Bir Notun Ardında Saklı Hayatlar: Bir Salı Sabahı İstanbul’da
“Bunu neden yapıyorsun? Gerçekten mi, yoksa sadece kendini iyi hissetmek için mi?”
Bu cümle, sabahın köründe, Taksim Meydanı’nda, elimde sıcak bir döner dürüm ve karton bardakta sütlü kahveyle, önümde oturan yaşlı adamdan geldi. Gözleri, yılların yorgunluğunu taşıyordu; elleri titrek, sesi ise beklenmedik bir güçle çıkıyordu. O an, içimdeki huzursuzluk daha da büyüdü. Sanki tüm İstanbul’un ağırlığı omuzlarıma çökmüştü.
O sabah, iş görüşmem yine umduğum gibi gitmemişti. Annemle telefonda tartışmış, babamın sessizliğine yine yenik düşmüştüm. “Kendine düzgün bir iş bul artık!” diye bağırmıştı annem. Babam ise arka planda televizyonun sesini açmıştı, duymamı istemediği her şeyi susturmak için. Ben de her zamanki gibi kaçmıştım evden; Taksim’in kalabalığına karışıp kendimi kaybetmek istemiştim.
Köşe başındaki dönerciden dürümümü alıp, köhne bir kafeden kahvemi kaptığımda, yağmur yeni başlamıştı. Tam o sırada, Galatasaray Lisesi’nin önünde, eski bir gazete kağıdına sarılmış adamı gördüm. Üzerinde yırtık bir mont, ayaklarında delik ayakkabılar vardı. Göz göze geldik. İçimde bir şey kıpırdadı; belki de annemin sesinden kaçarken, başkasının sessizliğine sığınmak istedim.
Yanına yaklaştım. “Abi, aç mısın?” dedim. Başını kaldırdı, gözleriyle beni süzdü. “Açlık mı? Onu çoktan unuttum,” dedi. Elimdeki dürümü ve kahveyi uzattım. Bir an tereddüt etti, sonra aldı. “Teşekkür ederim,” dedi kısık bir sesle. Ardından cebinden buruşturulmuş bir kağıt çıkardı ve bana uzattı. “Bunu eve gidince oku,” dedi. “Şimdi değil.”
Şaşkınlıkla kağıdı aldım. “Ne bu?” diye sordum. “Belki de senin hikayen,” dedi ve gözlerini tekrar yere indirdi.
Eve dönerken kafamda binbir düşünce vardı. Annem yine aradı; açmadım. Babamdan gelen mesajda sadece “Geç kalma” yazıyordu. Eve vardığımda yağmur iyice bastırmıştı. Üzerimi değiştirip yatağıma uzandım ve adamın verdiği notu açtım.
Kağıtta titrek bir el yazısıyla şunlar yazıyordu:
“Bir zamanlar benim de evim vardı. Bir kızım, bir oğlum… Onlar büyüdü, ben küçüldüm gözlerinde. İşimi kaybettim, gururumdan sustum. Eşim hastalandı, hastane köşelerinde tükendik. Kimseye yük olmak istemedim; sustum, sustukça yok oldum. Şimdi burada oturuyorum ve geçen herkese bakıyorum: Kimisi aceleyle geçiyor, kimisi göz göze gelmemek için başını çeviriyor. Sen durdun. Belki de en çok senin ihtiyacın vardı durmaya… Hayat bazen insanı öyle bir yere savurur ki, kimse anlamaz nedenini. Ama unutma: Herkesin bir hikayesi var ve bazen en çok anlatmak isteyenler en sessiz olanlardır.”
Okudukça boğazım düğümlendi. Kendi ailemle yaşadığım çatışmalar geldi aklıma; annemin beklentileri, babamın suskunluğu… Ben de sustukça yok oluyordum sanki. O gece uyuyamadım; kafamda adamın sözleri yankılandı durdu.
Ertesi gün annemle kahvaltıda yine tartıştık. “Neden böyle yapıyorsun? Neden hiçbir şeyden memnun değilsin?” diye sordu annem gözleri dolarak. “Ben de bilmiyorum anne,” dedim sessizce. Babam yine sustu; çayını karıştırırken gözlerini kaçırdı.
O gün iş aramaktan vazgeçtim ve tekrar Taksim’e gittim. Adamı bulmak istedim; ama yoktu. Yerinde başka biri oturuyordu; genç bir çocuk, gözleri korkuyla dolu… Yanına yaklaşıp selam verdim. “Abi, burada yaşlı bir adam oturuyordu dün,” dedim. Çocuk başını salladı: “O mu? Gece polisler geldi, götürdüler galiba…”
İçimde tarifsiz bir boşluk oluştu. Sanki o adamla birlikte kendi hikayemin de bir parçası kaybolmuştu.
O günden sonra her sabah Taksim’e gitmeye başladım; bazen evsizlere simit aldım, bazen sadece oturup onları dinledim. Her birinin ayrı bir hikayesi vardı; kimi ailesinden kaçmıştı, kimi işini kaybetmişti… Hepsi görünmezdi kalabalığın içinde.
Bir gün annemle tekrar konuştum: “Anne,” dedim, “sence biz birbirimizi gerçekten dinliyor muyuz? Yoksa sadece konuşuyor muyuz?” Annem sustu; gözleri doldu yine.
Babamla ilk kez uzun uzun konuştuk o akşam; bana gençliğini anlattı, hayallerini… O da zamanında çok susmuştu; ailesinin beklentileri altında ezilmişti.
Şimdi düşünüyorum da; belki de en büyük yoksulluk, birbirimizi duymamak… Belki de en büyük evsizlik, kendi evimizde yabancılaşmak…
Siz hiç kendi ailenizde kendinizi evsiz hissettiniz mi? Ya da hiç sokakta gördüğünüz birinin hikayesini merak ettiniz mi? Bazen en büyük değişim, küçük bir adımla başlar…