Kızımı Bana Bıraktın mı?

“Elif! Elif, neredesin?” Sesim evin duvarlarında yankılandı, cevapsız. Kapıdan içeri girdiğimde ilk fark ettiğim şey, mutfak masasının üstündeki katlanmış kağıttı. Ellerim titreyerek aldım, gözlerim satırlara kaydı:

“Anne, artık dayanamıyorum. Bir süreliğine gidiyorum. Lütfen beni arama. Elif.”

O an içimde bir şeyler koptu. Kalbim göğsümde çırpınırken, beynim bu cümleleri defalarca okudu. Sanki her okumamda anlamı değişecek, Elif’in aslında şaka yaptığını anlayacaktım. Ama hayır, kelimeler yerli yerindeydi ve Elif yoktu.

Kendimi mutfak sandalyesine bıraktım. Gözlerim doldu, ellerimle yüzümü kapattım. “Ben nerede hata yaptım?” dedim kendi kendime. Son zamanlarda aramızdaki tartışmalar gözümün önünden geçti: Okul notları, arkadaş çevresi, sosyal medya… Her defasında ona ulaşmaya çalıştım ama sanki aramızda görünmez bir duvar vardı.

Telefonumu elime aldım. Aramak istedim ama notta yazan “Lütfen beni arama” cümlesi parmaklarımı durdurdu. Ya gerçekten gitmek istediyse? Ya onu daha da uzaklaştırırsam? O an, anneliğin ne kadar çaresiz bir duygu olduğunu iliklerime kadar hissettim.

Kapıdan gelen ayak sesleriyle irkildim. Eşim Murat eve gelmişti. Beni o halde görünce hemen yanıma koştu.

– Ne oldu Zeynep? Neden ağlıyorsun?

– Elif… Elif yok! Bir not bırakıp gitmiş!

Murat’ın yüzü bir anda bembeyaz oldu. Notu eline verdim, okurken dudakları titredi.

– Ne demek gidiyorum? Nereye gitmiş olabilir ki?

– Bilmiyorum! Hiçbir fikrim yok! Belki de arkadaşına… Belki de…

Cümlemi tamamlayamadım. Korkularım boğazıma düğümlendi. Murat hemen Elif’in yakın arkadaşlarını aramaya başladı. Ben ise odasına koştum; belki bir ipucu bulurum diye. Dolabının kapısı açıktı, birkaç kıyafeti eksikti. Telefonu yoktu. Demek ki planlı gitmişti.

O gece gözüme uyku girmedi. Her an kapının çalmasını bekledim. Her geçen dakika umudum biraz daha azaldı. Sabah olduğunda gözlerim şişmiş, yorgunluktan bitkin haldeydim.

Murat’la birlikte karakola gittik. Kayıp başvurusu yaptık ama polisler “Belki bir arkadaşında kalıyordur, gençler bazen böyle şeyler yapar” dediler. Onların rahat tavrı beni daha da çıldırttı.

Eve döndüğümüzde annem aradı. Sesimdeki kırıklığı hemen anladı.

– Zeynep, ne oldu kuzum?

– Anne… Elif yok… Gitti…

Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra annemin sesi titreyerek geldi:

– Kızım, sen de genç oldun… Biz de tartıştık zamanında… Ama bak, yine annene geldin sonunda. Elif de döner.

Ama ya dönmezse? Ya ona ulaşamayacak kadar uzaklaşmışsam?

Günler geçti. Her gün Elif’in odasına girip kokusunu içime çektim. Onun sevdiği yemekleri yaptım, belki gelir diye sofraya bir tabak fazla koydum. Murat işe gitmiyor, sürekli telefonla birilerini arıyordu.

Bir akşam kapı çaldı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Koştum, açtım… Ama gelen komşumuz Ayşe Hanım’dı.

– Zeynep Hanımcığım, iyi misiniz? Sizi birkaç gündür göremedim…

Gözyaşlarımı tutamadım, her şeyi anlattım ona. O da kendi oğlunun lise yıllarında evden kaçtığını söyledi.

– Merak etme, gençler bazen böyle yapar ama sonunda ailelerine dönerler. Sen de kendini suçlama artık.

Ama suçlamadan duramıyordum ki! Elif’in çocukluğunu düşündüm; bana sarıldığı günleri, birlikte parka gittiğimiz zamanları… Ne zaman bu kadar uzaklaştık biz?

Bir gece Elif’in bilgisayarını açtım; belki bir mesaj, bir ipucu bulurum diye. Sosyal medya hesaplarını inceledim. Son mesajlarında “Beni kimse anlamıyor” yazmıştı bir arkadaşına.

O an içimde büyük bir pişmanlık hissettim. Belki de onu dinlememiştim gerçekten… Hep kendi doğrularımı dayatmıştım ona.

Bir hafta sonra telefonum çaldı. Bilinmeyen bir numara… Kalbim deli gibi atıyordu.

– Alo?

– Anne…

Elif’in sesi! O an dünyam aydınlandı.

– Elif! Neredesin kızım? İyi misin? Ne olur gel eve!

– İyiyim anne… Biraz kafa dinlemem gerekiyordu… Şimdi döneceğim ama lütfen bana kızma…

Ağlamaya başladım telefonda.

– Sana kızmadım ki hiç… Sadece çok korktum! Lütfen gel…

O gece Elif eve döndü. Sarıldık uzun uzun, hiç bırakmadım onu. Murat da ağladı sessizce.

Sonra oturduk konuştuk; ilk defa gerçekten konuştuk. Ben onu dinledim, o beni anlattı. Anladım ki; bazen çocuklarımızı korumak isterken onları boğabiliyoruz.

Şimdi her şey mükemmel mi? Hayır… Hâlâ tartışıyoruz bazen ama artık birbirimizi dinlemeyi öğrendik.

Bazen hâlâ kendi kendime soruyorum: Bir anne olarak nerede hata yaptım? Sizce çocuklarımızı anlamak için ne yapmalıyız? Yoksa her anne-kız ilişkisi biraz yaralı mıdır?