıltıları yükseldi. Herkes kapısının aralığından bakıyor, kimse müdahale etmiyor. O an kendimi küçücük hissettim; sanki herkesin yükü benim omuzlarımdaydı.
İçeri döndüm, gözlerim doldu. Annemin eski koltuklarına baktım. Onun kokusu hâlâ üzerlerinde. Babamın gençliğinde aldığı o paslı bebek arabası… Kızım Elif’in çocukluğundan kalma. Elif şimdi İzmir’de, kendi hayatını kurdu. Beni aradığı nadir zamanlarda bile sesi uzak, yabancı geliyor. Eşim Cemal ise yıllar önce başka bir kadına âşık olup gitti. O günden beri bu apartmanda tek başıma yaşıyorum. Herkesin gözünde yalnız, biraz tuhaf, biraz da yük olan kadın oldum.
O gün öğleden sonra Elif aradı. “Anne, nasılsın?” dedi kısaca. Sesimdeki kırgınlığı hissetmiş olmalı ki hemen ekledi: “Bir şey mi oldu?”
“Yok kızım, komşularla ufak bir tartışma yaşadık da…”
“Anne, o eşyaları hâlâ atmadın mı? Zaten evin küçük, neden kendine eziyet ediyorsun?”
“Elif, onlar benim için çok kıymetli. Babanın hatırası, senin çocukluğun…”
“Anne, geçmişte yaşama artık! Kendine yeni bir hayat kurmalısın.”
Telefonu kapattığımda içimde bir boşluk oluştu. Elif’in haklı olduğu yanlar vardı belki; ama ben geçmişimden kopamıyordum. O eşyalar bana yalnız olmadığımı hatırlatıyordu.
Akşam olunca apartmanın WhatsApp grubunda tartışma büyüdü. Zeynep Hanım fotoğraf çekip gruba attı: “Ayşe Hanım’ın eşyaları yüzünden temizlik yapılamıyor!” Altına herkes yorum yaptı; kimisi bana hak verdi, kimisi Zeynep Hanım’a destek çıktı. Bir anda apartmanda ikiye bölündük.
Ertesi sabah kapım çaldı. Açtığımda karşımda apartman yöneticisi Mehmet Bey vardı. “Ayşe Hanım,” dedi yumuşak bir sesle, “Bakın, sizi anlıyorum ama diğer komşular da haklı. Bir çözüm bulmamız lazım.”
Gözlerim doldu yine. “Mehmet Bey, ben bu eşyaları atamam. Onlar benim ailemden kalan son şeyler.”
Mehmet Bey başını eğdi: “Belki bir depoya kaldırabiliriz? Ya da Elif Hanım’ın yanına götürseniz?”
Elif’in yanına gitmek… O kadar uzak ki bana şimdi. Onun yeni hayatında bana yer yok gibi hissediyorum.
O gece uyuyamadım. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, hayat bazen bırakmayı bilmektir.” Ama nasıl bırakılır ki? Yalnızlığın ortasında tutunduğum tek şey onlar.
Bir hafta boyunca apartmanda gerginlik hiç azalmadı. Merdivenlerden her indiğimde Zeynep Hanım’ın bakışlarını üzerimde hissettim. Diğer komşular selam vermemeye başladı. Marketten dönerken poşetlerimi taşırken kimse yardım etmedi eskisi gibi.
Bir akşam Elif aradı tekrar. “Anne, bak sana kızmıyorum ama bu şekilde yaşayamazsın. İstanbul’a gelip sana yardım edeyim mi?”
İçimden bir şey koptu o an. “Elif, ben burada yalnız kaldım. Kimseyle konuşamıyorum bile artık.”
“Anneciğim, sen de biraz inatçısın ama… Belki de yeni bir başlangıç yapmanın zamanı gelmiştir.”
O gece eski fotoğraflara baktım. Annemle babamın gençlik halleri… Elif’in bebekliği… Cemal’in bana ilk aldığı çiçekler… Hepsi birer anıydı ama hepsi geçmişte kalmıştı.
Ertesi sabah karar verdim. Koltukları ve bebek arabasını temizledim, güzelce sardım ve Mehmet Bey’in yardımıyla apartmanın deposuna indirdik. Kutuları ise Elif’e göndermek üzere kargoya verdim.
Zeynep Hanım kapıda karşıma çıktı: “Ayşe Hanım, kusura bakmayın ben de biraz sert davrandım galiba.”
Gülümsedim: “Haklıydınız Zeynep Hanım. Bazen insan geçmişine fazla tutunuyor.”
O günden sonra apartmanda hava değişti sanki. Komşular tekrar selam vermeye başladı. Zeynep Hanım’la birlikte çay içtik bir gün; onun da yıllar önce kaybettiği oğlunun oyuncaklarını atamadığını öğrendim.
Hayat işte böyle; herkesin bir yükü var ama kimse kimsenin yükünü göremiyor bazen.
Şimdi odamda otururken düşünüyorum: Geçmişe tutunmak mı doğruydu yoksa bırakmak mı? Siz olsanız ne yapardınız? Anılarınızdan vazgeçebilir miydiniz?