Yeni Yılın Ardında Kalanlar: Bir Umut, Bir Kırgınlık

— Yeter artık, anne! Lütfen, bu geceyi de mahvetme! — diye bağırdım, ellerim titreyerek masanın kenarına tutunurken. Annem, gözlerinde kırgın bir parıltıyla bana baktı. Mutfakta hâlâ yeni yıl için hazırladığı böreklerin kokusu vardı ama havada asılı kalan gerginlik her şeyin tadını kaçırıyordu.

— Oğlum, ben senin iyiliğini istiyorum. Herkes evleniyor, yuvasını kuruyor. Sen hâlâ arabanla geziyorsun. Komşular soruyor, “Ali ne zaman evlenecek?” diye. Ne diyeyim ben onlara? — dedi annem, sesi titreyerek.

İçimde bir şeyler kırıldı o an. Babamı kaybettiğimizden beri annem bana hem anne hem baba olmaya çalıştı, biliyorum. Ama onun beklentileriyle benim hayallerim arasında sıkışıp kalmıştım. Üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulmak için İstanbul’a gelmiştim. Küçük bir muhasebe ofisinde çalışıyordum; maaşım zar zor yetiyordu. Biriktirdiğim parayla ikinci el bir araba almıştım. O araba benim özgürlüğüm, kaçışım olmuştu. Ama annem için sadece “evlenmekten kaçmak” anlamına geliyordu.

— Anne, ben daha hazır değilim. Hem işim belli değil, maaşım yetmiyor. Evlenmek kolay mı sanıyorsun? Herkesin derdi başka, benim derdim başka… — dedim, gözlerim dolarak.

Annem sustu, başını önüne eğdi. O an içimdeki öfke yerini suçluluğa bıraktı. Annemi üzmek istemiyordum ama kendi hayatımı da yaşamak istiyordum. Babam hayattayken her şey daha kolaydı. O, bana hep “Kendi yolunu çiz oğlum” derdi. Ama şimdi annemin gölgesinde yaşıyor gibiydim.

Telefonum çaldı o sırada. Ekranda “Murat” yazıyordu. Liseden beri en yakın arkadaşımdı. Açtım telefonu:

— Ali, hadi gel sahile inelim. Yeni yıl geliyor, biraz kafa dağıtalım. — dedi Murat.

Annemin bakışlarını üzerimde hissederek ceketimi aldım.

— Anne, geç dönerim. Merak etme, dikkatli olurum.

Kapıdan çıkarken arkamdan seslendi:

— Ali… Ne olursun kendine dikkat et oğlum.

Sokağa çıktığımda soğuk hava yüzüme çarptı. Arabama bindim ve radyoyu açtım. Her yerde yeni yıl şarkıları çalıyordu ama içimde bir boşluk vardı. Murat’la buluştuğumda o da keyifsizdi.

— Ne oldu lan suratın asık? — diye sordu Murat.

— Annem yine evlilik muhabbeti açtı. Sanki hayat sadece evlenmekten ibaretmiş gibi… — dedim.

Murat güldü:

— Klasik Türk annesi işte! Benimkiler de aynı. Geçen gün “Kız istemeye gidelim” diye tutturdular. Daha doğru düzgün işim yok diyorum, anlamıyorlar.

Bir süre arabada oturup konuştuk. Sonra sahile indik, denize baktık. Hava soğuktu ama içimizdeki dertler daha ağırdı.

— Ali, bazen düşünüyorum da… Biz gerçekten mutlu muyuz? Yani herkesin bizden beklediği hayatı mı yaşıyoruz yoksa kendi istediğimizi mi? — dedi Murat birden.

Cevap veremedim. Çünkü ben de bilmiyordum. Annemin mutluluğu için kendi isteklerimi hep ertelemiştim. Ama artık yorulmuştum.

O gece eve döndüğümde annem uyumamıştı. Salonda oturuyordu, elinde babamın eski fotoğrafı vardı.

— Biliyor musun Ali… Baban da gençken çok hayal kurardı. Ama sonra ailemiz için her şeyden vazgeçti. Ben de bazen ona kızardım ama şimdi anlıyorum ki… İnsan bazen sevdikleri için kendinden vazgeçiyor — dedi sessizce.

Yanına oturdum, fotoğrafa baktım. Babam gülümsüyordu o karede; genç, umut dolu…

— Anne… Ben de seni üzmek istemiyorum ama kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Belki de babamın bana söylediği gibi kendi yolumu çizmeliyim — dedim.

Annem gözyaşlarını sildi:

— Ben sadece senin mutlu olmanı istiyorum oğlum. Ama bazen korkuyorum… Yalnız kalacaksın diye korkuyorum.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binbir düşünce vardı: Annemin yalnızlığı, kendi yalnızlığım, toplumun baskısı… Yeni yıl sabahı güneş doğarken kararımı verdim: Artık başkalarının beklentileriyle değil, kendi hayallerimle yaşayacaktım.

Bir hafta sonra anneme işten ayrıldığımı söyledim. Şaşırdı ama bir şey demedi. Kendi küçük atölyemi açmak için krediye başvurdum; riskliydi ama denemek istedim. Murat da bana destek oldu; birlikte çalışmaya başladık.

Aylar geçti… Zor günler oldu ama ilk kez kendimi özgür hissettim. Annem de zamanla alıştı; hatta atölyeye gelip yardım etmeye başladı.

Şimdi yeni bir yıl daha geliyor ve ben hâlâ evli değilim ama mutluyum. Annemle aramızda hâlâ zaman zaman tartışmalar oluyor ama artık birbirimizi daha iyi anlıyoruz.

Bazen düşünüyorum: Mutluluk gerçekten başkalarının bizden beklediği şeylerde mi saklı? Yoksa cesaret edip kendi yolumuza çıktığımızda mı buluyoruz gerçek huzuru?

Sizce hangisi? Siz olsanız ne yapardınız?