Kızımın Fısıldadığı Kelime: Bir Akşamın Ardında Saklanan Gerçekler
“Anne, çaydanlıktaki su kaynadı mı?” Kızım Elif’in sesi mutfağın kapısından titrek bir şekilde yükseldiğinde, o akşamın sıradan geçmeyeceğini hissettim. Çünkü o cümle, bizim aramızdaki gizli kelimeydi. Çaydanlıkta su yoktu, ama Elif’in gözlerinde bir fırtına kopuyordu. O an, annemin bana çocukken öğrettiği gibi, tehlike anında kullanmam için verdiği o gizli kelimenin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım.
Oturma odasında babası Halil ve dayısı Murat televizyonun sesini yükseltmiş, maç izliyordu. Elif ise mutfağa kaçamak bir bakış atıp yanıma sokuldu. Ellerini sıkıca kavradım. “Ne oldu kızım?” diye fısıldadım. Gözleri doldu, sesi titredi: “Anne, ben korkuyorum.”
O an içimde bir şeyler koptu. Elif on iki yaşında, içine kapanık bir çocuktu. Okulda bazen arkadaşlarıyla sorunlar yaşar, eve geldiğinde sessizleşirdi. Ama bu sefer farklıydı. Gözlerinde gördüğüm korku, bugüne kadar hiç görmediğim türdendi.
“Anne, dayım bana garip şeyler söylüyor. Beni odada yalnız yakalamaya çalışıyor. Çok korkuyorum.”
Dünya başıma yıkıldı. O an ne yapacağımı bilemedim. Kalbim deli gibi atıyordu ama Elif’in yanında güçlü olmak zorundaydım. Annemin bana yıllar önce söylediği gibi: “Kızım, bir gün başına kötü bir şey gelirse ve bana söylemek istersen ama yanında başkaları varsa, ‘Çaydanlıktaki su kaynadı mı?’ de. Ben anlarım.”
Elif de bu kelimeyi biliyordu. Şimdi ise o kelimeyle yardım istiyordu.
Derin bir nefes aldım. Elif’in saçlarını okşadım. “Korkma yavrum, ben buradayım.” dedim. Ama içimdeki fırtına dinmiyordu. O akşam Halil ve Murat evdeydi; Halil’in dayısına karşı çıkması kolay olmayacaktı. Murat ailede hep el üstünde tutulmuştu, Halil’in çocukluk arkadaşıydı, herkes ona güvenir, saygı duyardı.
Ama ben Elif’in gözlerindeki korkuyu görmüştüm ve ona inanıyordum.
O gece Elif’i odasına yatırdım, yanına uzandım. “Kızım, sana kimse zarar veremez. Ben buradayım.” dedim. Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü: “Anne, bana inanır mısın?”
“Tabii ki inanırım.” dedim ve onu sıkıca kucakladım.
Sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binbir düşünce dönüyordu: Halil’e nasıl anlatacaktım? Murat’a nasıl yüzleşecektim? Ya kimse bana inanmazsa? Ya Elif’i koruyamazsam?
Sabah Halil işe gitmek için hazırlanırken mutfağa geldi. Gözlerim şişmişti, uykusuzdum.
“Hayırdır Sevgi, hasta mısın?” dedi.
Bir an tereddüt ettim ama Elif’in güvenliği her şeyden önemliydi.
“Halil, konuşmamız lazım.” dedim ve olanları anlattım.
Halil önce inanmak istemedi. “Murat mı? O asla böyle bir şey yapmaz!” diye bağırdı.
Ama ben kararlıydım: “Elif yalan söylemez! Gözlerindeki korkuyu gördüm!”
Halil sinirle odadan çıktı. O gün Murat’ı evden gönderdik. Halil uzun süre sessiz kaldı, bana küstü. Ailede büyük bir kriz çıktı; kayınvalidem aradı, “Kızın hayal kuruyor olmasın?” dedi.
Ama ben Elif’in yanında durdum. Onu psikoloğa götürdüm, okulda rehber öğretmeniyle konuştum. Elif zamanla açıldı, yaşadıklarını anlattı. Ben de onunla birlikte güçlendim.
Ailedeki herkes bize sırtını döndü bir süreliğine. Komşular fısıldaştı, akrabalar arkamızdan konuştu. Ama ben kızımı korumak için her şeyi göze aldım.
Bir gün Elif yanıma gelip sarıldı: “Anne, iyi ki sana söyledim. İyi ki bana inandın.”
O an gözyaşlarımı tutamadım. Annemin bana öğrettiği o gizli kelime sayesinde kızımı koruyabildim.
Şimdi düşünüyorum da; ya Elif bana güvenmeseydi? Ya ben ona inanmasaydım? Kaç çocuk böyle sessiz çığlıklar atıyor ve duyulmuyor?
Her ailenin böyle bir kelimesi olmalı bence… Sizce de çocuklarımızla aramızda böyle bir güven köprüsü kurmak gerekmez mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?