Bir Annenin Sessizliği: Boşanma Korkusuyla Saklanan Bir Gerçek
“Ne olur, bir kerecik olsun bana kızmadan dinle!” diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımı yakarken. Salonda, akşam haberlerinin sesi fonda uğuldayıp duruyordu. Kocam Murat, elindeki çayı masaya öyle bir bıraktı ki, bardak çatladı. O an, içimdeki tüm korkular ve sırlar bir anda boğazıma düğümlendi. Oğlumuz Emir’in gözleriyle bana bakışı hâlâ aklımda; sanki her şeyi biliyor, ama hiçbir şey söyleyemiyordu.
Her şey Emir’in anaokulunda başladı. Öğretmeni, “Emir’in yaşıtlarına göre konuşması biraz geride, dikkatini toplamakta zorlanıyor,” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. Eve dönerken yağmur yağıyordu, arabada Emir arka koltukta sessizce camdan dışarı bakıyordu. O an karar verdim: Murat’a hiçbir şey söylemeyecektim. Çünkü biliyordum; Murat’ın ailesi, ‘bizim soyumuzda eksiklik olmaz’ derdi hep. Onun gururu, oğlunun farklı olduğunu kabullenemezdi. Ya beni suçlarsa? Ya boşanmak isterse?
Geceleri Emir’in başında beklerken, onun uykusunda mırıldandığı kelimeleri ezberledim. Gündüzleri ise işten izin alıp onu özel eğitim merkezine götürdüm. Her seferinde Murat’a “Kursta” ya da “Arkadaşında” dedim. Yalanlarım büyüdükçe içimdeki vicdan azabı da büyüdü. Bir gün annem aradı: “Kızım, bu kadar yükü tek başına taşıyamazsın.” Ama ona bile anlatamadım. Çünkü annem de biliyordu; bizim mahallede çocukların farklı olması ayıptı, hemen dedikodu başlardı.
Bir akşam Murat eve geldiğinde yüzü asıktı. “Emir neden hâlâ düzgün konuşamıyor? Komşunun oğlu şiir ezberliyor, bizimki iki kelimeyi bir araya getiremiyor,” dedi. İçimdeki fırtına koptu ama yine sustum. “Zamanla düzelir,” dedim sadece. O gece sabaha kadar ağladım. Emir’in odasına girip başını okşadım. “Anneciğim, ben neden diğer çocuklar gibi değilim?” diye sorduğunda, kalbim paramparça oldu.
Aylar geçti. Emir’in özel eğitimde ilerlemesi yavaş da olsa vardı ama Murat’ın sabrı tükeniyordu. Bir gün işten erken geldi ve beni Emir’le birlikte özel eğitim merkezinin kapısında yakaladı. Gözlerindeki öfkeyi asla unutamam. “Benden ne saklıyorsun?” diye bağırdı. İnsanların bakışları arasında yere bakarak sustum. Eve döndüğümüzde kapıyı çarptı, “Demek oğlumuz özürlü!” dediğinde içimdeki tüm umutlar söndü.
O gece Murat evi terk etti. Ertesi gün kayınvalidem aradı: “Senin yüzünden oğlumun hayatı mahvoldu!” dedi. Mahallede dedikodular başladı; ‘Emir’in annesi oğlunu saklıyor’, ‘Kocası onu bırakmış’… İşte o zaman anladım; korkularımla yüzleşmek yerine onları saklamak, ailemi daha büyük bir felakete sürüklemişti.
Emir günlerce babasını sordu. Ona ne cevap vereceğimi bilemedim. Bir gün parkta otururken yanımıza yaşlı bir kadın geldi: “Kızım, herkesin evinde bir sınav var. Seninki biraz daha zor belki ama saklamakla hafiflemiyor yükün.” O an gözyaşlarımı tutamadım.
Aylar sonra Murat geri döndü ama aramızdaki uçurum kapanmadı. Boşanma davası açtı. Mahkemede hâkim bana sordu: “Neden eşinizden bu kadar önemli bir şeyi sakladınız?” Sustum… Çünkü cevabı ben de bilmiyordum artık; korku mu, utanç mı, yoksa sadece yalnızlık mıydı sebebim?
Şimdi Emir’le küçük bir evde yaşıyoruz. Hayatımız daha sade ama daha gerçek. Emir hâlâ kelimeleri zor buluyor ama gözleriyle her şeyi anlatıyor bana. Bazen geceleri onun başında oturup geçmişi düşünüyorum: Eğer baştan dürüst olsaydım, belki de her şey farklı olurdu.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Korkularınızla yüzleşip gerçeği paylaşır mıydınız, yoksa benim gibi sessizliğe mi gömülürdünüz?