Kızım Beni Terk Ettiğinde: Bir Anne Yalnızlığı

“Elif? Elif neredesin?” Sesim evin duvarlarında yankılandı, cevapsız. Mutfak masasında bir kağıt parçası, üstünde titrek bir el yazısı: “Anne, artık dayanamıyorum. Bir süreliğine gidiyorum. Lütfen beni arama.” O an dizlerimin bağı çözüldü, sandalyeye yığıldım. Gözlerim kağıda mıhlanmıştı, beynim inkarla doluydu. “Hayır, bu gerçek olamaz. Elif bana bunu yapmaz. O daha on yedi yaşında, nereye gidebilir ki?”

Telefonuma sarıldım, aradım, açmadı. Tekrar tekrar… Her seferinde daha çaresiz, daha öfkeli. “Elif! Neredesin? Lütfen aç şu telefonu!” diye mesaj attım. Cevap yoktu. O an içimde bir şey koptu. Yıllardır süren tartışmalarımız, bağırışlarımız, birbirimize söylediğimiz ağır sözler… Hepsi birden üzerime yıkıldı.

Kocam Cemal üç yıl önce bizi terk ettiğinde Elif’le baş başa kalmıştık. O günden beri aramızda bir uçurum oluştu. Ben çalışmak zorundaydım; sabahları erken çıkıp akşamları yorgun dönüyordum. Elif ise ergenliğin fırtınasında savruluyordu. Okuldan şikayetler geliyordu, öğretmenleriyle konuşmaya utanıyordum artık. “Senin annen ilgilenmiyor mu?” diye sorduklarında içim eziliyordu.

Bir akşam Elif’e bağırmıştım: “Ben senin için çalışıyorum! Senin için didiniyorum! Biraz anlayışlı olamaz mısın?” O ise gözlerini kaçırıp odasına kapanmıştı. O kapı o günden beri aramızda bir duvar olmuştu. Şimdi o duvar tamamen yıkılmıştı; Elif yoktu.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binbir senaryo… Ya başına bir şey geldiyse? Ya kötü insanlarla karşılaşırsa? İstanbul gibi bir şehirde genç bir kız… Allah’ım, ne olur koru onu! Sabah işe gitmek zorundaydım ama ayakta duracak halim yoktu. Müdürüm Ayşe Hanım’a yalvardım: “Kızım kayıp, izin istiyorum.” O da bir anneydi, gözleri doldu: “Tabii ki git, bulmadan dönme.”

Polise gittim. “Kızınız reşit değil, hemen işlem başlatıyoruz,” dediler ama seslerinde alışılmış bir soğukluk vardı. Sanki her gün onlarca anne böyle geliyordu. “Belki arkadaşında kalmıştır,” dediler. “Belki de babasına gitmiştir.” Cemal’i aradım; açmadı. Sonra mesaj attı: “Benimle ilgisi yok.”

Eve döndüğümde annem aradı: “Ne oldu kızım? Sesin kötü geliyor.” Dayanamadım, ağlamaya başladım: “Anne, Elif yok! Gitti!” Annem sustu, sonra yavaşça dedi ki: “Sen de gençken bana çok çektirdin. Ama ben hiç umudumu kaybetmedim.”

O gün boyunca Elif’in arkadaşlarını aradım, sosyal medyasına baktım, eski fotoğraflarına daldım. Her karede başka bir Elif… Küçükken bana sarılan, birlikte kek yaptığımız, ilk defa bisiklete bindiğinde düşüp ağlayan Elif… Sonra büyüdü, uzaklaştı. Ben ise hep çalıştım, hep yoruldum.

Akşamüstü kapı çaldı; komşum Zeynep Hanım geldi. “Bir şey duydum,” dedi fısıltıyla. “Elif’i dün akşam parkta görmüşler.” Hemen montumu kaptım, parka koştum. Her köşede Elif’in siluetini aradım ama yoktu. Bankta oturup ağladım. Yanıma yaşlı bir adam oturdu: “Kızını mı kaybettin?” diye sordu. Başımı salladım. “Benim oğlum da yıllar önce gitti,” dedi sessizce. “Ama döndü sonunda. Anneler bekler.”

O gece Elif’in odasına girdim; yatağına uzandım, kokusunu içime çektim. Dolabında eski bir defter buldum; sayfalarını karıştırırken bir yerde durdum:

“Annem beni anlamıyor. Hep yorgun, hep sinirli. Keşke onunla konuşabilsem ama korkuyorum.”

Gözyaşlarım deftere damladı. Ben ne zaman Elif’ten bu kadar uzaklaştım? Onun korkularını, yalnızlığını neden göremedim? Kendi yorgunluğuma o kadar kapılmıştım ki onun feryadını duymamıştım.

Ertesi gün okula gittim; rehber öğretmenle konuştum. “Elif son zamanlarda çok içine kapanıktı,” dedi kadıncağız. “Bazen çocuklar evdeki sorunları dışarıya yansıtamazlar.”

Akşam eve döndüğümde kapının önünde bir çift ayakkabı… Kalbim deli gibi atmaya başladı. Kapıyı açtım; Elif salonda oturuyordu, gözleri şişmişti.

“Elif!” diye koştum yanına. O ise başını eğdi: “Anne… Özür dilerim.”

Onu kollarıma aldım; ikimiz de ağladık uzun uzun.

“Beni hiç anlamıyorsun sandım,” dedi hıçkırarak.

“Ben de seni kaybetmekten korktum,” dedim.

O gece sabaha kadar konuştuk; ilk defa birbirimizi dinledik gerçekten.

Şimdi düşünüyorum da… Acaba anneler ve kızları neden bu kadar kolay birbirinden uzaklaşabiliyor? Biz birbirimizi anlamak için neden bu kadar geç kalıyoruz?

Sizce de bazen en yakınlarımızı en çok biz mi yaralıyoruz?