Bir Kapı Aralığında Kalan Hayatlar: Ayşe’nin Sessiz Çığlığı

— Yeter artık Ayşe, ağlamayı bırak da bir çay koy kendine! — diye bağırdı Şengül abla, kapının ardından. — Vallahi duvarlar bile seninle ağlayacak yakında!

Gözyaşlarımı aceleyle sildim, sabahlığımın koluyla yüzümü ovuşturdum. Kapıyı açtığımda Şengül abla elinde poşetle karşımdaydı, poğaça kokusu burnuma doldu. — Ne oldu yine kızım? Patronun mı yine bir şey dedi?

Başımı eğdim, sesim titreyerek cevap verdim: — Aynı şeyler abla… Yine toplantıda herkesin önünde küçük düşürdü beni. Sanki ben hiçbir şey bilmiyormuşum gibi…

Şengül abla içeri girdi, poşeti masaya bıraktı. — Bak Ayşe, ben senin yaşındayken üç çocuk büyütüyordum. Kocam işsizdi, kaynanam başımda. Ama ağlamakla bir yere varılmıyor. Biraz dik dur kızım!

O an içimde bir öfke kabardı. Herkesin bana akıl vermesinden, “dik dur” demesinden bıkmıştım. Sanki ben istemez miyim güçlü olmayı? Ama her sabah işe gitmek, müdürüm Halil Bey’in küçümseyici bakışlarına maruz kalmak, sonra eve gelip annemin “Kızım evlen artık, yaşın geçiyor” sözlerini duymak… Hangisine yetişeyim?

Şengül abla çay koyarken içimden geçenleri bastıramadım: “Keşke bir gün herkes benim ne hissettiğimi anlasaydı. Sadece bir gün…”

Çaylar demlenirken annem aradı. Telefonda sesi yine aynıydı: — Ayşe, bak komşunun oğlu Murat hâlâ bekâr. Annesiyle konuştum, seni beğeniyormuş. Bir düşün istersen…

— Anne, lütfen… Ben evlenmek istemiyorum şu an. Hem işim var, kendime bakıyorum.

— İşin mi? O iş seni ne hale getirdi görmüyor musun? Her gün ağlıyorsun. Bir yuva kursan, belki mutlu olursun.

Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu. Şengül abla bana baktı: — Kızım, annen de haklı biraz. Ama önce sen kendini toparla. Bak, Halil Bey sana mobbing yapıyorsa şikayet et! Korkma!

Birden gözümde canlandı: Halil Bey’in odasında, elinde dosyalarla bana bağırdığı anlar… “Sen bu işi beceremiyorsun Ayşe Hanım! Biraz daha dikkatli olsan keşke!” O anlarda küçüldükçe küçülüyordum. Diğer arkadaşlarım gözlerini kaçırıyor, kimse arka çıkmıyordu. Sanki görünmez bir duvar vardı aramızda.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar güçsüz oldum? Ne zaman kendi hayatımı başkalarının ellerine bıraktım?”

Ertesi sabah işe giderken otobüste yanımda oturan yaşlı teyze bana baktı: — Kızım yüzün asık, bir derdin mi var?

Gülümsedim ama içimden ağlamak geldi. “Herkesin derdi var teyze,” dedim sessizce.

Ofise girdiğimde Halil Bey yine oradaydı. Göz göze geldik. İçimde bir cesaret kıpırdadı. Masama oturup bilgisayarımı açtım. O gün yapılan haksızlıkları not etmeye başladım. Arkadaşım Elif’e mesaj attım: “Sen de şahit oldun ya dün olanlara… Birlikte şikayet etsek ne dersin?”

Elif uzun süre cevap yazmadı. Sonunda sadece “Ayşe, ben karışmak istemiyorum” dedi. Yalnızdım.

Akşam eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu: — Bak kızım, Murat’la bir kahve içsen ne olur? Belki iyi bir insandır.

— Anne, ben istemiyorum dedim ya! Neden anlamıyorsun?

Annemin gözleri doldu: — Ben senin iyiliğini istiyorum Ayşe…

O an içimde bir şey koptu. Anneme sarıldım ama gözyaşlarımı tutamadım. “Ben de mutlu olmak istiyorum anne… Ama kimse beni anlamıyor.”

O gece Şengül abla tekrar uğradı. — Bak Ayşe, hayat kolay değil biliyorum. Ama bazen insanın kendi sesini bulması lazım. Sen ne istiyorsun? Gerçekten ne istiyorsun?

Uzun süre düşündüm bu soruyu. Gerçekten ne istiyordum? İşimde saygı görmek mi? Annemin beklentilerini karşılamak mı? Yoksa sadece huzurlu olmak mı?

Bir hafta boyunca her gün not tuttum; hissettiklerimi, yaşadıklarımı yazdım. Sonunda karar verdim: Halil Bey’i İnsan Kaynakları’na şikayet edecektim.

O gün şirketteki odanın kapısını çalarken ellerim buz gibiydi. İnsan Kaynakları Müdürü Zeynep Hanım’a her şeyi anlattım; Halil Bey’in sözlerini, davranışlarını… Zeynep Hanım dikkatle dinledi ve bana destek olacağını söyledi.

İlk defa biri beni ciddiye almıştı.

Olaylar kısa sürede yayıldı şirkette. Halil Bey bana soğuk davranmaya başladı ama artık korkmuyordum. Diğer kadın çalışanlar da gelip bana teşekkür etti; “Sen cesaret ettin, biz de artık susmayacağız” dediler.

Eve döndüğümde anneme baktım; yorgundu ama gözlerinde bir gurur vardı.

— Kızım, seninle gurur duyuyorum dedi sessizce.

Hayat hâlâ zor; iş yerinde hâlâ mücadele ediyorum, annem hâlâ evlilikten bahsediyor ama artık kendimi daha güçlü hissediyorum.

Bazen düşünüyorum: Acaba toplumun beklentileriyle kendi isteklerimiz arasında sıkışıp kalmaya devam mı edeceğiz? Yoksa bir gün hepimiz kendi sesimizi bulabilecek miyiz?