Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Gülten’in Hikayesi

Kapının arkasında nefesimi tutmuş, titreyen ellerimle kulpu sıkıca kavrarken annemin sesi yankılandı koridorda: “Gülten, iyi misin? Aç şu kapıyı, kızım!” Sesindeki endişe, yıllardır evimizin duvarlarına sinmişti. O an, banyoda kilitli kalmamın tek sebebi saklanmak değildi; kendimden, hayatımdan ve en çok da babamdan kaçıyordum.

O sabah, mart güneşi perdeden sızarken, evdeki sessizlik bir bıçak gibi kesiyordu içimi. Babamın horultusu salondan duyuluyordu. Annem ise mutfakta telaşla kahvaltı hazırlıyordu; sanki her şey yolundaymış gibi. Ama hiçbir şey yolunda değildi. Babamın öfkesi, annemin suskunluğu ve benim korkularım, bu evin görünmeyen sakinleriydi.

“Gülten, bak işim gücüm var, aç şu kapıyı!” Annemin sesi daha da yükseldi. Kapıyı açtım, gözlerim dolu dolu. Annem yüzüme baktı, bir anlığına göz göze geldik. Dudakları titredi ama hiçbir şey söylemedi. O an anladım ki, annem de yıllardır bu acının içinde boğuluyordu.

Kahvaltı masasında babamın suratındaki asık ifadeyle karşılaştım. “Ne o? Yine ağlamışsın. Koca kız oldun hâlâ mızmızlanıyorsun,” dedi alaycı bir sesle. Annem hemen lafa girdi: “Kız biraz rahatsız, bırak üstüne gitme.” Babam kaşlarını çattı: “Sen de hep arkasındasın! Bu yüzden böyle oldu zaten.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır babamın baskısı altında ezilen annemi izlerken, kendi hayatımın da aynı yolda ilerlediğini fark ettim. Üniversiteye gitmek istemiştim ama babam izin vermemişti. “Kız kısmı okuyup da ne yapacak? Evlenip gidecek nasılsa,” demişti. Ben de sustum, tıpkı annem gibi.

Ama içimde bir isyan vardı. Her gece yastığa başımı koyduğumda, başka bir hayatın hayalini kuruyordum. Kendi ayaklarım üzerinde durmak, özgür olmak istiyordum. Ama cesaretim yoktu. Babamın öfkesi gözümde büyüyordu.

Bir gün, annemle mutfakta çay içerken ona sordum: “Anne, hiç mutlu oldun mu?” Annem bir an durdu, gözleri uzaklara daldı. “Eskiden umutlarım vardı,” dedi sessizce. “Ama zamanla insan kabulleniyor.”

O gece babam yine sinirliydi. İşten yorgun gelmişti ve sofrada tuz eksik diye anneme bağırdı. Ben dayanamayıp araya girdim: “Anneye bağırma! Her şeyi o mu yapmak zorunda?” Babam bir anda bana döndü, gözleri öfkeyle parlıyordu: “Sen bana karşı mı geliyorsun? Kimden aldın bu cesareti?”

O an korkudan titredim ama geri adım atmadım. Annem araya girdi: “Yeter artık! Kızımıza bağırma!” Babam masadan kalktı, kapıyı çarparak çıktı. Evde bir sessizlik oldu. Annem bana sarıldı, ikimiz de ağladık.

Ertesi gün okula gitmek için hazırlandım. Babam kapıda bekliyordu. “Bugün okula gitmeyeceksin,” dedi sertçe. “Evde kalıp annenle iş yapacaksın.” İçimdeki isyan daha da büyüdü. “Ben okumak istiyorum!” diye bağırdım. Babam elini kaldırdı ama annem araya girdi: “Yeter! Kızıma dokunma!”

O an annemin gözlerinde ilk kez korkusuzluğu gördüm. Yıllardır susan kadın, kızı için ayağa kalkmıştı. O gün ikimiz de karar verdik; bu evde daha fazla kalmayacaktık.

Gece olunca annemle sessizce eşyalarımızı topladık. Annemin eski bir arkadaşı olan Ayşe Teyze’ye sığınmaya karar verdik. Evden çıkarken kalbim deli gibi atıyordu. Babam uyanmasın diye nefesimizi tuttuk.

Ayşe Teyze’nin evine vardığımızda annem derin bir nefes aldı. “Artık özgürüz,” dedi gözleri dolu dolu. O an ilk defa umutlandım.

Ama hayat kolay değildi. Annem iş bulmakta zorlandı; ben de okula devam etmek için mücadele ettim. Komşular dedikodu yaptı: “Koca evini terk eden kadın ne olacak ki?” dediler. Ama biz yılmadık.

Bir gün okulda öğretmenim Sevim Hanım yanıma geldi: “Gülten, son zamanlarda çok dalgınsın. Bir sorun mu var?” Gözlerim doldu; her şeyi anlattım ona. Sevim Hanım bana sarıldı: “Sen çok güçlü bir kızsın Gülten. Sakın pes etme.”

O sözler bana güç verdi. Annem de zamanla iş buldu; küçük bir temizlik şirketinde çalışmaya başladı. Ben de derslerime daha çok asıldım.

Yıllar geçti; üniversiteyi kazandım. Annemle küçük bir evde yaşıyorduk ama mutluyduk. Babamdan hiç haber almadık; bazen merak ediyordum ama geçmişin acısını tekrar yaşamak istemiyordum.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, o banyoda kilitli kaldığım sabahı unutamıyorum. O gün korkularımla yüzleşmeseydim, belki hâlâ aynı evde suskun bir hayat sürüyor olacaktım.

Bazen düşünüyorum: Bir kadının sesi ne zaman duyulur bu ülkede? Kaç kadın daha susacak? Sizce biz ne zaman gerçekten özgür olacağız?