Düğün Olmayacak: Bir Hayalin Küllerinden
“Anne, ben gerçekten gitmek zorundayım. Söz veriyorum, her hafta arayacağım sizi.” Sesim titriyor, gözlerim annemin ellerinde. O eller ki, yıllardır bana şefkatle dokundu, şimdi ise çaresizce titriyor. Babamın odasından gelen tekerlekli sandalyenin sesi, evimizin yeni gerçeği gibi yankılanıyor koridorda. Annem başını öne eğiyor, gözyaşlarını saklamaya çalışıyor. “Anlamıyorsun kızım,” diyor kısık bir sesle, “Baban hâlâ kendine gelemedi. Ben tek başıma nasıl yetişeyim her şeye?”
O an içimde bir şeyler kırılıyor. Oysa ben, Anıl’la nişanlandığımda, üniversiteye gitme hayaliyle yanıp tutuşuyordum. Pedagoji bölümünü dereceyle bitirmiştim; öğretmen olacaktım. Ama şimdi, babamın geçirdiği trafik kazasıyla hayatımız altüst oldu. Babam aylarca hastanede yattı, eve döndüğünde ise artık yürüyemiyordu. Annem işinden izin aldı, ona bakmak için. Küçük kasabamızda üniversite yoktu; okumak için Eskişehir’e gitmem gerekiyordu. Ama şimdi, evde bana da ihtiyaç vardı.
Anıl’la aramızda geçen son konuşmayı hatırlıyorum. “Bak Ania,” demişti (ama ben Ania değilim, adım Asuman), “Ailenin yanında kalman gerekirse, ben beklerim seni.” O an gözlerime bakmamıştı bile. Sanki beklemekten başka çaresi yokmuş gibi konuşmuştu. Ama ben biliyordum; bu bekleyişin sonu yoktu.
Bir gece annemin odasına girdim. Odamda ders kitaplarım, üniversite broşürleri hâlâ masamda duruyordu. Annem pencerenin önünde dua ediyordu. “Anne,” dedim usulca, “Benim de bir hayatım var. Ben de bir şeyler başarmak istiyorum.” Annem döndü, gözleri kıpkırmızıydı. “Biliyorum kızım,” dedi, “Ama baban… Baban sensiz yapamaz.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Dışarıda köpekler havlıyor, kasabanın sessizliği içimi daha da daraltıyordu. Sabah olduğunda kararımı vermiştim: Üniversiteye gitmeyecektim. Anneme söyledim; gözlerinden yaşlar süzüldü ama bir şey demedi. Babam ise sadece başını salladı; o da biliyordu ki, bu fedakarlık ailemiz için gerekliydi.
Günler geçtikçe içimdeki umut sönmeye başladı. Arkadaşlarım sosyal medyada üniversiteye başladıklarını paylaşıyorlardı; ben ise evde babama yemek hazırlıyor, anneme yardım ediyordum. Anıl ise giderek uzaklaştı benden. Bir gün kasabanın çay bahçesinde karşılaştık. Yanında yeni bir kız vardı; bana selam bile vermedi.
Bir akşam annemle mutfakta otururken, “Kızım,” dedi, “Senin de gençliğin var. Bizim için kendini feda etme.” Ama artık çok geçti; üniversite kayıtları bitmişti, hayallerim çoktan gömülmüştü.
Bir gün babamla yalnız kaldık. Televizyonda bir haber vardı: Bir kadın engelli babasına bakarken aynı zamanda uzaktan eğitimle üniversiteyi bitirmişti. Babam bana döndü: “Asuman,” dedi, “Sen de yapabilirsin belki.” O an gözlerim doldu; çünkü babam ilk defa benim hayallerimi sormuştu bana.
Ama kasabada internet bile doğru düzgün çekmiyordu; uzaktan eğitim imkansızdı. Yine de pes etmedim. Belediyeye gittim, internet altyapısı için dilekçe verdim. Komşular dalga geçti: “Kızım sen ne uğraşıyorsun? Burada kimse üniversite okumaz.” Ama ben yılmadım.
Aylar geçti; belediye sonunda internet getirdi mahallemize. Uzaktan eğitim için başvurdum ve kabul edildim. Artık geceleri babam uyuduktan sonra bilgisayar başına geçiyor, ders çalışıyordum. Annem bana çay getiriyor, “Aferin kızım,” diyordu sessizce.
Bir gün Anıl’ı tekrar gördüm; bu kez yalnızdı. Yanıma geldi: “Duydum ki okuyormuşsun,” dedi küçümser bir ifadeyle. “Burada mı okuyacaksın yani? Büyük şehirde okumak başka tabii.” O an içimdeki öfkeyi zor tuttum: “Büyük şehirde okumak önemli değil Anıl,” dedim, “Önemli olan vazgeçmemek.”
Yıllar geçti; uzaktan eğitimle mezun oldum. Babam hâlâ tekerlekli sandalyede ama artık daha güçlüydü; annem ise bana daha çok güveniyordu. Kasabada çocuklara gönüllü dersler vermeye başladım; aileler önce şaşırdı ama sonra çocuklarını bana emanet ettiler.
Bir gün kasabanın meydanında eski arkadaşlarımdan biriyle karşılaştım: “Asuman,” dedi, “Senin hikayeni herkes konuşuyor artık. Keşke biz de senin gibi cesur olabilseydik.” O an anladım ki, bazen en büyük hayaller en zor şartlarda gerçekleşiyor.
Şimdi geceleri yıldızlara bakarken kendi kendime soruyorum: Eğer o gün pes etseydim, bugün kim olurdum? Siz olsaydınız benim yerimde ne yapardınız? Hayallerinizden vazgeçer miydiniz yoksa savaşır mıydınız?